Yeni Anne İhtiyaç Listesi

Yenidoğanların pek çok şeye ihtiyacı var; bildikleri dünyadan çıkıp nefes almak, emmek, kaka yapmak, yatarak uyumak, giyinmek gibi hiç bilmedikleri eylemleri yapmak zorunda oldukları yeni bir dünyaya doğuyorlar.

Serinin ilk yazısı : Yenidoğan İhtiyaç Listesi – Giyim

Yenidoğanın varlığı, ortada bir adet de tazecik yeni anne olduğuna delalettir.  Yeni anne de bebeğiyle beraber hiç bilmediği bir dünyaya adım atar. Her ne kadar vücudundaki değişiklikler hamilelikte onu doğuma hazırlasa da yeni annelerin kendine has bir ihtiyaç dünyası vardır.

İlk etapta aklıma gelenler :

  1. Bebek bakım bilgisi : İster kitap, ister eş – dost, ister doktor desteği alın ama yeni annenin bazı temel şeyleri bilmesi lazım. Kendimi hatırlıyorum da hamileyken sürekli ebeveynlik kitapları okumuşum ama hiç bakım kitabı okumak aklıma gelmemiş.. Kızımı kucağıma aldığımda bu yeni dünya hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Çevremde yardım etmek için çıldıran bir anneanne ve bir  babaanne vardı ama ben biraz içgüdüsel davrandım. Sonra da bir iki kitap alıp okudum, herkesin dediğini bir kenarda toplayıp sadece kafama yatanları uyguladım.
  2. Göğüs Kremi : Emzirme hemşiresi hamileliğin son 1 ayında başlanması lazım dedi, bir başka emzirme hemşiresi kimi göğüs çatlar, kimi çatlamaz dedi. Ben ilk hamileliğimde krem kullanmayı unuttum, ikincisinde kullandım ama emzirirken yine çatladı…  Göğüs çatlakları emzirme döneminin en rezalet sorunlarından biri. İki emzirme döneminde de maalesef yüzleştim. Birçok krem kullandım, bence Lansinoh kremi en iyisiydi (ve en yağlısı). Prospektüste emzirmeden önce silinmeye gerek olmadığı yazıyor ama yine de benim içime sinmediği için sulu pamukla temizledim.
  3. Emzirme dostu kıyafetler : Bebeğin acıkma durumunda göğsü ne kadar ulaşılabilir moda getirirseniz o kadar iyi. Bele kadar düğmeli, çıtçıtlı, fermuarlı kıyafetler edinirseniz çok rahat edersiniz. Hiçbir yerinizi açıp üşütmeden, çocuğu da gaz sancılarına gark etmeden miss gibi emzirirsiniz.
  4. Emzirme atleti : Özellikle normal doğumdan hemen sonra, vücut bebeği dışarı attığının farkında olduğu için hemen onu beslemenin derdine düşüyor ve göğüsler dolmaya başlıyor. Bu konuda emzirme atletleri çok ideal. Hem emzirirken beliniz üşümüyor (emzirirken efelik yapmak yok; en ufak bir dikkatsizlik veya boşverme, yavruda gaz sancısı olarak tezahür ediyor) , hem de içi destekli olanlardan alırsanız ekstra sutyen kullanmanıza gerek kalmıyor. Emzirme sutyeni de kullanabilirsiniz  ama bu bel üşümesi – gaz sancısı arasındaki ilişki beni sutyenden soğuttu. Yazın göbeğinde bile atlet giydim…
  5. Emzirme Örtüsü : İşte bir özgürlük aracı! Özellikle kızımda o kadar çok kullandım ki… Kendimi hiç kasmadan gezdim, onun canı çekince de oturduğum yerde emzirdim. İki adet almıştım; biri baskılı, biri düz kumaştı. Baskılı olanın kumaşı daha kalın olduğu için bebeği ekstra terletti. O yüzden düz renk ve ince olanları tavsiye ederim. Hatta evde kendiniz de dikebilirsiniz.
  6. Emzirme yastığı : Lazım mı değil mi tam emin değilim. Sonuçta dışarıda kullanamıyorsunuz, evdeki herhangi bir yastık da işinizi görür aslında. Yalnız bu C şeklindeki yastıkların bir avantajı belinize dolandığı için yastığın düşme şansı yok, diğer avantajı da bebek 5-6 aylık olup oturma zamanı geldiğinde ortasına bebeği oturtup desteklemiş oluyorsunuz.
  7. Sallanan koltuk : Çok özensem de yer darlığından eve alamamıştım. Alacak olanlara, bebek kucağınızdayken rahat rahat hareket edebilmeniz için kolsuz veya alçak kollu olanları tavsiye ederim. Ama bebek kucaktayken uyuyakalmak yok, Allah korusun… Hamişler yok daha neler diyor olabilir ama yorgunluktan o kadar olası bir şey ki… Sırf uyuyakalırsam, bebek düşerse diye 2 çocuğumu da gece yatarak emzirmeye alıştırmıştım.
  8. Göğüs Pedi : Bazı göğüsler, göğüs ucu yapısı gereği süt taşırabiliyor. Çok aşırı taşmalar için Avent göğüs kalkanını öneririm. Sütü taşmayanlar üzülmesin, yapı kaynaklı. Bazen de akşam yediğiniz bir şeyler ekstra süt yapımına sebep oluyor ve gece boyunca süt sızıyor. Bu anlamda göğüs pedi iyi bir yardımcı.
  9. Göğüs Pompası : İster manuel, ister elektrikli; emzirirken bir pompa edinilmesi şart. Özellikle çalışan anneyseniz.. Hoş, evde oturan anneyseniz de lazım. Zira pompa, özgürlüktür. Sütünüzü sağıp bebeğinizi güvenilir birine emanet edersiniz; siz de biraz nefes alırsınız.
  10. Süt Saklama Torbası : Ben hiç kullanmadım, taze taze sağıp sağdığım biberonla besledim. Lakin belki çok süt üreten bir annesinizdir, bol bol sağıp dipfrize atmak istersiniz, lazım olabilir.

Listeye şöyle bir baktım da yeni annelik tamamen emzirme üzerine kurulu gibi gözükmüş. Hmm, daha önceki yazımda belirttiğim gibi ( bkz : Yenidoğan İhtiyaç Listesi  ) ruhen ve fiziken sağlıklı olmak en önemli ihtiyaç. Ben sadece satın alınabilir olan ihtiyaçları sıraladım, kalanı sizde.

Yenidoğan İhtiyaç Listesi

Bloga yazdığım ilk yazılardan biri yenidoğanlar için ihtiyaç listesiydi. Hatta önce giyimden başlamıştım, sonra da ev, uyku, banyo, beslenme vs devam edecektim ama araya başka şeyler girdi, unuttum. ( Bu seriye devam edeceğim ama, kesin :))

Geçen gün aklıma geldi, aslında bir yenidoğanın en büyük ihtiyacı sağlıklı bir anne. Bir yenidoğanı aylarca kalbinin sesiyle rahatladığı annesinin göğsünde olmaktan başka ne rahatlatabilir ki ? Emmese de orada kalsın, o tanıdık sesi duysun; onu seven, isteyen, koruyan, besleyen ve ona bakan bir annesi olsun, yeter… Bazen çok acı hikayeler duyabiliyoruz… Bu hikayelerin bir kısmında anne kendi sağlığıyla boğuşurken bebeğiyle ilgilenemiyor, bir kısmında bebek kendi sağlığıyla boğuşurken annesine kavuşamıyor, bir kısmında da her şey normalken annenin psikolojisi normal olmuyor…

Hamileyken en büyük korkum, lohusa depresyonuydu. Depresife yakın bir kişiliğim olduğu için, lohusa depresyonu da benim için gayet yakalanılası bir rahatsızlıktı. Kocaman karnıma bakıp içinden çıkacak yavruyu koşulsuz seveceğime inanıyor ama bir yandan da ” kendimden ummadığım bir ruh haline girip onu kabullenemezsem” diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki endişelerim yersiz çıktı ve sanki anne olmak için doğmuşum gibi kapıp kavradım yavrumu. Hatta biraz kıskançlık, aşırı sahiplenme gibi başka bozukluklar çıktı 🙂

Sağlıklı bir anne nedir, ne yapar derseniz; bana göre bu annenin kendi çabasıyla değil, çevresiyle beraber oluşturabileceği bir kavramdır.

  • Öncelikle yeni anneye dinlenmesi için ortam yaratılmalıdır.
  • Onun ihtiyaçlarına ve isteklerine anlayış gösterilmeli, ondan hizmet beklenmemelidir.
  • Yeni annenin davranışları, oturması, kalkması, yatması, emzirmesi vs eleştirilmemelidir. Onun canını sıkacak en ufak söz edilmemelidir, sütü hemen etkilenir.
  • Yeni baba, yavrusunun farkında olmalı ve olaya bir şekilde dahil olmak için küçük işlerde yardımcı olmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmak, bebeği uyutmaya çalışmak, banyosuna yardımcı olmak gibi
  • Bebek ile anne ayrı tutulmamalıdır. Bebek sahiplenilip anne dışlanmamalıdır. Genelde babaanneler bebeği sahiplenir nedense, soyadı dolayısıyla olsa gerek.  Bunu nedense iyilik gibi yaparlar : “Biz bebeğe bakalım, sen uyu” Kötü niyetlisi de “bebeğe ben bakarım, sen misafirleri ağırla veya evi temizle veya yemek yap” vs Tamam da, anne-bebek bağlanması ne olacak ?  Bizde de babaannemiz benden önce koşturuyordu kızıma, iyi niyetinden hiçbir şüphem yok ama yine de lohusa halimde çok dokunmuştu bana…
  • Toplumdaki yaygın inanışlardan biri, bebeğin sıkça kucaklanmasının onu şımartacağı ve uzun vadede anneye rahatsızlık vereceğidir. İtiraf etmem gerekirse ben de öyle düşünüyordum ama bebek sahibi olmadan konuşmak kolay tabi…. Senin canın ciğerin orada ciyaklarken kolaysa istifini bozmadan yerinde otur öyle! Mümkün değil… Anne mümkün olduğunca bebeğini kucaklamalı, onunla konuşmalı ve ona güven vermelidir. Mutlu bebek, mutlu annedir…
  •  Maalesef doğum olduğunda evde ziyaret etmek gibi abuk subuk adetlerimiz var… Ziyaret ile beraber misafirin bebeği kucaklaması, anneyi öpmesi hatta bebeği öpmesi gibi hiç hiç hiç tasvip etmediğim adetler de cabası… Sağlıklı bir anne için, bu tip mikrobik faaliyetlerin odanın dışında tutulması şart. Hem annenin, hem bebeğin en hassas dönemi çünkü…
  • Anne standart ev işlerinden muaf tutulmalıdır. Maddi imkanlar yeterliyse dışarıdan destek alınmalıdır. Yürüyen ev düzeninin bozulması dolaylı olarak anne psikolojisini etkileyen bir şey, zira eşler bu konuda anlayışsız davranabilir. Nedense erkekler doğum olayını idrak etmekte çok zorlanıyorlar. Bebeği sadece geceleri ciyaklayan ve uyumalarına engel olan bir yaratık gibi görüyorlar… Keşke hamilelik süresince babalarda da anneye benzer hormonlar salgılansaydı! 🙂
  • Annenin bebeği doğru besleyebilmesi için kendisinin de doğru beslenmesi şart. Eğer şartlar müsaitse aile kadınları bu konuda destek olabilir. Hatta bir süre için ev yemekleri yapan temiz bir yemek firması ile anlaşma yapılabilir.
  • Anne mümkün olduğunca pohpohlanmalı, hiçbir şekilde moralini bozmasına izin verilmemelidir. Yeni annelerdeki en büyük moral bozma sebebi doğum sonrası kilolardır. Birçok hamile, doğumdan sonra birden hemen eski hallerine kavuşacakları yanılgısına düşerler. Doğumdan sonra sanki hiç doğurmamış gibi bir göbekle eve döndüklerinde ise bu bir depresyon sebebidir… Halbuki vücuttaki ödem 7-10 gün içinde atılır ve kısmen toparlanma başlar. Bünyeden bünyeye değişse de ilk 6 ay zayıflamak adına pek de bir şey beklememek lazım. Bu konuda en önemli görev babaya düşüyor. Eğer ki baba, anneye güzel olduğunu hissettirmeyi başarabilirse, anne bu konuda endişelenmekten vazgeçebilir. (Kimi kadınlarda ise vücut güzelliği anneliğin kutsallığından daha önemlidir. Anne olduk diye kendimizi salalım demiyorum ama en azından önceliğimiz, bebeğimiz olsun diyorum. )

İlk etapta aklıma gelen ipuçları bunlar. Sanırım tüm bunlar yerine getirilebilse yeni anne, sadece sağlıklı değil; muhteşem olur…

Tüm lohusalara sağlam ve tertemiz bir ruh sağlığı diliyorum. Umarım tüm hamişler sağlıklı sıhhatli bebeklerine; tüm bebişler de kendilerini sevgiyle saracak biricik annelerine kavuşur.

 

Hamişlik Anılarımdan

Bir sabah uyandım, “bugün kendimi çok hamile hissediyorum” dedim. Hemen başucumdaki komodinden bir test çıkardım, evlendiğimden beri hazırda birkaç adet tutardım. Gecikmem yoktu, sadece bir his; sabah sabah, uyandığım gibi… Sonra testin sonucunu beklemeye koyuldum, hep şöyle düşünürdüm : “test pozitif çıksa bile kimseye söylemeden kan testi yaptırırım. Kan testinden de pozitif çıkarsa, doktora gidip keseye baktırırım. (İyi ki abartıp “kalp sesini duyduktan sonra söylerim” diye hayal kurmamışım.) Her şey yolundaysa; sırayla eşime, anneme, babama, kardeşime, bir iki arkadaşıma söylerim. Sonuçta testler yanıltıcı olabilir, kimseyi, en başta da kendimi  boşuna heveslendirmenin anlamı yok”

Heyecanla, sabırla, belki biraz da gergin; bekledim, bekledim… İkinci çizgi pembe olur gibiydi ama belli de değildi, gittim bir su içip geldim. Sanki testin başından ayrılırsam daha yavaş çalışırmış gibi geldi. “Üzerini örtsem sürpriz mi olsa ki” dedim. Odaya geçip yatağın etrafında bir iki tur yürüdüm. Sonra “yeter” dedim, “nasıl olsa pozitif de olsa daha hastaneye gideceğim…”

İkinci pembe çizgi çıkmıştı! Daha önce heyecanla, sabırla, belki biraz da gergin beklediğim onca testten sonra hayatımda ilk kez sadece C (kontrol) çizgisini değil, T (test) çizgisini de pembe görüyordum. Midem bir garip oldu, zaten sabahtı. İlk işim, ilk çişimle test yapmak olmuştu. Biraz gülümser gibi oldum ama yamuk bir gülümseme. Hem bağırıp çağırmak istiyorum, hem ağlamak istiyorum, Allahım ne garip bir histir! Annem mi, eşim mi, annem mi, eşim mi derken… Çocuğu beraber yapmamız dolayısıyla önce eşimi aradım, (hani hastaneye gidiyordum ? ) arabadaymış, “çek kenara, sana bir şey söyleyeceğim” dedim. “Hayırdır?” dedi, “hamileyim” dedim. “hadi oradan, o nereden çıktı ya? ” gibi abuk subuk bir tepki verdi. “Test yaptım” dedim, “ya sen inanma o teste, hastaneye git” dedi. Dakika 1, gol 1…

Annemi aradım tabi, hala midem bir garip. “Ben hamileymişim” dedim. “Yaa, çok sevindim. Biz de bekliyorduk zaten, çok şükür” ile başladı, biraz ciyaklaştık, sonra “Allah sağlıklı sıhhatli doğum nasip etsin, hayırlı evlat versin. Amin” diye bitirdik. Telefonu kapatmadan “sence ne?” dedi, “o bir kız” dedim.

Güya kimseyi heveslendirmeyecektim ama o iş öyle olmuyormuş tabi. Sonra babamı, sonra kardeşimi derken sonunda hastaneye geldim, kan verdim. O birkaç saat geçmek bilmedi, “ya yanılıyorsam ? ya hamile değilsem ? ya vücut şakacıktan hamileymiş gibi davranıyorsa ? Sonuçta yalancı gebelik diye bir şey var.. Allahım, ya dış gebelikse? Öyleyse hemen sonlandırmak lazım. Yaaa, ilk gebeliğimi sonlandıracaklar mı yani ? Allahım inşallah değildir” İç ses susmak bilmedi, türlü felaket senaryolarından sonra hamileymişim kısmı doğrulandı da; dış gebelik, yalancı gebelik, üzüm gebelik, vırtzırt gebelik kısmı doktora gidene kadar devam etti, işte o noktada düşündüğüm ketumluğa geri döndüm. Doktordan gelene kadar kimseye bir şey söylememeyi başardım, insan nedense içinde tuttuğu bu haberi dışarıya bildirmek istiyor. Dedim ya, garip bir psikoloji… Doktordan çıktığımda sonunda huzura erdiğim andı, eşim şimdiden işin stresine girse de hamileliğin keyfini kimsenin bozmasına izin veremezdim. (Lakin zaman zaman bozmayı başardı)

Hamileyken keyfimi pek bozmadım ama bebeğimi ilk kez kucağıma aldığımda gözyaşlarımı tutamam, ağlaya ağlaya helak olurum sanırdım. Oysa 3400gramlık, 51cm boyundaki o minicik kızı kucağıma verdiklerinde hayatı boyunca ona bakarken hiç ağlamamam gerektiğini, onun için dimdik ayakta olmam gerektiğini, her zaman güvenebileceği, konuşabileceği, yaslanabileceği, sarılabileceği, hem güçlü, hem bilgili, hem şefkatli bir anne modeli olmam gerektiğini düşündüm. Tam da benim annem gibi bir anne olmayı istedim ona, ben bu işi becerebilirsem o da benim gibi şanslı olur diye düşündüm… (Canım anneme de selamlar olsun… )

Hamilelik benim için her zaman bir mucizenin gerçekleşmesini ifade etmiştir, o yüzden beşinci çocuğuma da hamile kalsam aynı heyecanı duyacağıma ve keyif alacağıma inanıyorum. Bu dönem o kadar özel ki, bir kadının hayatında en fazla birkaç kez yaşayabileceği, her seferinde onu tamamen değiştiren, farklılaştıran, mevcut kimliğini silip yerine başka bir kadın çizen bir dönem… Öyle ki insanın altıncı hissi bile bir garip çalışıyor. Yine bir sabah, kalktığım gibi “ben galiba hamileyim” hissi oluştu bende. Tıpkı ilk seferinde olduğu gibi, aynı prosedürlerden geçerek testi tamamladığımda kucağımda 13 aylık bir bebeğim vardı, itiraf etmem gerekirse bu seferki mide ağrım daha güçlüydü ve ilk olarak annemi aradım..

“Ben hamileymişim” dedim. “Sürprizzz, çok sevindim. Sen nasılsın?” dedi. “Anne becerebilir miyim sence? Benim kızım daha çok küçük” dedim, “ilk kez senin başına gelmiyor, ikiz anneleri ne yapsın? Sen halledersin. Allah sağlıklı sıhhatli doğum nasip etsin, hayırlı evlat versin. Amin” dedi, biraz ciyaklaştık, sonra bitirmeden “sence ne?” dedi, “o bir erkek” dedim.

Sonra sakinleştim… İçimde bir mucize vardı. Çok şükür..

Hamileyken ilk mottom şu olmuştur : “Ben sana iyi davranacağım, seni sıkmayacağım; sen de beni sıkmayacaksın ve seninle çok iyi anlaşacağız” Daha karnım bile belli değilken hemen kot pantolonlarımı bir kenara attım, taytlar aldım. Bol kazaklar, bol elbiseler; hemen üçüncü aydan itibaren hamile külotları, ayağımda dünyanın en rahat ayakkabıları.. Saçlarımı doğuma doğru bir kez boyattım; doğumdan sonra gelemem diye… Minimum makyaj, minimum kimyasal..  Sonuç : bebeğinizle anlaşma yoluna gidin 🙂 Ben içerideyken ikisini de fiziksel ve psikolojik olarak sıkmadım, onlar da beni çok sıkmadı. Ortalama üç – üç buçuk saatlik sancıdan sonra normal bir şekilde dünyaya geliverdiler. Kızımı ilk kez kucağıma aldığımda tenindeki o kadife hissini, suratıma bakışını, dikkatli dikkatli etrafa göz gezdirmesini unutamıyorum. Keşke o telaş arasında hastanedeki doğum fotoğrafçısını bari ayarlamayı hatırlayıp o anlara tekrar tekrar geri dönebilseydim. İkinci doğumumda, haksızlık olmasın diye bilerek ayarlamadım.

Hamileyken ikinci mottom : “Doğum ve bebek bakımı için ne kadar olumlu düşünürsem, o kadar az sorunla karşılaşırım.”  Nitekim öyle oldu. Doğumla ilgili istemli ya da istemsiz gözümü korkutmaya çalışan herkese kulağımı tıkayıp kendimi çok rahat doğum yapacağıma inandırdım ve uyku problemi haricinde çok zorlayıcı bir sorunumuz olmadı.

Hamileyken üçüncü mottom : “Hamileliği bir takıntı haline getirdikçe, kendimi sürekli bir şeylerden sakındıkça çekim yasası işleyip sorunları bana doğru çekecek. O yüzden dikkatli ama hareketli olmalıyım, gezip tozmalıyım, işe gitmeliyim, tatile çıkmalıyım. Hasta değilim, hamileyim!”  ( Bu konuda sorunsuz hamilelikler geçirdiğim için şanslıyım tabi ki, bebeğini kaybetmemek için sürekli yatmak, her gün iğne olmak zorunda kalan birkaç anne tanıyorum. Benim derdim sorunlu gebelik geçirdiği için değil de, kendini ve durumunu olduğundan daha özel göstermeye çalıştığı için hastaymış gibi davranan, fazla nazlı kadınlarla. Kaprisli insanları hiç sevmem.)  İki hamileliğimde de doğuma 1-2 hafta kalana dek işe gittim, araba kullandım, tatile çıktım, denize girdim, dinlenmem gerektiğinde dinlendim, ayakta kalmamaya ve çok uzun süre yürümemeye dikkat ettim ama her işimi de kendim yaptım. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım 🙂

Bu 3 motto ile 2 hamilelik geçirdim, bence işe yarıyorlar. Hamişlere tavsiye ederim.

Not : Ne kadar çok “hamile” dedim, değil mi? Çekim yasasından şu ara çekinmeye başlasam iyi olacak galiba, zira oğlum da 13 ayını geçti 🙂