OKB Ebeveynler ve Çocukları

OKB yani Obsesif Kompülsif Bozukluk kulağa yabancı gelebilir, bildiğimiz takıntı – saplantı hastalığı aslında. Takıntı – saplantı deyince de pek korkutucu gelmedi, değil mi ? Hani hepimizin basit takıntıları vardır, hatta biz onlara “prensip” deriz. Ne bileyim, çoğumuz simetri / düzen hastasıyızdır veya çok istediğimiz bir şey için durmaksızın dua ederiz, totem yaparız falan… Ama yok, onlardan bahsetmiyorum; hastanın önce kendi, sonra da çevresindekilerin hayatını takıntıları yüzünden yavaş yavaş yaşanmaz hale getirmesinden bahsediyorum.

Yavru, bebekken yaptığımız bir sürü gereksiz davranış “evham” adı altında toplanabilir ve hemen hemen tüm anneler içgüdüsel olarak bu hastalığa yakalanır. Sürekli bir belirsizlik dolayısıyla gerilme hissi yaşar. Hasta olursa, gaz olursa, üşütürse, ateşi çıkarsa… Sürekli kısıtlamalar, kendine göre önlemler… Hoş, anne biraz rahat davransa, hemen anneanne, babaanne veya baba faktörleri devreye girer. Aileye bebek geldiği zaman herkes “iyi niyetli” endişeler duyar; bu normal. Yok normal değil de , OKB bu değil; bu anksiyete. 

En basit haliyle takıntı, işin düşünce kısmı; saplantı ise takıntının getirdiği huzursuzluğu ortadan kaldırmak için yapılan tekrarlı eylem diyebiliriz. Hatta ne yaparsa ne olacağı “bilindiği” için sürekli anlamsız bir totem hali. Mesela, çocuğa atlet giydirmezsem hasta olur; bu yüzden 40 derece sıcaklıkta bile içinde atleti olmalı, üzerine de tişörtünü giymeli. Çocuk terlerse de yine 2 kat kıyafet çıkartılıp yerine yine 2 kat giydirilmeli. Çünkü çocuk atlet giymezse kesin hasta olacak. Bunu biliyorum ( takıntı) , bu yüzden de yaz kış fark etmez, atlet giyecek. Terlerse de değiştirip yine tişörtünün içine atlet giydireceğim.(saplantı) – Neden atletini çıkartmıyorsun? Hava çok sıcak. – Çünkü o zaman hasta olacak. Zararsız gibi gözükse de takıntı sahibini ve bir noktadan sonra da çevresini oldukça yoran bir süreç. Yavru biraz büyüdükten sonra kendi takıntıları ile çocuğu delirtmek, işin asıl sorunlu kısmı. Çünkü takıntı / saplantı sahibi olmak demek; kişinin günlük hayatında ciddi zaman kaybetmesi ve bir şekilde sürekli huzursuz ve mutsuz olması demek. Haliyle takıntılı bir ebeveyn ile büyüyen bir çocuğun bundan etkilenmeme şansı maalesef yok..

Araştırmalar psikolojik rahatsızlıkların özellikle babadan geçme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor, ancak çocukların babadan çok anneye maruz kaldıklarını düşünürsek “öğrenme” yöntemi ile de sağlıklı yavrumuzu manyaklaştırabiliriz. ( Biraz çabayla her şey mümkün!) Günün sonunda, genetik alt yapı ile öğrenmenin birleşiminden çok bariz hasta yavrular yetiştiğini biliyorum…

Her gün ayakkabısını, kemerini, telefonunu, cüzdanını, saatini, şifonyerin üstünü, tuvalet aynasını komple silmeden rahat edemeyen bir eşe sahibim. Günün en az yarım belki bir saatini bu saçmalığa harcıyor çünkü bu işleri yavaş yavaş, sindire sindire yapmayı seviyor. Bir ritüel, bir tören gibi… Sırayla… Ayrıca düzenlediği her şey simetrik de olmalı. Tüm eşyalar onun koyduğu açıda, yerli yerinde olmalı. Eve geç gelsek, uykudan gözleri yansa bile o “çok mühim işler” mutlaka yapılmalı. O bu “işleri” yaparken odaya çocuklardan biri girerse, bir yerleri karıştırırsa ya da sadece konuşursa bile sinirlenip bağırabilir, ne de olsa temizlik ve düzen “çok mühim işler”…  Çocuklar simit, patlamış mısır, kuru yemiş gibi döküntülü yiyecekler yediğinde pür dikkat onları izleyip, en ufak bir kırıntıda bağıra çağıra süpürgeyi kapıp temizliğe başlayabilir. Süpürürken söylenme kısmı da bonus… Oh ne güzel, sen uğraşmıyorsun işte mi diyorsunuz? Kendi takıntısıyla çocuklarımızı mutsuz ettiği gerçeğini göz ardı ediyorsunuz o zaman. Dinlerken olayın vahameti anlaşılmayabilir ama evlerindeki normal üstü titiz anne modeli ile çocukluğunda filizlenip yetişkinliğinde kemikleşen çok zor bir hayattan bahsediyorum… Sonra o zor hayat sırayla beni ve çocuklarımı da sardı, her an sinir harbi. ( Bir de aynı titizliği ben göstermiyorum, çocukları özgür bırakıyorum diye bana kızıyor, deli miyim?!? 🙂 )  Bence çocuklara temiz olmak, düzenli olmak, oyuncaklarını kaybetmemek, bir eşyayı koyduğu yeri hatırlamak gibi şeyleri abartıya kaçmadan da öğretebiliriz. Babaları bu yönteme inanmasa da benim oyum her zaman sakinlikten ve özgürlükten  yana.

Diyebilirsiniz ki “ortada genetik bir gerçeklik varken, annesi/babası gibi takıntı belirtileri gösteren çocuğa ne yapılabilir ki ?” Bunu ben de düşündüm ve psikoloğuma sordum, “takıntıları özendirmemek gerek” dedi. Yani sağlıklı olan ebeveyn, çocuğunu gözlemleyerek takıntı belirtileri gösterdiğinde buna pay vermemeliymiş (diğer ebeveyn için o hareketler normal ve olması gereken çünkü). Çocukların inatçılığını ve sabit fikirliliğini düşündüğüm zaman bir hayli zor bir görev olduğunun farkındayım. Ancak  takıntılar kademe kademe büyüyerek hayatı kaplıyormuş. En başta dediğim gibi bunları belli bir seviyede tutarsanız prensip sahibi olursunuz, tutamazsanız o “prensipler” sizin sahibiniz olur…

Şimdi şöyle objektif olarak kendimizi bir değerlendirelim, acaba çocuğumuzla alakalı manyak gibi davrandığımız şeyler var mı? Veya kendi hastalıklı davranışlarımızla çocuğumuzun hayatını ne kadar etkiliyoruz acaba ?