Bebeği Nasıl Giydirelim?

Huysuz ve çok bilmiş teyzeler vardır ya hani, sürekli şikayet edecek bir şey bulurlar… Kendimde de o potansiyeli görüyorum, şimdilik yaştan dolayı teyze muamelesi görmüyorum ama yeterince yaşlanınca kesin yüksek sesle sokurdanmaya başlarım ben 🙂

Tamam, kimsenin çocuğu beni ilgilendirmez, kendi işime bakmalıyım ama bazen tutamıyorum kendimi, yazık o bebelere… Birkaç basit düzeltme ile daha rahat büyütebilecekken anneler hem kendilerine, hem bebeklerine işkence ediyorlar bence.

Genel anlamda gıcık olduğum 2 tip bebek giydirme şekli var :

  1. Kat kat hatta kat kat kat kat kat kat…
  2. Çıplaktan hallice…

Kat Kat Kat Kat Anneler

Eski tip bir anne modelidir. Bebeğini lahana gibi kat kat giydiren anneler, oldukça evhamlı bir türdür ve bu türü bebeğin üşümediğine kesinlikle inandıramazsınız. Çocuk şıpır şıpır terler, belli ki sıcaklamış; annesi “bizim çocuk da çok terliyor” der, arkasına tülbent sokuşturur. Canım kardeşim, üzerindeki yün yelekle battaniyeyi kaldırsan çocuk terlemez derim. A, üşür o zaman derler… Hatta daha çok küçük ya, o yüzden vücut sıcaklığını ayarlayamıyor. Bak, elleri buz gibi falan derler. Ben 15 yaşında bir genç kız olsam, çocuklarım olmasa da öylesine konuşuyor olsam bu cevabı hak edebilirim ama çocuğun üşüdüğü elinden belli olmaz ki! Bunu herhangi bir kaynaktan öğrenebilirsiniz… Kulaklar, burun, eller, hatta ayaklar bile üşüme göstergesi değildir. Boynu ve sırtı sıcak olacak, olay o. Sonuç itibariyle bu bebeklerin çoğunda terlemeye bağlı isilik gibi deri hastalıkları görülür. Büyüdüklerinde de alıştıkları gibi kat kat giyinmeye devam ederler, yoksa üşürler gerçekten.

Üşümez o Anneler

Bu tip yeni türedi ve genç anneler kulvarında baya popüler bir kategori… Az giydiriyor diye birilerini garipseyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama bunu da gördüm çok şükür 🙂

Kendim, yapı itibariyle çok üşüyen bir tip değilim. Çok kalın giyinemem, kazak gibi yünlü şeyler giyemem, hemen kaşınmaya başlarım, yaz-kış penye tipi giyinirim. Kendim sevmediğim için çocuklarıma da kazak pek giydirmem, en fazla içi tüylü kalın penyeler. (Sweatshirt’ün Türkçe karşılığı yok herhalde, değil mi? Çünkü bahsettiğim şey kazak değil. )

Bu tip anneler ise olayı çok farklı bir noktaya taşıdılar : mesela Ekim ayındayız, çocuk tek kat kısa kollu atlet giyiyor sadece. Ben diyorum ki, bu çocuğun üzerine bir body, bir şey giydirmek lazım, tek kat işi eylül itibariyle bitti artık. Annesi üşümez o diyor. Ocak ayındayız, yerlerde kar var. Bir arkadaşımla buluştuk, bebeği o zamanlar 1 aylık falandı, bir kat battaniyeye sarmış getirmiş. Bebeğin üzerinde de sadece tek kat patikli tulum, o kadar… Bacakları, göbeği, ayakları, sırtı donmuş çocuğun. Ben yine tutamadım kendimi, hırka giydirelim mi? dedim. Hayır, böyle alışacak dedi. Bir başka seferde, İstanbul ekimindeyiz. 1,5 aylık bir bebeği kucakladım, yine tek kat patikli tulumla duruyor. Evdeyiz ama olsun, bebek küçücük. Annesi şikayet ediyor, uyurken sıçrayarak uyanıyormuş gazdan. Ev ciyak ciyak… Bebeği kucakladım, biraz sırtından pışpışladım, sonra oturduğum yerde göbeğime yasladım, bir saat uyudu, annesi şoka girdi. Çünkü bebekler sıcak sever…

Çocuğun hava koşullarına pek de bağlı kalmadan vücut ısısını ayarlamayı öğrenmesini sağlamaya çalışıyorsunuz. Alıştırmaya çalıştığınız şeyi anlıyorum ve saygı duyuyorum. Ben de hayatta kalma becerilerini geliştirecek uygulamalar yapmamız ve çocuklarımıza öğretmemiz gerektiğini düşünüyorum ama şu noktada ayrışıyoruz : siz diyorsunuz ki nasıl alışırsa öyle gider, ben diyorum ki her şeyin zamanı var. Ben otorite değilim ama kısa süreli uyku, inleme, huysuzluk, gaz, soğuk algınlığı, ateş vs varsa sebebini çok uzaklarda aramayın derim.

Mevsimine Göre Anneler

Bence bebekler için en doğru giydirme şekli, mevsimine göre giydirmedir. Yaz sıcağında 3 kat giydirmek nasıl mantıksızsa, kış soğuğunda da tek kat giydirmek o kadar mantıksız geliyor bana.

Yazın çoğunlukla tek kat atlet yeterlidir. Özellikle de giderek sıcaklaşan bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek… Haziran sonu doğan oğlumu tüm yaz sadece atletle gezdirdim. Bacakları açıktaydı, çoğunlukla ayağında çorabı vardı. Uyurken de ince bir penye battaniye ile örterdim. Çok fazla terlemeden, üşümeden büyüdü gitti 🙂

Kışın evde atlet üzerine eşofman veya ince 2 kat; dışarı çıkarken eşofman içine uzun çorap veya patikli tulum, üste de bir kalın battaniye, kafasına bere yeterlidir diye düşünüyorum. Soğuk kış günlerinde uzun kollu atlet giydirirdim. Siz çok soğuk bir yerlerde yaşıyorsanız üzerine bir tane daha battaniye ekleyebilirsiniz, Ege’de kış çok çetin geçmiyor. Bebekken mont veya palto yeterince koruyucu olmuyor bence, bu yüzden battaniye daha kullanışlı. Özellikle de ortadan fermuarlı, giyilebilir yorgan gibi bir model var, onu kesinlikle tavsiye ederim. Bebek yürümeye başladıktan sonra da mecburen mont / palto. Son olarak arabayla 10-15 dakikadan uzun yolculuklara çıkarken montunu veya battaniyesini açmanızı tavsiye ederim; bence terlemesi, üşümesinden daha tehlikeli. (Ana kucağı zaten dar ve terletici… )

Bilmiş teyze modumdan çıkayım, özüme döneyim. 🙂

Herkesin kendine has bir annelik stili var malum, bu yüzden dışarıdan müdahaleleri çok doğru bulmuyorum. Biri bana bıdılandığında hemen yüzümün düştüğünü, sana ne kardeşim, çocuk benim değil mi? aaaa diye içten içe carladığımı ve hemen o kişiyi kara listeye aldığımı itiraf etmeliyim 🙂 Ancak tecrübeye güveniyorum ve en azından öneriye şans veriyorum. Tarif ettiğim annelerden biriyseniz, umarım önerilerime kulak verirsiniz, soruna çözüm olmazsa da özünüze dönersiniz.

Anne Sütü Hakkında

İnternette anne sütü artırıcı şeklinde aramalar yapıyorsanız, siz de içtiği sudan süt yapan şanslı tayfadan değilsiniz demek ki.. O zorlu süreci maalesef yaşadığımı ve kendimi hep yetersiz hissettiğimi söylemeliyim. Yani bir anlamda kader arkadaşıyız ve ben şimdi öğrendiğim şeyleri anlatıp bebeğinizin süt nasibini artırmaya talibim.

Anne Sütü Evreleri

Öncelikle yeni doğum yaptıysanız göğüslerinizin süt fabrikasına dönüşmesini beklemeyin. Her şey yavaş yavaş… Bebeciğinizin karnının bir fındık ya da ceviz kadar olduğunu düşünürsek; iki saatte bir, iki kaşık kadar bol malzemeli kolostrum üretseniz yeter. Kolostrum bol yağlı, sarı bir sıvı. Halk arasında ağız sütü olarak da bilinir ama benim süt demeye dilim varmıyor, bildiğin protein katkılı yağ… Aşağı yukarı bir hafta kadar bebiş bu malzemeyle besleniyor, ardından kolostrum yerini geçiş sütü denen açık sarı bir süte bırakıyor. Bir hafta kadar da bu yağlı sütle beslendikten sonra olgun süt evresi başlıyor. Bu süt, bebeğinizi emzirdiğiniz sürece formülü değişse de kıvamı değişmeyecek süttür.

Meme Yaraları

Doğumdan sonra emzirme gibi bir eyleme katiyen alışık olmayan meme uçlarınız hemen isyan bayraklarını açıp sızlanmaya başlayacak. Hatta abartıp yarılacaklar, kanayacaklar falan… Merak etmeyin, emzirmekten yılmayın, canınızın çok acıdığını biliyorum ama bu süreç geçici. Bu arada canınız gerçekten çok acıyorsa, bebeği emzirme pozisyonunuzda veya bebeğin memeyi tutma şeklinde bir sıkıntı olduğunu söyleyebilirim. Konu ile ilgili daha detaylı bir anlatım için bkz : La Leche League

Meme uçları için en iyi krem bence Lansinoh. Anne sütünü meme ucuna sürmek de işe yarar derler ama bende yaramadı. Ayrıca son dönemde baya popüler olan gümüş başlıkları da tavsiye ederim. Bizzat kullanmasam da küçük yeğenim sayesinde tekrar yenidoğan malzemelerine geri döndük malum 🙂 Gümüşün iyileştirici ve antibakteriyel özelliğini biliyoruz, kullanan herkes de çok memnun.

Süt Artırıcı Besinler

Öncelikle kabul etmemiz lazım ki kimi emziren anneler çok şanslı, kimileri değil. Kimi memeler çok kaprissiz, kimisi değil… Kimi anneler hiçbir ekstra çaba göstermeden emzirebilirken (hatta o süreçte incelip tığ gibi olurken) kimi anneler tahin, dere otu, yumurta, boza, kuru incir vb gıdaları tüketmeden süt yapamıyor bir de üzerine kilo alıyorlar… Maalesef ki ikinci gruptayım ve kimsenin “en önemli şey su tüketimi, süt yapmak için sadece dengeli beslenme ve su içmek yeterlidir” ukalalığını çekemeyeceğim. Evet, bu formül birçok annede işe yarıyor muhakkak ama litre litre su içip, gayet sağlıklı ve doğal beslenen bazı annelerin yine de çabalaması gerekiyor. Ayrıca her süt artırıcı besin her kadında işe yaramadığı gibi, aynı besin kadının iki farklı emzirme döneminde de işe yaramıyor. Bunu bizzat yaşadım ve yaşarken de çok garip gelmişti. İlk çocuğumda en çok tahin helvası yiyerek süt üretirken ikinci çocuğumda en çok pişmiş soğanla süt ürettim…   

Listenin oldukça kişisel olduğunu hatırlatarak kabaca bir listeleme yaparsam : 

  • Dere otu ve ısırgan otu en çok tüketilmesi gereken yeşiller. 
  • Süt kalitesi için öncelikle ceviz, yumurta, kırmızı et ve balık şart. 
  • Kuru börülce ve yulaf en çok süt yapan tahıllar.
  • Taze soğan ve pişmiş soğan 
  • Bulgur pilavı
  • Mısır patlağı
  • Boza
  • Tahin helvası
  • Pişmiş kuru incir ve suyu
  • Çekirdeksiz üzüm 

Süt Yapan Yiyecek Dışı Şeyler

  1. Mutluluk : Annenin mutlu olması, huzurlu olması, mevcut hayatından hoşnut olması süt üretimini artırıyor. Hatta sevdiği şeyleri yapması, sevdiği yiyecekleri yemesi… Çok sevdiğim bir restorana gidip yemek yediğimde, normalden çok sütüm olduğunu çok net biliyorum. Mutluluk şart..
  2. Uyku : Lohusa döneminde annenin bol bol uyuması kesinlikle süt üretimine katkı sağlıyor. Sütün bittiyse bir bardak su içip uyu, bir saat sonra çocuğunu emzir… Mottomuz klasik : bebek uyuduğunda, sen de uyu!
  3. Yardım : İster eşten, ister anneden – kayınvalideden, ister bakıcıdan, vs yardım şart. Mesela ilk 7-10 gün anne hiç bebeğin gazını çıkarmakla, altını temizlemekle veya bebeği uyutmaya çalışmakla uğraşmamalı. Eğer fırsatınız olursa bu kıymetli zamanları dinlenip toparlanmakla ve süt üretmekle geçirmenizi dilerim.
  4. Şımartılmak : Bu biraz mutluluk ilkesine benziyor ama eşe çok iş düşüyor. İçten içe mutsuz olan yeni anneye, eşi tarafından moral verilmesi ve destek olunması çok önemli. Çünkü hayatımıza bebek girince çoğunlukla afallıyoruz, küçücük bir bebek tüm zamanımızı alıyor. Sütü, uykusu, altı, üstü derken tüm gün bitiyor. Birden hamilelik kiloları, evin dağınıklığı, üstümüzün paspallığı, bebeğin ağlaması, yeni anne tecrübesizliği, sürekli emzirme ve uyutma süreci; kendimizi şişman, çirkin ve işe yaramaz hissetmemize sebep olabiliyor. Her şeye yetişmeye alışık olan ruhumuz, bebeğin derdini anlayıp onu susturamadıkça kırılıp parçalanıyor ve o yetersizlik duygusu ile ya daha ağlak, ya daha manyak olabiliyoruz. İşte tam da bu noktada, eş faktörü tamamen yapıcı olarak devreye girmeli. Hamilelik sürecinde eşini kaybeden veya terk edilen yeni annelerin de sağlıklı bir süreç geçirebilmesi için psikolojik destek almasını öneririm. İki lohusalığımda da maalesef bu desteği ben göremedim, daha çok “çok yeme, kilo alıyorsun. Süt üreteceğim diye kafayı yedin iyice! Bıktım bu süt muhabbetinden, emmeyiversin mama verir geçeriz. Herkes emiyor mu sanki? Senin kendinle derdin ne, nasıl verilecek bu kilolar ? Yeme, yeme, yeme… ” Yediğim bir dilim tahin helvası, ocakta kaynayan incir suyu veya elimden düşürmediğim dere otu tabağım adamın gözüne batmıştı ve gerçekten o kadar sinir oluyordum ki bunun sütüme yansıdığına eminim. Hem miktar, hem de stres hormonu olarak…
  5. Sütü düşünmemek : Uzun süre emziren bir çok kadın süt üretmek için ekstra hiçbir şey yapmamış, hatta göğüslerini sağmamış bile. Bu da bana memelerimizin süt kapasitesi konusunda eşit olmadığını ve ayrıca rahatlığın hayatın her alanında olduğu gibi süt üretiminde de etkili olduğunu düşündürüyor. Emzirme olayını hayatın olağan bir süreci olarak kabul edip mevcut duruma ayak uydurduğunda vücudun da uyum sağlıyor. Ben bu “düşünmeme” işini pek beceremedim çünkü sürekli ağlayan bebeğimin hep “aç olduğu için” ağladığına inandırıldım. Bazen en yakınımızdaki insanlar, hatta iyiliğine şüphe duymayacağımız annelerimiz bile bize kötülük yapabiliyor. İstemeden, bilmeden… Halbuki bir düşün, çocuğun sürekli aç olsa nasıl gelişecek, nasıl kilo alacak, nasıl kaka yapacak ? Her hafta doktora gidiyorsun, doktor bir şey demez mi ? Onun derdi başka diye düşünsene… Düşünemiyorsun o kafayla, sürekli sıkılıp kendini baltalamaya devam ediyorsun. Daha doğrusu ben yaptım, siz yapmayın 🙂 Bebek gelişiyorsa, sütünüz yeterlidir; sütünüzün yettiğini, bebeğinizin büyüdüğünü düşünürseniz, sütünüz de artar, nokta.

Rezene Hakkında

İlk doğumumda hastaneden çıkmadan elime bir emziren anne içeceği kutusu tutuşturdular. Zaten emzirme hakkında pek bilgili değildim, o kutuya sevgiyle sarıldım. İlk kutu bittikten sonra kendi kendime dedim ki , süt yapıcı bitkileri granül olarak değil de orijinal olarak tüketsem daha çok sütüm olmaz mı? Sonuçta bunlar işlenmiş gıda.. Sonra içerikten rezeneyi seçtim. Zaten rezene, birçok kaynakta süt artırıcı olarak geçiyordu. Önce aktardan aldım, sonra doğrudan yeşil bitkisini alıp tükettim ama şaşırtıcı bir şekilde ne zaman rezene tüketsem hep karnım ağrıdı ve iki bebeğim de ekstra huysuzlaştı. O zaman rezenenin bize dokunduğuna karar verip hazır içecekten eser miktarda almaya karar verdim. Bunun bize has bir saçmalık olduğunu düşünüyordum ki, çevremde 3-4 yeni annede daha ağrı ve gaz sorunu olduğunu öğrendim. Rezeneye ara verdikten kısa bir süre sonra bebeklerinin gaz sancıları azaldı. Hepsi aile dışından annelerdi, yani ailesel saçmalığımız değilmiş.. 🙂 Demek ki rezene biraz şahsına münhasır bir bitki oluyor; kimine süt yapıyor, kimine gaz… Süt artırıcı olarak rezene içiyor ve bebeğinizin resmen kıvrandığından şikayet ediyorsanız, rezeneyi kesip birkaç gün denemenizi tavsiye ederim. Belki siz de rezeneye hassasiyet gösteriyorsunuzdur ?

Malt İçecekleri, Emziren Anne Çayları ve Damlalar

Elbette sütüm olsun diye çırpınırken bu ürünleri kaçıracak değildim, iki tipten de birkaç marka deneyimim var. Öncelikle malt içeceği olarak satılan ve tat olarak pekmezden hallice olan ürün gruplarından bahsedeyim: o dönem bir bebek marketinde 2 al 1 öde gibi bir kampanyadan 24lü bir kasa almıştım ve her gün düzenli içtim. Sütüm boldu ama hem yeni doğum yapmıştım, hem de mevsim yaz olduğu için baya sıvı tüketiyordum. O yüzden süt kaynağımı doğrudan malta bağlayamıyorum ama maalesef kilo yaptığı kesin… Çünkü doğumdan sonra 10kilo almamın başka bir açıklaması yok… Belki ilk doğumum olsaydı, vücut yapımı bilmediğim için doğrudan hedef gösteremezdim ama yediğim tahin miktarı bu kadar kilo yapmıyor, tecrübe ile sabit 🙂 Bu yüzden zor zamanlar dışında çok tüketmeyin derim. Öte yandan bitkisel olduğu iddia edilen granül çayların içimi kolay ve pek kilo yapmıyor. Aslında baya şekerli olduğu ve işlenmiş gıda olduğu için pek içime sinerek kullanmadım ama süt yapıyor mu? Bence yapıyor… Psikolojik de olabilir ama ne zaman granülleri kessem sütüm biraz azaldı. Zaten tüm çabanın sütü “biraz” artırmak olduğunu düşününce bu ürünlerin tüm emzirme sürecinde hep yanımda olduklarını söyleyebilirim. Umut fakirin ekmeği malum, süt artırıcı damlaları da denedim. Düzenli kullanmama rağmen gözle görülür bir fark yaratmadığı için tek pakette maceranın sonuna geldik.

Pompa Kullanımı

İster manuel, ister elektrikli ilk günden itibaren pompa kullanmanızı tavsiye ederim. Neden ? Çünkü miniş bebeğiniz çok savaşçı bir ruh olsa bile meme ile savaşını ilk günlerde kaybetmeye mahkum maalesef… O minicik çeneler hemen yorulduğu için memeyi tamamen boşaltamıyorlar. Bu sefer kendinden akıllı meme şöyle düşünüyor : “içeride süt kaldığına göre üretimi azaltmalıyım” İşte bu noktada bebeğimi beslemeliyim çılgınlığına düşmek üzere olan memelerin hevesini kırmamak ve üretimi coşturmak lazım. Formül : önce emzirin, sonra sağın. En pratiği emme işleminden sonra bebeği birine emanet edip 15-20 dakika sağma işlemi yapmak. Evde kimse yoksa, bebeğin gazını çıkarıp beşiğine bıraktıktan sonra sağma işlemini yapmalısınız. Ortalama 1-1,5 ay bunu yapmak lazım. Benim pompaya karşı ön yargılarım vardı, emzirmeyi çok sevdiğim için bütün sütü doğrudan vermek istedim, araya biberon veya kaşık girmesini istemedim ama sonradan çok pişman oldum, 3. aydan sonra pompa kullanmaya başladım ki o bile fark yarattı diyebilirim. Hastayken, yorgunken veya uykuluyken 3 aylık bir bebek bile memeyi tamamen boşaltamıyor!

Sütü Saklama

Bol bol süt üretiminiz varsa bunu telef etmeyin, saklayın. Bebeğiniz bir memeyi emerken öbür memeyi sağıp boşaltabilirsiniz. Bebeğiniz iki memeyi de emiyorsa emzirdikten sonra sağabilirsiniz. Benim dipfrize yetecek kadar sütüm olmadı ama zaman zaman dolapta yedeklediğim biberonlarım oldu çok şükür 🙂 Onların buzdolabındaki varlığı bile anne sütünü artıran bir neden bence, çünkü görünce mutlu oluyorsun. Siz kaşık tercih edebilirsiniz ama ben küçük bebeklerde cam biberon tercih ediyorum. Buzdolabından çıkardığım biberonu sıcak suyun içinde bekletip benmari usulü ile ısıtıyorum ve bebeğime vermeden önce mutlaka bileğimde sıcaklık testi yapıyorum. Normalde vücut sıcaklığında ayarlamak lazım ama ben bebeğin boğazını yakmayacak şekilde bir tık daha sıcak hazırlarım. Dipfrizden çıkan sütü eritmek için ise önce musluk suyunda süt torbasını mıncıklayıp eritiyorum sonra biberona aktarıp yine benmari usulü ısıtıyorum.

Hastayken bebek emzirilir mi?

Bebek hastayken de, anne hastayken de emzirme işlemi devam edebilir. Bebecik hastayken kendini en güvende hissettiği yerde olmak ister, emerken rahatlar, mutlu olur, daha çabuk iyileşir. Anne hastayken de süt aracılığıyla bebeğine gerekli antikorları aktarır, bebeğini hastalıktan korumuş olur. Ama aynı ortamda çok bulunmamak, öksürüp etrafa mikrop saçmamak, yakın temastayken maske kullanmak gibi önlemler alsa hiç fena olmaz, söz konusu küçücük bir bebek sonuçta…

Yeni doğana su verilir mi?

Bizim annelerimiz bize su, ıhlamur, kimyon çayı gibi şeyler vermiş. Bir sorun olmuş mu? Olmamış… Zaten su gibi bir nimetin zararlı olabileceği düşünülemez lakin düşünmemiz gereken şey, bebeğimizin kapasitesi sınırlı olan göbüşünü anne sütü ile doldurmak varken neden suyla dolduralım sorusu. Anne sütü o kadar mucizevi bir şey ki, içinde bebeğin ihtiyacı olan her şey mevcut. Suyu, proteini, yağı… Haziran sonunda doğum yapmış bir anne olarak, su vermem konusunda büyüklerimden baya baskı gördüğümü söyleyebilirim. Su vermedim. Dediler ki hava çok sıcak, çocuğa işkence yapıyorsun. Kendin su içmeden durabiliyor musun? O da can, susar. Elbette susar, susarsa da sütünü emer, susuzluğunu giderir. Hem suyun yanında başka besinler de alır, gelişir; hem de memeye süt bitiyor sinyali gönderip süt üretimini artırır, misss..

Anne sütü yoksa…

Anne sütü süper bir şey; hem sağlıklı, hem pratik, hem ekonomik ama bazen göğsün yapısal durumu, annenin veya bebeğin sağlık durumu yüzünden anne sütü verilemebiliyor. Faydalı süt, faydasız süt gibi bir ayrım yapmak istemiyorum ama bazı annelerin sütü bebeğin gelişimini sağlayamıyor veya süt dokunduğu için bebekte sindirim problemleri yaşanabiliyor. Annelerin ilaç kullanması, ameliyat olması gereken durumlar olabiliyor. Göğüs ucu emmeye veya sağmaya uygun olmayabiliyor. Çok fazla ihtimal var ama hiçbir şey annenin bu sebeple kendini paralamasına değmez. Bahaneler üretmemize, kendimizi suçlamamıza, kötü hissetmemize gerek yok; emzirme kısmı anneliğin sadece ufak bir kısmını kapsıyor. Sütünüz varsa ve bebeğinize yarıyorsa emzirirsiniz, yoksa da mama verip yolunuza devam edersiniz. Kamu spotlarının, doktorların, diğer annelerin, anne bloglarının vs baskısıyla stres yapmaya gerek yok. Sütün az olması dolayısıyla yaşanan çırpınış durumunu çok iyi bildiğimden şahsi fikrim, bir annenin bebeğine süt vermek için elinden geleni yapması ve keyfi sebeplerle sütü kesmemesi ancak mücbir sebepler varsa da çok takılmadan yola devam etmesidir. İnsan o kafayla, o hormonlarla bunu düşünemiyor; hatta bebeğini iki ve üzeri yıl emziren annelerin yanında kendini kötü, ezik hissediyor. Şimdi dönüp baktığımda “amaaaaan, nelere takılmışım öyle… Çok emzirince iyi anne, emziremeyince kötü anne mi olunuyor sanki?” diyebiliyorum. Uzun süre emzirdiği için böbürlenen annelere de gülüp geçebiliyorum artık. Anneliği ile ilgili anlatabileceği başka bir şeyi yoksa demek ?!?

Sütten Kesme

İşte hiç uğraşmak zorunda kalmadığım bir anne sütü mevzusu… Benim çocuklarım kendileri karar verip bana iş bırakmadılar. Ben sabah kalkıp “hadi bakalım, meme vakti” dedim, onlar kahvaltı tercih etti. Gün içinde sordum, kafa çevirdiler; uyumadan sordum, istemediler. Ben de zaten kasarak yaptığım sütün ucunu bırakıverdim… Kendiliğinden çekildi, hiçbir ağrı sızı, kitleleşme olmadı. Kızım memeyi bıraktıktan 2 ay kadar sonra tekrar emmek istedi, denedik; 2 gün anca sürdü… Oğlum bu işi yaptığında 6 aylıktı, 2 ay kadar her seans sağarak besledim. Sağmaya devam edebilirdim ama duygusallıktan çıkan bu iş çok disiplin istiyor. Bense dakik davranmak zorunda olduğum düzenli işlerde çok sıkılıyorum…
Böylece süt serüvenim bitmiş oldu… Sütten kesme konusunda pek deneyim sahibi olmasam da söyleyebileceğim tek şey, bebeğin ve annenin buna hazır olması şart.. Sonra da yaşasın özgürlük! 🙂 Uzun süre emziren annelerin çoğu son demlerinde artık baygınlık geçiriyor olur çünkü emzirme eylemi kıyafet seçiminden tut arkadaşınla yapacağın muhabbete kadar her şeyi etkiler. Tam biraz muhabbet edelim dediğinde 2,5 yaşındaki küçük canavar gelip seni emmek ister; emzirme örtüsü ile ortamı kurarsın, sıkılır örtüyü açmak ister; konuşursan gülersen, rahatsız olur, susmanı ister, vs vs Her ne kadar var olan sütü kesme taraftarı olmasam da, süt dişlerini komple çıkarmış, yemek yiyebilen, konuşabilen, koşup zıplayabilen çocukların emme olayı için biraz büyük olduklarını düşünüyorum; adam kucağına sığmıyor, hala emziriyorsun… Emdiği için bazı gıdaları almayı reddediyor ve küçük bir bebek gibi anneyi bağlıyor, bence gereksiz. Yine de seçim annenin tabi.

Anne sütü gebelikten korur mu?

Süt salgılamak için gereken prolaktin hormonu gebe kalmayı engelliyor ama yine de süte güvenip tedbiri elden bırakmamak lazım. Çünkü nice anne aynı gaflete düşüp sürpriz gebelikler yaşıyor. Evde süt emen bir minik varken yeni bir miniğin gelecek olması biraz korkutucu ve birazdan daha fazla yıpratıcı…

Tandem Emzirme

Emzirirken tekrar bebek beklemeye başlarsanız, emzirmeyi kesmek zorunda olmadığınızı savunan yeni bir akım. Ya da ben yeni duydum diyebilirim. Hamilelik boyunca emzirmeye devam, bebek doğduktan sonra da ikisini emzirmeye devam… Tandem emzirmeye gönül vermiş ve bunu başarmış tüm annelere selam olsun! Bu inatçı kadınlara saygı duyuyorum… Bkz : Tandem Emzirme

Son olarak herkese ağrısız acısız, bol sütlü, çok mutlu günler diliyorum.

Yenidoğan Sarılığı – Anne Sütü Sarılığı

Haftalarca bekledik, bir şekilde doğumu da gerçekleştirdik, artık bebeği alıp bir daha hastane yüzü görmek istemiyoruz, değil mi ? Tabi öyle bir dünya yok…

İki çocuğumu da cuma günü doğurdum, pazartesi günü aile merkezine gidip topuk kanlarını verdik. (Lohusa annelere, gitmelerini pek tavsiye etmem; bebek çığrındıkça ben de çıldırdım orada… ) 1 haftalıkken de rutin çocuk doktoru muayenelerine başladık. Ben kabul etmesem de bebeğim giderek sararmaya başlamıştı ve en sonunda doktorumuz “hastaneye yatacaksınız” dedi… O an dünyam nasıl da başıma yıkılmıştı, nasıl da tüm gece ağlamıştım; dün gibi hatırlıyorum…

Efendim, yeni doğan sarılığı denen bir şey var. Doktor olmadığım için terim kullanamıyorum ama kan hücrelerinin parçalanması ile ortaya çıkan bilirubin isimli maddeyi bebeğin karaciğerinin işleyip atamamasından kaynaklanıyor. Vücut bu sarımsı maddeyi dışarı atamadığı için göz aklarına kadar sararmaya başlıyor. Normalde 1 hafta gibi bir sürede başlayıp bittiği için birçok anne sarılığı bile fark etmiyor da “doğduğunda böyle değildi, bebeğin rengi açıldı” diyor 🙂 İlk etapta bebeğin kara-sarı görüntüsü dışında bir sorun teşkil etmese de kandaki bilirubin değerinin çok yükselmesi kan değişimi ile sonuçlanabiliyor. Bu tip bir işleme gerek duyulmaması için fototerapi denen bir yöntem ile bebeği mavi – beyaz ışık altında tutuyorlar. Bu ışık, bilirubinlerin parçalanmasını ve vücuttan daha kolay atılmasını sağlıyor. Nitekim kızımı 1gece, oğlumu 1+2 gece hastanede yatırdıktan sonra kanındaki bilirubin değerleri bir hayli düşmüştü.

Fototerapi İşlemi

  • Gezici fototerapi üniteleri ile bu işlemi ev rahatlığında yapmak mümkün. Ancak gezici üniteler, hastanelerdeki üniteler kadar güçlü değilmiş. Bu yüzden bize tavsiye etmediler.
  • Bebek, çıplak bir şekilde sadece bezi ve gözlerine takılan gözlük ile bir kuvöze yatırılır. Fototerapi ne kadar çok yüzeye temas ederse o kadar etkili olur. Çocuğun pozisyonunu sürekli değiştirmek gerekir.
  • Mavi-beyaz ışık kaynakları kuvözün etrafına kurulur.
  • Anne veya refakatçi sürekli bebeği gözlem altında tutmalıdır. Çünkü bu küçük yaramazlar durdukları yerde durmaz ve o bantlı gözlükten nefret ederler. Küçücük parmaklarıyla sürekli gözlüğü kurcalayıp dururlar… Ancak ışınlar göze zarar verebilir.
  • Anne veya refakatçi sürekli bebeğin vücut ısısını kontrol etmelidir. Her ne kadar ışın altında belli bir sıcaklık oluşsa da birkaç günlük bir bebekten söz ediyoruz, sarılıktan yırtıp zatürre yapmamaya gayret ediyoruz.
  • Anne, sütü varsa emzirerek veya sağarak; yoksa mama ile düzenli olarak besleme yapmalıdır. Zira bilirubinin vücuttan atılması için bebeğin sıvı alımı çok önemlidir.
  • Anne veya refakatçi bebeğin bezini kontrol etmelidir. Bezi ne kadar çok kirlenirse o kadar sevinebilirsiniz. Kakası yeşillendikçe bebek parçalanmış bilirubinleri vücuttan atıyordur.
  • Fototerapinin ne kadar süreceğine doktor karar verir, genelde 24-48 saat yeterli oluyor. İşlem bittikten sonra bebekten kan alınıp bilirubin seviyesini kontrol ediyorlar.  Ancak bu kan alma işleminde herkesin deneyimli hemşireye denk gelmesini dilerim. Deneyimsizi baya can sıkıcı , can acıtıcı oluyor….

Sarı bebeklerin annelerine tavsiyeler…

İki çocuğu birden fototerapi almış bir anne olarak o günleri hatırladığımda yine canım sıkılıyor ama minicik bebeklerin maruz kaldığı başka sorunları düşündüğüm zaman, en kötüsü bu olsun diyorum.

  • Bebeğinize “anne sütü sarılığı” teşhisi konursa ve bebeğinizin fototerapi alması gerekirse canınızı sıkmamaya çalışın. Biliyorum, hastane ortamı pek sevimli bir ortam değil. Biliyorum, uzaktan konuşmak kolay… Ama sizin güçlü olmanız çok önemli, moral anne sütünü doğrudan etkileyen bir şey. İlkinde şok yaşadığım için , ikincisinde bebeğim yeni doğan yoğun bakım servisine alındığı için kendimi tutamadım ve o kadar üzüldüm ki sütüm inanılmaz etkilendi… Normal olarak ikinci çocukta daha metanetli olacağımı düşünmüştüm ama 3 günlük bebeğimin yüzünü görmeden, onu emziremeden, 2 saatte bir koştura koştura sütümü sağmaya giderek yoğun bakım servisi kapısında beklemek beni çok yıprattı. Orada başka türlü hayat mücadelesi veren bebeklerin annelerine kıyasla ben daha şanslıydım ama gel de bunu lohusa yüreğime anlat…
  • İkinci olarak, bebeğin bilirubin seviyesi normal denebilecek noktaya geldiğinde bile rengi hemen açılmayacak. Cildin sarı olma durumu 2-2,5 ay devam edecek. Önce el ve ayaklardan, en son da göz aklarından çekip gidecek ve bebeğiniz gerçek cilt rengine kavuşacak.
  • Bebeğiniz için yapabileceğiniz en iyi şey onu durup durup emzirmek. Ne kadar çok sıvı alır beslenirse, o kadar çabuk normalleşir.
  • Bebeğinizi görenler “rengi biraz şey gibi, değil mi?” (o “şey” neyse?) Neden bu kadar sarı bu çocuk? , Bir rahatsızlığı mı var ? Sarılığı bulaşıcı mı? Sen beyazsın, eşin beyaz; bebek nasıl esmer olmuş? ”  gibi sorular soracak. Siz de “anne sütü sarılığı”nı anlatıp duracaksınız.
  • Her ortamda muhakkak bir çokbilmiş çıkacak ve size “aaa, doğar doğmaz şekerli su vermediniz mi ? Öyle yapsaydınız sarılık olmazdı” gibi sizin moralinizi bozmaktan ve kendinizi suçlamanıza sebep olmaktan başka bir işe yaramayan cümleler kuracak. Moralinizi bozmayın, işe yaramıyor. Hatta efsanevi şekerli suyun, gazı kaçmış soda, nar suyu, vs gibi versiyonları da var ama hiçbiri işe yaramıyor. Doktor işe yaramaz demişti ama ben ikinci çocuğumda güya “deneyimli anne” olduğum için denedim. Gerçekten işe yaramıyor…
  • Yine bu çokbilmiş birileri çıkıp “erken doğumlarda böyle sıkıntılar oluyor, bebek daha tam gelişmediği için bla bla bla” diyecek. Yine alakası yok. Benim çocuklarımın biri tam 38 haftalık (3,400kg) , diğeri tam 37 haftalık (3,200kg) doğdu ki gayet normal kilodaydılar ama anne sütü sarılığı oldular. Daha küçük doğan bebeklerde olmayabiliyor, daha büyük bebeklerde de olabiliyor. Yine doğrudan “sebep bu” demek çok doğru değil, anneyi üzmekten başka işe yaramaz. O gün çok ev işi yapmasaydım, eğilip kalkmasaydım, yürüyüşü abartmasaydım, vs Kendiliğinden sancın gelmiş, doğum başlamış, nasıl içeride tutacaksın ki ?
  • 4 sene önce kızımdan her hafta kontrol amaçlı topuk kanı alınıyordu ve neredeyse 2 ay devam etti. 2 sene önce birkaç kez kan kontrolü yaptılarsa da oğlumu genellikle bilirubin ölçüm cihazı ile ateş ölçer gibi ölçtüler. Vücudunun birkaç yerinden değer alıyorlardı. Yani bebeğinizden sürekli kan aldırmak zorunda değilsiniz, cihaz kullanan bir hastane bulabilirsiniz.

Günün sonunda her şey geçiyor, hatırlanmıyor bile… Allah büyük dert vermesin, herkese sağlıklı günler dilerim.

Yeni Anne İhtiyaç Listesi

Yenidoğanların pek çok şeye ihtiyacı var; bildikleri dünyadan çıkıp nefes almak, emmek, kaka yapmak, yatarak uyumak, giyinmek gibi hiç bilmedikleri eylemleri yapmak zorunda oldukları yeni bir dünyaya doğuyorlar.

Serinin ilk yazısı : Yenidoğan İhtiyaç Listesi – Giyim

Yenidoğanın varlığı, ortada bir adet de tazecik yeni anne olduğuna delalettir.  Yeni anne de bebeğiyle beraber hiç bilmediği bir dünyaya adım atar. Her ne kadar vücudundaki değişiklikler hamilelikte onu doğuma hazırlasa da yeni annelerin kendine has bir ihtiyaç dünyası vardır.

İlk etapta aklıma gelenler :

  1. Bebek bakım bilgisi : İster kitap, ister eş – dost, ister doktor desteği alın ama yeni annenin bazı temel şeyleri bilmesi lazım. Kendimi hatırlıyorum da hamileyken sürekli ebeveynlik kitapları okumuşum ama hiç bakım kitabı okumak aklıma gelmemiş.. Kızımı kucağıma aldığımda bu yeni dünya hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Çevremde yardım etmek için çıldıran bir anneanne ve bir  babaanne vardı ama ben biraz içgüdüsel davrandım. Sonra da bir iki kitap alıp okudum, herkesin dediğini bir kenarda toplayıp sadece kafama yatanları uyguladım.
  2. Göğüs Kremi : Emzirme hemşiresi hamileliğin son 1 ayında başlanması lazım dedi, bir başka emzirme hemşiresi kimi göğüs çatlar, kimi çatlamaz dedi. Ben ilk hamileliğimde krem kullanmayı unuttum, ikincisinde kullandım ama emzirirken yine çatladı…  Göğüs çatlakları emzirme döneminin en rezalet sorunlarından biri. İki emzirme döneminde de maalesef yüzleştim. Birçok krem kullandım, bence Lansinoh kremi en iyisiydi (ve en yağlısı). Prospektüste emzirmeden önce silinmeye gerek olmadığı yazıyor ama yine de benim içime sinmediği için sulu pamukla temizledim.
  3. Emzirme dostu kıyafetler : Bebeğin acıkma durumunda göğsü ne kadar ulaşılabilir moda getirirseniz o kadar iyi. Bele kadar düğmeli, çıtçıtlı, fermuarlı kıyafetler edinirseniz çok rahat edersiniz. Hiçbir yerinizi açıp üşütmeden, çocuğu da gaz sancılarına gark etmeden miss gibi emzirirsiniz.
  4. Emzirme atleti : Özellikle normal doğumdan hemen sonra, vücut bebeği dışarı attığının farkında olduğu için hemen onu beslemenin derdine düşüyor ve göğüsler dolmaya başlıyor. Bu konuda emzirme atletleri çok ideal. Hem emzirirken beliniz üşümüyor (emzirirken efelik yapmak yok; en ufak bir dikkatsizlik veya boşverme, yavruda gaz sancısı olarak tezahür ediyor) , hem de içi destekli olanlardan alırsanız ekstra sutyen kullanmanıza gerek kalmıyor. Emzirme sutyeni de kullanabilirsiniz  ama bu bel üşümesi – gaz sancısı arasındaki ilişki beni sutyenden soğuttu. Yazın göbeğinde bile atlet giydim…
  5. Emzirme Örtüsü : İşte bir özgürlük aracı! Özellikle kızımda o kadar çok kullandım ki… Kendimi hiç kasmadan gezdim, onun canı çekince de oturduğum yerde emzirdim. İki adet almıştım; biri baskılı, biri düz kumaştı. Baskılı olanın kumaşı daha kalın olduğu için bebeği ekstra terletti. O yüzden düz renk ve ince olanları tavsiye ederim. Hatta evde kendiniz de dikebilirsiniz.
  6. Emzirme yastığı : Lazım mı değil mi tam emin değilim. Sonuçta dışarıda kullanamıyorsunuz, evdeki herhangi bir yastık da işinizi görür aslında. Yalnız bu C şeklindeki yastıkların bir avantajı belinize dolandığı için yastığın düşme şansı yok, diğer avantajı da bebek 5-6 aylık olup oturma zamanı geldiğinde ortasına bebeği oturtup desteklemiş oluyorsunuz.
  7. Sallanan koltuk : Çok özensem de yer darlığından eve alamamıştım. Alacak olanlara, bebek kucağınızdayken rahat rahat hareket edebilmeniz için kolsuz veya alçak kollu olanları tavsiye ederim. Ama bebek kucaktayken uyuyakalmak yok, Allah korusun… Hamişler yok daha neler diyor olabilir ama yorgunluktan o kadar olası bir şey ki… Sırf uyuyakalırsam, bebek düşerse diye 2 çocuğumu da gece yatarak emzirmeye alıştırmıştım.
  8. Göğüs Pedi : Bazı göğüsler, göğüs ucu yapısı gereği süt taşırabiliyor. Çok aşırı taşmalar için Avent göğüs kalkanını öneririm. Sütü taşmayanlar üzülmesin, yapı kaynaklı. Bazen de akşam yediğiniz bir şeyler ekstra süt yapımına sebep oluyor ve gece boyunca süt sızıyor. Bu anlamda göğüs pedi iyi bir yardımcı.
  9. Göğüs Pompası : İster manuel, ister elektrikli; emzirirken bir pompa edinilmesi şart. Özellikle çalışan anneyseniz.. Hoş, evde oturan anneyseniz de lazım. Zira pompa, özgürlüktür. Sütünüzü sağıp bebeğinizi güvenilir birine emanet edersiniz; siz de biraz nefes alırsınız.
  10. Süt Saklama Torbası : Ben hiç kullanmadım, taze taze sağıp sağdığım biberonla besledim. Lakin belki çok süt üreten bir annesinizdir, bol bol sağıp dipfrize atmak istersiniz, lazım olabilir.

Listeye şöyle bir baktım da yeni annelik tamamen emzirme üzerine kurulu gibi gözükmüş. Hmm, daha önceki yazımda belirttiğim gibi ( bkz : Yenidoğan İhtiyaç Listesi  ) ruhen ve fiziken sağlıklı olmak en önemli ihtiyaç. Ben sadece satın alınabilir olan ihtiyaçları sıraladım, kalanı sizde.

Yenidoğan İhtiyaç Listesi

Bloga yazdığım ilk yazılardan biri yenidoğanlar için ihtiyaç listesiydi. Hatta önce giyimden başlamıştım, sonra da ev, uyku, banyo, beslenme vs devam edecektim ama araya başka şeyler girdi, unuttum. ( Bu seriye devam edeceğim ama, kesin :))

Geçen gün aklıma geldi, aslında bir yenidoğanın en büyük ihtiyacı sağlıklı bir anne. Bir yenidoğanı aylarca kalbinin sesiyle rahatladığı annesinin göğsünde olmaktan başka ne rahatlatabilir ki ? Emmese de orada kalsın, o tanıdık sesi duysun; onu seven, isteyen, koruyan, besleyen ve ona bakan bir annesi olsun, yeter… Bazen çok acı hikayeler duyabiliyoruz… Bu hikayelerin bir kısmında anne kendi sağlığıyla boğuşurken bebeğiyle ilgilenemiyor, bir kısmında bebek kendi sağlığıyla boğuşurken annesine kavuşamıyor, bir kısmında da her şey normalken annenin psikolojisi normal olmuyor…

Hamileyken en büyük korkum, lohusa depresyonuydu. Depresife yakın bir kişiliğim olduğu için, lohusa depresyonu da benim için gayet yakalanılası bir rahatsızlıktı. Kocaman karnıma bakıp içinden çıkacak yavruyu koşulsuz seveceğime inanıyor ama bir yandan da ” kendimden ummadığım bir ruh haline girip onu kabullenemezsem” diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki endişelerim yersiz çıktı ve sanki anne olmak için doğmuşum gibi kapıp kavradım yavrumu. Hatta biraz kıskançlık, aşırı sahiplenme gibi başka bozukluklar çıktı 🙂

Sağlıklı bir anne nedir, ne yapar derseniz; bana göre bu annenin kendi çabasıyla değil, çevresiyle beraber oluşturabileceği bir kavramdır.

  • Öncelikle yeni anneye dinlenmesi için ortam yaratılmalıdır.
  • Onun ihtiyaçlarına ve isteklerine anlayış gösterilmeli, ondan hizmet beklenmemelidir.
  • Yeni annenin davranışları, oturması, kalkması, yatması, emzirmesi vs eleştirilmemelidir. Onun canını sıkacak en ufak söz edilmemelidir, sütü hemen etkilenir.
  • Yeni baba, yavrusunun farkında olmalı ve olaya bir şekilde dahil olmak için küçük işlerde yardımcı olmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmak, bebeği uyutmaya çalışmak, banyosuna yardımcı olmak gibi
  • Bebek ile anne ayrı tutulmamalıdır. Bebek sahiplenilip anne dışlanmamalıdır. Genelde babaanneler bebeği sahiplenir nedense, soyadı dolayısıyla olsa gerek.  Bunu nedense iyilik gibi yaparlar : “Biz bebeğe bakalım, sen uyu” Kötü niyetlisi de “bebeğe ben bakarım, sen misafirleri ağırla veya evi temizle veya yemek yap” vs Tamam da, anne-bebek bağlanması ne olacak ?  Bizde de babaannemiz benden önce koşturuyordu kızıma, iyi niyetinden hiçbir şüphem yok ama yine de lohusa halimde çok dokunmuştu bana…
  • Toplumdaki yaygın inanışlardan biri, bebeğin sıkça kucaklanmasının onu şımartacağı ve uzun vadede anneye rahatsızlık vereceğidir. İtiraf etmem gerekirse ben de öyle düşünüyordum ama bebek sahibi olmadan konuşmak kolay tabi…. Senin canın ciğerin orada ciyaklarken kolaysa istifini bozmadan yerinde otur öyle! Mümkün değil… Anne mümkün olduğunca bebeğini kucaklamalı, onunla konuşmalı ve ona güven vermelidir. Mutlu bebek, mutlu annedir…
  •  Maalesef doğum olduğunda evde ziyaret etmek gibi abuk subuk adetlerimiz var… Ziyaret ile beraber misafirin bebeği kucaklaması, anneyi öpmesi hatta bebeği öpmesi gibi hiç hiç hiç tasvip etmediğim adetler de cabası… Sağlıklı bir anne için, bu tip mikrobik faaliyetlerin odanın dışında tutulması şart. Hem annenin, hem bebeğin en hassas dönemi çünkü…
  • Anne standart ev işlerinden muaf tutulmalıdır. Maddi imkanlar yeterliyse dışarıdan destek alınmalıdır. Yürüyen ev düzeninin bozulması dolaylı olarak anne psikolojisini etkileyen bir şey, zira eşler bu konuda anlayışsız davranabilir. Nedense erkekler doğum olayını idrak etmekte çok zorlanıyorlar. Bebeği sadece geceleri ciyaklayan ve uyumalarına engel olan bir yaratık gibi görüyorlar… Keşke hamilelik süresince babalarda da anneye benzer hormonlar salgılansaydı! 🙂
  • Annenin bebeği doğru besleyebilmesi için kendisinin de doğru beslenmesi şart. Eğer şartlar müsaitse aile kadınları bu konuda destek olabilir. Hatta bir süre için ev yemekleri yapan temiz bir yemek firması ile anlaşma yapılabilir.
  • Anne mümkün olduğunca pohpohlanmalı, hiçbir şekilde moralini bozmasına izin verilmemelidir. Yeni annelerdeki en büyük moral bozma sebebi doğum sonrası kilolardır. Birçok hamile, doğumdan sonra birden hemen eski hallerine kavuşacakları yanılgısına düşerler. Doğumdan sonra sanki hiç doğurmamış gibi bir göbekle eve döndüklerinde ise bu bir depresyon sebebidir… Halbuki vücuttaki ödem 7-10 gün içinde atılır ve kısmen toparlanma başlar. Bünyeden bünyeye değişse de ilk 6 ay zayıflamak adına pek de bir şey beklememek lazım. Bu konuda en önemli görev babaya düşüyor. Eğer ki baba, anneye güzel olduğunu hissettirmeyi başarabilirse, anne bu konuda endişelenmekten vazgeçebilir. (Kimi kadınlarda ise vücut güzelliği anneliğin kutsallığından daha önemlidir. Anne olduk diye kendimizi salalım demiyorum ama en azından önceliğimiz, bebeğimiz olsun diyorum. )

İlk etapta aklıma gelen ipuçları bunlar. Sanırım tüm bunlar yerine getirilebilse yeni anne, sadece sağlıklı değil; muhteşem olur…

Tüm lohusalara sağlam ve tertemiz bir ruh sağlığı diliyorum. Umarım tüm hamişler sağlıklı sıhhatli bebeklerine; tüm bebişler de kendilerini sevgiyle saracak biricik annelerine kavuşur.

 

Yenidoğan için Beşik Seçimi

Yenidoğan dediğimiz 0-1 ay arası, minicik, tatlı ve korkutucu yaratıklardır. Korkutucu olması onun minicikliğinden ve sizin incitme korkunuzdan kaynaklanır. İlk anne olduğum zamanı hatırlıyorum da, uzun uzun bebeğime bakıp onu nasıl büyüteceğimi düşünürdüm…  (Sonra onu doğru dürüst büyütmeden bir tane daha bebek yaptım, ayrı mesele 😀 )

Kızıma hamile olduğum sıralar kesinlikle saraylı beşiklerden istemiştim, neyse ki minnoş yatak odama sığabiliyordu. Kafam gayet net bir şekilde beşik alacağım dükkana gittim, ürünümü seçtim, “pardon, bundan alacağım ben bir tane” bile dedim. Satıcı da dedi ki , “yan kapağı açılan modellerden düşünmez misiniz?

BabyTech - sarayli besikHmm, düşündüm, biraz daha düşündüm, anneme sordum, biraz daha düşündüm… Sonra o modele karar verdim. İyi ki de o modeli almışım… (Resimde 2 bebek koymuşlar ama ikiz anneleri için yanıltıcı olmasın. Bu beşik iki bebek için uygun değil maalesef) Benim beğendiğim gibi tam oval şekilli değildi ama çok işime yaradı. Özellikle ilk çocuk için çok uygun. İkinci de kapağını pek açamadık, zira kızım da beşiğe atlamaya kalktı 🙂

Beşiğin yan kapağının açılmasının nasıl bir avantajı var derseniz,

  1. Bebeğinizle yüz yüze, el ele uyuyabiliyorsunuz ama onu ezmiyorsunuz (hoş, zaten ezmezsiniz de “ya ezersem” korkusu bile yaşamıyorsunuz.)
  2. Bebeği yatağa almak çok daha kolay oluyor, bebeği kaldırıp indirmekle uğraşmıyorsunuz. Özellikle uyku sersemi bir şekilde kalkıp bebeği memeyle buluştururken… Şimdi hamile olanlara abartı gibi gelebilir ama bence o anlarda birkaç saniyenin bile kritik değeri var. Uykunun en tatlı yerinde ciyaklayan aç bebeği hemen doyurmak lazım.
  3. Bebek biraz büyüyünce yuvarlanıp yanınıza gelebiliyor ki bu da sabahları hoş bir sürpriz oluyor.
  4. Çocuk ya oradan düşerse diye endişelenmeyin, ürünün alt kısmında montaj zımbırtıları var yani beşiği yatağınıza sabitleyebiliyorsunuz. (Tabi sabitleyince beşik olarak kullanamıyorsunuz. )

Beşiği hep “gerekirse bebeğimi beşiğinde sallarım” diye düşündüğüm halde odamın boyutları dolayısıyla hiç sallamadım. Bu da bir ironi 🙂

Beşik gerçekten şart mı ?

Bence şart. Daha doğrusu, yenidoğanın anne yanında uyuyabileceği, rahat bir yatak şart. Çünkü beraber uyumak ani bebek ölüm riskini azaltır ve anne-bebek arasındaki bağı güçlendirir. Ayrıca anne, bebeğin ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verir. Haliyle ister beşik alırsınız, ister Chicco Next2Me tarzı basit yataklardan alırsınız, fark etmez. Yenidoğan ile beraber bir adet minik yatak edinmelisiniz. Bence daha dayanıklı ve daha sağlıklı olan ahşap beşikler dururken park yatak tarzı plastik bir ürüne aynı para verilmez ama boyutlar veya ağırlık dolayısıyla tercih edilebilir.

Beşikte dikkat etmek gereken bir şey var mı?

Açıkçası üretici firmalar birçok detayı düşünüp ürüne ekliyorlar ama ilk aklıma gelenler : Parmaklıklar arası mesafenin bebeğe uygun olması ( başı, ayakları veya elleri sıkışmamalı), kullanılan boyanın solumaya uygun olması, yatak kalınlığının ideal olması, beşiğin eğim verilebilir olması, vs.

Beşiğin eğimi, reflü yatağı denen ürünlerle de sağlanabilir. Bebeğin özellikle emdikten sonra direkt düz zemine yatırılması hem kusmuğunda boğulma riskini, hem de reflü riskini artırıyor. Bu yüzden bebeğin başının midesinden yüksek olması kritik önemde. Tabi bu eğimi illaki reflü yatağı alarak değil, yatağın altına havlu, bebek yastığı gibi şeyler koyarak da sağlayabilirsiniz. Yalnız sadece başının altına destek koyarsanız bebek rahatsız olur, tüm yatağa eğim vermek lazım.

Beşik ne kadar süre kullanılır ? / Bebek yatak odamızda ne kadar kalmalı ?

Chicco Next2Me tarzı hafif yataklar 0-6 ay için uygundur. Ahşap beşikler ise 9kg’a kadar uygundur. Bu noktada bebeğinizin gelişimine göre 6-10 ay arası kullanabilirsiniz. Ben kızımda 10 ay, oğlumda 7 ay kullandım; sonra da odalarındaki asıl yataklarına yatırdım. Elbette yatağa ve yalnız uyumaya alışma süreci bebekten bebeğe değişiyor, mesela oğlum da hiç sorun yaşamazken kızım hala yanımda yatma konusunda ısrar ediyor.

Bu arada… Bebeklerin bir alışma süreci olduğu gibi annenin de bebeğinden ayrı uyumaya alışma süreci var…  Ben erken ayırmanın, bebekte bağımlılık yaratmamak ve bebeğin benlik duygusu ve özgüvenini geliştirmek açısından doğru olduğunu düşündüğüm için gece yat-kalklarına razı oldum. (ki hala daha bu süreç devam ediyor) Öte yandan kuzenimin öğretmen eşi ise 3 yaşındaki kızlarını hala kendi yatak odalarında tutmakta ısrarcı, bazı pedagogların annesini gündüz göremeyen çocukların anneleriyle yatmasının anneye özlemi giderme açısından kabul edilebileceği fikrini savunuyor. Günün sonunda çocuk yetiştirmenin her alanında olduğu gibi çocuğu beşikten veya yatak odasından ayırma konusunda da tek bir doğru yok. Çocuk sizin, hayat sizin, karar sizin… ( Bazen keşke her konuda reçeteler olsaydı da hepimiz tek tip  doğru ve mutlu çocuklar yetiştirseydik diye düşünmüyor değilim 🙂 )

Doğum Fotoğrafçılığı

Belki klişe bir cümle olacak ama, evet, doğum mucizevi bir şey...

Kanlı, acılı, sancılı, korkutucu gözükebilir… Ama tüm bu sürecin sonunda tanışmak için can attığın yavruna kavuşuyorsun… Onun o minicikliğine, ürkekliğine, saflığına, muhtaçlığına, sana bağlılığına kavuşuyorsun. Evet, onun dünyasında herkesten daha farklı kokuyorsun, herkesten farklı bir rahatlatıcılığın var, onun için herkesten daha mühimsin… Anne… Annesin sen…

Son dönem bu büyülü yolculuğun başlangıcını fotoğraflarla ölümsüzleştirmek trend oldu. Bir kadının hayatındaki en yoğun duygulu dönemlerinden birini; belki çığlık çığlığa bağırırken, belki sancıdan bayılmak üzereyken, belki bebeğini yenice kucağına almışken tekrar tekrar bakılır, hatırlanılır hale getirmek işin sanatı. Bu işi çok iyi yapan, anı çok iyi yakalayan, çok iyi gözler var ve gerçekten iyi olan resimler beni hep ağlatır…

Bir yanım doğum yapan kadınla empati kurup o an yaşadığı acıyı, doğumdan sonraki yorgunluğu, kucağındaki bebeğin tenini, kokusunu hissetmeye çalışır; bir yanım kendi doğum anılarımın sadece belleğimde hapsolmasından hayıflanır, üzülür… O perişan, şaşkın ama mutlu ve yorgun halimi  ara sıra görsem fena mı olurdu sanki ?

Kızımı apar topar doğurunca fotoğrafçıyı düşünecek kafa kalmamıştı. Oğlumda ise ilkinden daha farklı bir şeyler yaparsam yarın öbür gün kızım üzülür, kendini yeterince özel değilmiş gibi hisseder diye düşünüp bilerek ayarlamamıştım.  Şimdi de başka doğum fotoğraflarına bakıp duygulanıyorum, ağlıyorum 🙂

Hamileyseniz fikir vermesi açısından şunlara bakmanızı tavsiye ederim : Doğum Fotoğrafçılığı Yarışmasından Annelerin Gücünü Kanıtlayan 34 Fotoğraf

Dikkat ettiniz mi ? Bu fotoğraflarda yeni manikür / pedikür yapılmış French ojeli tırnaklar, fön çekilmiş saçlar, makyajlı suratlar YOK. Doğumun doğallığına aykırı hiçbir şey yok; sadece duygular, anne ve bebek var… Bakımlı gözükelim, tamam; vücudumuza, kılık kıyafetimize dikkat edelim, tamam; kendimizi salmayalım, tamam; daha renkli ve sağlıklı görünelim, hepsine tamam ama birkaç dakika önceye kadar senin içinde olup kimyasal her şeyden koruduğun, 9 ay boyunca yediğin içtiğinden, kullandığın takviyeye kadar her şeyine dikkat ettiğin bebeğini boyalı tırnaklarınla kucaklayıp onun tazecik tenini kendi pudralı yüzüne sürmek, senden başka her şeye yabancı bebeğinin kullandığın parfümü anne kokusu zannetmesine izin vermek istediğine emin misin?

Nedense bizim ülkemizde yeni annelerin “resimlerde güzel çıkmalıyım” gibi bir kaygısı var. (Belki sadece bizim ülkemizde değildir ama o “güzel resimler” sosyal medyada paylaşılacak, takipçiler güzel yorumlar bırakacak.  Sanal Anneler )

Bu işin bir de klişesi var :

  • Anne düzgün bir eyeliner ile cat mom olacak, üstten yapılacak çekim ile bebeğine bakışı resmedilecek.
  • Doğumda baba da olacak, anne bebeğini kucakladığında parmağındaki tek taş / alyans gözüküyor olacak.
  • “Doğal makyaj” denilen şey yapılacak. Yani ciltte sivilce gibi sıkıntılı bir durum varsa kapatılacak ve şeftali tonlarında allık ve ruj kullanılacak. Anne “fresh” gözükecek.
  • Saçlar kesinlikle toplanamaz, taratma şeklinde fönlenecek. (Enteresan bir şekilde annenin dip boyası falan gelmemiş olacak)

Nasıl bir fotoğraf kurgusu istediğinize siz karar verin, ben olsaydım tamamen doğal olanı seçerdim. Çünkü bebeğimin bunu hak ettiğini düşünüyorum.