Yenidoğan İhtiyaç Listesi

Bloga yazdığım ilk yazılardan biri yenidoğanlar için ihtiyaç listesiydi. Hatta önce giyimden başlamıştım, sonra da ev, uyku, banyo, beslenme vs devam edecektim ama araya başka şeyler girdi, unuttum. ( Bu seriye devam edeceğim ama, kesin :))

Geçen gün aklıma geldi, aslında bir yenidoğanın en büyük ihtiyacı sağlıklı bir anne. Bir yenidoğanı aylarca kalbinin sesiyle rahatladığı annesinin göğsünde olmaktan başka ne rahatlatabilir ki ? Emmese de orada kalsın, o tanıdık sesi duysun; onu seven, isteyen, koruyan, besleyen ve ona bakan bir annesi olsun, yeter… Bazen çok acı hikayeler duyabiliyoruz… Bu hikayelerin bir kısmında anne kendi sağlığıyla boğuşurken bebeğiyle ilgilenemiyor, bir kısmında bebek kendi sağlığıyla boğuşurken annesine kavuşamıyor, bir kısmında da her şey normalken annenin psikolojisi normal olmuyor…

Hamileyken en büyük korkum, lohusa depresyonuydu. Depresife yakın bir kişiliğim olduğu için, lohusa depresyonu da benim için gayet yakalanılası bir rahatsızlıktı. Kocaman karnıma bakıp içinden çıkacak yavruyu koşulsuz seveceğime inanıyor ama bir yandan da ” kendimden ummadığım bir ruh haline girip onu kabullenemezsem” diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki endişelerim yersiz çıktı ve sanki anne olmak için doğmuşum gibi kapıp kavradım yavrumu. Hatta biraz kıskançlık, aşırı sahiplenme gibi başka bozukluklar çıktı 🙂

Sağlıklı bir anne nedir, ne yapar derseniz; bana göre bu annenin kendi çabasıyla değil, çevresiyle beraber oluşturabileceği bir kavramdır.

  • Öncelikle yeni anneye dinlenmesi için ortam yaratılmalıdır.
  • Onun ihtiyaçlarına ve isteklerine anlayış gösterilmeli, ondan hizmet beklenmemelidir.
  • Yeni annenin davranışları, oturması, kalkması, yatması, emzirmesi vs eleştirilmemelidir. Onun canını sıkacak en ufak söz edilmemelidir, sütü hemen etkilenir.
  • Yeni baba, yavrusunun farkında olmalı ve olaya bir şekilde dahil olmak için küçük işlerde yardımcı olmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmak, bebeği uyutmaya çalışmak, banyosuna yardımcı olmak gibi
  • Bebek ile anne ayrı tutulmamalıdır. Bebek sahiplenilip anne dışlanmamalıdır. Genelde babaanneler bebeği sahiplenir nedense, soyadı dolayısıyla olsa gerek.  Bunu nedense iyilik gibi yaparlar : “Biz bebeğe bakalım, sen uyu” Kötü niyetlisi de “bebeğe ben bakarım, sen misafirleri ağırla veya evi temizle veya yemek yap” vs Tamam da, anne-bebek bağlanması ne olacak ?  Bizde de babaannemiz benden önce koşturuyordu kızıma, iyi niyetinden hiçbir şüphem yok ama yine de lohusa halimde çok dokunmuştu bana…
  • Toplumdaki yaygın inanışlardan biri, bebeğin sıkça kucaklanmasının onu şımartacağı ve uzun vadede anneye rahatsızlık vereceğidir. İtiraf etmem gerekirse ben de öyle düşünüyordum ama bebek sahibi olmadan konuşmak kolay tabi…. Senin canın ciğerin orada ciyaklarken kolaysa istifini bozmadan yerinde otur öyle! Mümkün değil… Anne mümkün olduğunca bebeğini kucaklamalı, onunla konuşmalı ve ona güven vermelidir. Mutlu bebek, mutlu annedir…
  •  Maalesef doğum olduğunda evde ziyaret etmek gibi abuk subuk adetlerimiz var… Ziyaret ile beraber misafirin bebeği kucaklaması, anneyi öpmesi hatta bebeği öpmesi gibi hiç hiç hiç tasvip etmediğim adetler de cabası… Sağlıklı bir anne için, bu tip mikrobik faaliyetlerin odanın dışında tutulması şart. Hem annenin, hem bebeğin en hassas dönemi çünkü…
  • Anne standart ev işlerinden muaf tutulmalıdır. Maddi imkanlar yeterliyse dışarıdan destek alınmalıdır. Yürüyen ev düzeninin bozulması dolaylı olarak anne psikolojisini etkileyen bir şey, zira eşler bu konuda anlayışsız davranabilir. Nedense erkekler doğum olayını idrak etmekte çok zorlanıyorlar. Bebeği sadece geceleri ciyaklayan ve uyumalarına engel olan bir yaratık gibi görüyorlar… Keşke hamilelik süresince babalarda da anneye benzer hormonlar salgılansaydı! 🙂
  • Annenin bebeği doğru besleyebilmesi için kendisinin de doğru beslenmesi şart. Eğer şartlar müsaitse aile kadınları bu konuda destek olabilir. Hatta bir süre için ev yemekleri yapan temiz bir yemek firması ile anlaşma yapılabilir.
  • Anne mümkün olduğunca pohpohlanmalı, hiçbir şekilde moralini bozmasına izin verilmemelidir. Yeni annelerdeki en büyük moral bozma sebebi doğum sonrası kilolardır. Birçok hamile, doğumdan sonra birden hemen eski hallerine kavuşacakları yanılgısına düşerler. Doğumdan sonra sanki hiç doğurmamış gibi bir göbekle eve döndüklerinde ise bu bir depresyon sebebidir… Halbuki vücuttaki ödem 7-10 gün içinde atılır ve kısmen toparlanma başlar. Bünyeden bünyeye değişse de ilk 6 ay zayıflamak adına pek de bir şey beklememek lazım. Bu konuda en önemli görev babaya düşüyor. Eğer ki baba, anneye güzel olduğunu hissettirmeyi başarabilirse, anne bu konuda endişelenmekten vazgeçebilir. (Kimi kadınlarda ise vücut güzelliği anneliğin kutsallığından daha önemlidir. Anne olduk diye kendimizi salalım demiyorum ama en azından önceliğimiz, bebeğimiz olsun diyorum. )

İlk etapta aklıma gelen ipuçları bunlar. Sanırım tüm bunlar yerine getirilebilse yeni anne, sadece sağlıklı değil; muhteşem olur…

Tüm lohusalara sağlam ve tertemiz bir ruh sağlığı diliyorum. Umarım tüm hamişler sağlıklı sıhhatli bebeklerine; tüm bebişler de kendilerini sevgiyle saracak biricik annelerine kavuşur.

 

Emzirme ve Biberon Kullanımı

Bloga ilk yazdığım yazılardan biri biberon seçimi ile ilgiliydi. Bence biberon bir yenidoğan çantasında muhakkak olması gereken bir can kurtarandı. Kullanılmasa bile varlığı yeterdi, anneye güven verirdi.

Sonra ne keşfettim, biliyor musunuz? Çok özendiğim, 2-2,5 sene emziren annelerin neredeyse hepsinin bebeği biberon hatta emzik almayı reddeden, tabir-i caizse gıcık bebeklerdi… Emzik olarak annenin kullanılması, sanırım annenin çaresiz göğüslerince “süt yapmalıyım, boşken canım çok acıyor” sinyali olarak algılanıyor ve emzirme süreci uzuyor. Öte yandan, biraz nefes alabilmek ve dinlenmek için bebeği biberona alıştırma kararı, emzirme sürecini otomatik olarak kısaltıyor. Gel gör ki bir daha bebeğim olsa ben yine sağdığım sütü kaşıkla vermek için uğraşamam…  Sabırlı biriyim, bebeklerimi çok çok seviyorum, emzirmeyi de çok sevdim, falan filan ama kaşıkla yenidoğan beslenir mi  ayol ? 😀

Sanırım anne doğum yaptıktan sonra o anki ruh haline göre bir emzirme planı yapmalı. Bu herkeste farklı olur elbette. Kimi emzirmekten hoşlanmaz, kiminin göğüs ucu yaraları iyileşmez, kiminin sütü gelmez, kiminin biberona ihtiyacı bile olmaz… Her zamanki gibi kişiye özel plan 🙂

Planlama yaparken bebeği hangi yolla beslemek istediğiniz, ne kadar süre emzirmek istediğiniz ve şartların neye müsait olduğu (ilk aklıma gelenler : Bakıcı olacak mı? Anne çalışacak mı ? Annenin doğum sonrası genel psikolojisi nasıl ? Anne gerekli desteği görüyor mu? ) gibi temel soruları cevaplandırsanız yeter.

Sağma fikrinden hoşlanmasanız bile en azından ilk zamanlarda memeyi süt üretmeye teşvik etmek açısından ister manuel, ister elektrikli bir süt sağma makinesi edinmelisiniz. Çünkü ilk günlerde foşur foşur sütünüz olsa bile bebecik minnoş minnoş emip hemen yorulduğu için sütün çoğunu memede bırakabilir. Bunu önlemek için sağmak şart. Sağdığınız sütü ne ile içireceğiniz ise tamamen tercih konusu. Benim gibi rahat davranıp biberon kullanabilirsiniz. Ya da “çocuğum benden başka hiçbir şey ememez” deyip kaşıkla veya iğnesiz şırıngayla deneyebilirsiniz. Günün sonunda bebeğiniz sadece sizi emebilir; hem sizi, hem biberonunu emebilir (herkes için temennim bu aslında, zira biberonu reddeden bebeklerin anneleri bu durumdan fazlasıyla bunalabiliyor) veya sizi reddedip biberonu tercih edebilir.

Benim planım şuydu : Mümkün olduğunca emzirerek beslemek, sağacak kadar sütüm olursa biberonla beslemek, sütün yetmediği  durumlarda mama ile beslemek, emzirme sürecini 12-18 ay devam ettirmek. Hoş, sütüm olsaydı “çocuğumun süresi doldu” diye kesecek değildim elbette… Çünkü emzirmek, bebek sahibi olduktan sonra yaşanan en güzel şeylerden biri! O his, bebekle ilgili tonla güzel şeyin yanında sadece anneye sunulan bir bonus…  Anneyle bebeği birbirine kaynaştıran, ulayan, tekleştiren, mucizevi bir şey… Öte yandan biberon kullanmanın da kendine has güzellikleri var.

Biberon kullanmanın bana göre 2+1 önemli artısı var :

  1. Bebeğinizi besleme işini baba, bakıcı, kardeş, anneanne, babaanne, x  yapabilir. Bu sürede anne biraz uyuyabilir, banyoya girebilir, biraz hava alabilir, vs. Biberon kullanmak illaki mama kullanmak anlamına gelmez. Anne, bebek uyurken veya ondan ayrıyken veya emzirdikten sonra kalan sütünü sağıp saklayabilir.
  2. Bebeğinizin tam olarak ne emdiğini bilirsiniz. Haliyle karnının ne kadar doyduğunu, ne kadar süre uyuyabileceğini, vs tahmin edebilirsiniz. Memeden emzirme ortalama bir fikir verse de asla tam sayısal değildir. Mesela tam dolu olduğuna inandığınız bir anda sağım işlemi yapsanız bile bebeğin o memeden çekebildiği süt ile aynı olamaz. (Bebek biraz büyüyüp çenesi güçlendikten sonra makinenin çektiğinden daha fazla süt emebiliyormuş. )
  3. Bebeğiniz meme ucunu tam kavrayamıyorsa, memede durmayı sevmiyorsa, vs yani kısacası bebeğinizin sütünüzle değil de memenizle alakalı bir sorunu varsa biberon kurtarıcınızdır. Aksi takdirde sağdığınız sütü kaşıkla içirmek durumunda kalırsınız ki bu da yorgun anneye yapılan bir çeşit eziyettir. ( Hele ki günde 8-10 kez emzirdiğimizi düşünürsek… )

Biberon kullanmanın eksileri :

  1. Bebek emdikçe ağzına süt gelmesine o kadar alışır ki sizi emmekle uğraşmak istemez. Çünkü süt memeden parti parti iniyor. Sanırım benim planımda gümlediğim kısım, göğüslerimin süt üretme konusundaki tembelliği oldu. Zayıf üretim ile biraz biberon, biraz emzirme işi hikaye.. Maalesef ben bu hatayı anneliğimin ilk yılında yaptım, kızım da emmeyi çok sevdiği halde tembelleşti ve biberonu tercih etmeye başladı. Oğlumda ise işi en baştan sıkı tutmaya kararlıydım ama bu sefer de paşam memeden pek hazzetmedi. Hızlı hızlı emip boğulur gibi olurdu, sonraki boş emiş kısmında çok sıkılırdı ve memeyi bırakırdı… Halbuki sütün gelme şekli o!  Sağma işlemi yaparken sütün nasıl geldiğini görmüştüm: ilk birkaç dakika boş boş sağıyoruz, sonra açık renkli bir süt gelmeye başlıyor, sonra bu süt kesiliyor ve yine boş boş sağıyoruz, sonra daha yoğun bir süt gelmeye başlıyor ve sonra boş boş sağıyoruz ve bitiyor. Sondaki boş boş sağma işlemini özellikle memeye sütün yetmediği hissini vermek için yapıyordum.
  2. İçine anne sütü de koysanız onu kendi göğsünüzden değil de yabancı bir plastik / cam parçasıyla beslemek içinizi acıtır. Kendi kendinize üzülür, sütünüzün azalmasına bile sebep olursunuz. Anne sütü için yüksek moral şart!
  3. Biberon kullanmak; sürekli biberon yıkamak, sterilize etmek ve yine de biberonun yeterince temiz olduğundan şüphe etmektir.
  4. Biberon kullanmak; taze sağdığınız sütü verdiğiniz durumlar hariç sürekli bir sıcaklık kontrolü demektir. Yeterince ılık olmayan bir süt bebekte ekstra gaz yapar. (Ağzını yakacak bir sıcaklık yapmazsınız zaten 🙂 )

Hem biberon kullanıp, hem memeden emzirme yöntemi ile 1,5 – 2 sene kadar emzirebilmiş anneleri tebrik ediyorum ve onlara çok imreniyorum. Umarım tüm yeni anneler bu rahatlığı yaşayabilirler. Bol sütlü günler…

Evimiz Çocuk için Uygun mu?

Hepimiz evlerimizde belli başlı önlemler alıyoruz. Çünkü o ömre bedel, küçük enercanların hasbelkader yaralanmasını istemiyoruz. (yine de evi gerçek üstü sünger ev haline getirmemek de gelişim açısından önemli bence)

Evimizin çocuk için uygun olup olmaması sorunsalı, güvenlik önlemlerinden bir tık öteye işaret ediyor. Aslında sorunun ucu çocuğu nasıl algıladığımıza kadar iniyor. Çocuk bize bağlı hatta bağımlı, kendi başına hiçbir etkinliğinin olmamasını beklediğimiz bir organımız mıdır ? Yoksa çocuk, evdeki anne baba gibi, kendi seçim hakları olan bizden bağımsız bir birey midir? Bir çoğumuz gözü kapalı “o bir birey, tamamen kendine has, karakter sahibi, vs” deriz ama ona bir organımızmış gibi davranmaya devam ederiz. Bunu da çoğunlukla bilinçli yapmayız; tamamen adanmışlık hissiyle, seve isteye onun hayatını kolaylaştırırız. Ona hiiiiç iş yaptırmayız(ve bununla övünürüz) sonra da kendimize yüklediğimiz ekstra işlerden şikayet ederiz (bir kısmımız şikayet bile etmez, bunu bir hayat tarzı olarak görür ve yetiştirdiği bağımlı yaratığın işlerini görmeye devam eder).

Kızımı Montessori anaokuluna gönderiyorum, eve ilk gönderdikleri form ev düzenleme  formuydu. Olduğu gibi paylaşayım, çocuğunuzu nasıl algıladığınızı bir de siz sorgulayın 🙂

Çocuğuma uygun tuvalet düzeni nasıl olmalı ?

Çocuklu bir evde muhakkak tabure veya basamak bulunmalı. Bizim evde Ikea’nın yüksek basamağı var ki birçok yere ulaşmalarını sağlamak için yeterli oluyor. Bu basamak ile isterse klozete (evde genelde lazımlık kullanıyoruz) veya lavaboya ulaşabiliyor. Sabun ve havluyu onun ulaşabileceği mesafeye koyuyoruz. Aynı şekilde diş fırçası ve macunu da ona özel olarak yan yana elinin altında bulunuyor.

Çocuğuma uygun mutfak düzeni nasıl olmalı ?

Mutfaktaki alçak dolaplardan birini yavrunuza özel ayarlamak gerekiyor. Bu dolapta onun kendi tabağı, çatalı, kaşığı, bardağı ve servisi olacak. Biz şu anki evimizde bunu yapmadık, aslında biraz uğraşsam ona özel bir dolap ayarlayabilirim ama mevcut eşyalarımı zor sığdırdığım için bunu da taşınma sonrasına bıraktım. Evde sebil kullanmıyorsanız çocuğa kırılmayan sürahilerden de edinmek lazımmış. Kendi ihtiyaçlarına tamamen yetebilmesi için biz küçük bir masa sandalye takımı edindik. Kızım artık yemeklerini kendi masasında yiyor. İlk başta biraz garip gelmişti ama bizle göz hizasında olacak diye sonsuza dek mama sandalyesine oturamazdı ki…

Çocuğuma uygun salon/oturma odası düzeni nasıl olmalı ?

Çocuğa resimlerini veya yaptıklarını asabileceği bir duvar veya pano oluşturmak önemliymiş. Bu kısımda yine kendine ait küçük bir masa – sandalye gerekiyor. Bizim portatif takım mutfak ile oturma odası arasında mekik dokuyor 🙂 Kâh yemek masası, kâh aktivite masası..

Çocuğuma uygun çocuk odası düzeni nasıl olmalı ?

Kendi seçimleri olabilmesi için çocuğun en az 3 yaşında olması gerekiyor, halbuki ben odasını o doğmadan önce düzenlemiştim 🙂 Öyle bir düzenlemişim ki hiçbir şekilde yeni bir eşya, hatta duvara sticker bile konamaz. Ama işte, odasının çocuğun fikri alınarak düzenlenmesi gerekiyormuş. Odadaki yatağın, şifonyerin, askılı dolabın,  kısacası her şeyin onun boyuna ve yalnız kullanımına uygun olması bekleniyor. Bizim evde sadece yatağı ve şifonyeri boyuna uygun. Ne yapalım, kısmet yeni eve 🙂 Orada inşallah hem boyuna uygun kitaplık ve oyuncak dolabı, hem de askılı dolabı olacak. Bu arada formda ilk gördüğümde enteresan gelmişti ama sanırım en basit şekilde zaman kavramını oluşturabilmek için olsa gerek, çocuk odasında bir de kum saati bulundurmalıymışız.

Çocuğuma uygun antre düzeni nasıl olmalı ?

Bizim girişte çocuğa uygun tabure, puf vs koyabilecek alanımız olmadığı için bu kısmı uygulayamadık. Hala ayakkabılarını ben giydiriyorum… (Giyemediğinden değil de ilgi beklentisinden daha çok) Halbuki oturup ayakkabısını giyip çıkarsa sonra da montunu dolaba asabilse iyi olurdu. Neyse ki ayakkabılarını kendi alıp dolaba koymayı öğrendi, severek yapıyor.

Tüm bu düzenlemeleri yaptığımızda çocuk kendi işini kendi yapmaya başlıyor. Masasına servisini, tabağını koyuyor; yatağını kendi topluyor; kıyafetleri asıyor ve aslında kendi ayakları üzerinde durabilmeye başlıyor. Kendi kanatları ile uçacak olması fikri bile heyecan verici  değil mi? Minik kuş büyüyor işte…

Şubat İndirimleri!

İnternet alışverişi yayılmaya başladığından beri bu teknolojiyi kullananlar arasındayım. İlk başta havale yöntemiyle ödeme yapıyordum, sonra sanal kart kullanmaya başladım. Anne olana kadar kozmetikten ayakkabıya giyimden elektroniğe her şeyi internet üzerinden satın alırdım, yurt içi – yurt dışı fark etmez, konuya baya hakim olduğumu düşünürdüm. Gel gör ki anne olduktan sonra o zamana dek hiç fark etmediğim bir sektörü keşfettim, yeni sitelerden alışveriş yapmaya başladım.

Kızıma hamile olduğum sırada şubat indirimleri var mıydı, yoksa benim ilgimin dışında mıydı hatırlayamıyorum ama ufaklığın ilk şubatında meşhur şubat indirimlerini yakaladım. Özellikle şu an hamile olanlar veya bebeğinin büyük araç gereç satın alımını erteleyenler için %28-30 arası indirimlerden faydalanma zamanı!

İndirimleri kaçırmamak için;

  1. Birçok bebek sitesi şubat ayı boyunca her gün farklı ürün gruplarına indirim uyguluyor. İlk olarak sevdiğiniz, güvendiğiniz, alışveriş yapmak istediğiniz birkaç sitenin şubat takvimine göz gezdirebilirsiniz.
  2. Kimi siteler %28, kimi %30 indirim uygular. Özellikle oto koltuğu, beşik, park yatak, bebek arabası, akülü araba, vb pahalı ürünlerde %2 fark yaratabiliyor.
  3. Hem mağaza, hem internet sitesi şeklinde çalışan firmalarda mağazadan da indirimleri yakalayabiliyorsunuz. Ama ben internet sitelerini kullanmanızı tavsiye ederim, çünkü siz sabah 10’da mağazaya koşana kadar insanlar gece 12’den itibaren kaynakları tüketmeye başlıyorlar.
  4. Rakip siteler genellikle birbirlerini kollayarak ürün fiyatlarını indiriyorlar. Bir gün bir sitede kaçırdığınız bir ürünü ertesi gün başka bir sitede yakalayabilirsiniz. Telaşa mahal yok yani 🙂

Günün sonunda rekabet iyidir, piyasayı canlandırır. Şubat indirimlerinin Çılgın/Kara Cuma, ayın ilk/son günü, vb başka pazarlama oyunlarıyla çoğalmasını diliyorum. Alışveriş manyağı değilim ama sürekli büyüyen ve ihtiyaçları ayrı ayrı şekillenen 2 çocuk annesiyim; indirimler şart 🙂

Herkese iyi alışverişler!

Yenidoğan için Yatak Seçimi

Yenidoğan dediğimiz 0-1 ay arası, minicik, tatlı ve korkutucu yaratıklardır. Korkutucu olması onun minicikliğinden ve sizin incitme korkunuzdan kaynaklanır. İlk anne olduğum zamanı hatırlıyorum da, uzun uzun bebeğime bakıp onu nasıl büyüteceğimi düşünürdüm…  (Sonra onu doğru dürüst büyütmeden bir tane daha bebek yaptım, ayrı mesele 😀 )

Kızıma hamile olduğum sıralar kesinlikle saraylı beşiklerden istemiştim, neyse ki minnoş yatak odama sığabiliyordu. Kafam gayet net bir şekilde beşik alacağım dükkana gittim, ürünümü seçtim, “pardon, bundan alacağım ben bir tane” bile dedim. Satıcı da dedi ki , “yan kapağı açılan modellerden düşünmez misiniz?

BabyTech - sarayli besikHmm, düşündüm, biraz daha düşündüm, anneme sordum, biraz daha düşündüm… Sonra o modele karar verdim. İyi ki de o modeli almışım… (Resimde 2 bebek koymuşlar ama ikiz anneleri için yanıltıcı olmasın. Bu beşik iki bebek için uygun değil maalesef) Benim beğendiğim gibi tam oval şekilli değildi ama çok işime yaradı. Özellikle ilk çocuk için çok uygun. İkinci de kapağını pek açamadık, zira kızım da beşiğe atlamaya kalktı 🙂

Beşiğin yan kapağının açılmasının nasıl bir avantajı var derseniz,

  1. Bebeğinizle yüz yüze, el ele uyuyabiliyorsunuz ama onu ezmiyorsunuz (hoş, zaten ezmezsiniz de “ya ezersem” korkusu bile yaşamıyorsunuz.)
  2. Bebeği yatağa almak çok daha kolay oluyor, bebeği kaldırıp indirmekle uğraşmıyorsunuz. Özellikle uyku sersemi bir şekilde kalkıp bebeği memeyle buluştururken… Şimdi hamile olanlara abartı gibi gelebilir ama bence o anlarda birkaç saniyenin bile kritik değeri var. Uykunun en tatlı yerinde ciyaklayan aç bebeği hemen doyurmak lazım.
  3. Bebek biraz büyüyünce yuvarlanıp yanınıza gelebiliyor ki bu da sabahları hoş bir sürpriz oluyor.
  4. Çocuk ya oradan düşerse diye endişelenmeyin, ürünün alt kısmında montaj zımbırtıları var yani beşiği yatağınıza sabitleyebiliyorsunuz. (Tabi sabitleyince beşik olarak kullanamıyorsunuz. )

Beşiği hep “gerekirse bebeğimi beşiğinde sallarım” diye düşündüğüm halde odamın boyutları dolayısıyla hiç sallamadım. Bu da bir ironi 🙂

Beşik gerçekten şart mı ?

Bence şart. Daha doğrusu, yenidoğanın anne yanında uyuyabileceği, rahat bir yatak şart. Çünkü beraber uyumak ani bebek ölüm riskini azaltır ve anne-bebek arasındaki bağı güçlendirir. Ayrıca anne, bebeğin ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verir. Haliyle ister beşik alırsınız, ister Chicco Next2Me tarzı basit yataklardan alırsınız, fark etmez. Yenidoğan ile beraber bir adet minik yatak edinmelisiniz. Bence daha dayanıklı ve daha sağlıklı olan ahşap beşikler dururken park yatak tarzı plastik bir ürüne aynı para verilmez ama boyutlar veya ağırlık dolayısıyla tercih edilebilir.

Beşikte dikkat etmek gereken bir şey var mı?

Açıkçası üretici firmalar birçok detayı düşünüp ürüne ekliyorlar ama ilk aklıma gelenler : Parmaklıklar arası mesafenin bebeğe uygun olması ( başı, ayakları veya elleri sıkışmamalı), kullanılan boyanın solumaya uygun olması, yatak kalınlığının ideal olması, beşiğin eğim verilebilir olması, vs.

Beşiğin eğimi, reflü yatağı denen ürünlerle de sağlanabilir. Bebeğin özellikle emdikten sonra direkt düz zemine yatırılması hem kusmuğunda boğulma riskini, hem de reflü riskini artırıyor. Bu yüzden bebeğin başının midesinden yüksek olması kritik önemde. Tabi bu eğimi illaki reflü yatağı alarak değil, yatağın altına havlu, bebek yastığı gibi şeyler koyarak da sağlayabilirsiniz. Yalnız sadece başının altına destek koyarsanız bebek rahatsız olur, tüm yatağa eğim vermek lazım.

Beşik ne kadar süre kullanılır ? / Bebek yatak odamızda ne kadar kalmalı ?

Chicco Next2Me tarzı hafif yataklar 0-6 ay için uygundur. Ahşap beşikler ise 9kg’a kadar uygundur. Bu noktada bebeğinizin gelişimine göre 6-10 ay arası kullanabilirsiniz. Ben kızımda 10 ay, oğlumda 7 ay kullandım; sonra da odalarındaki asıl yataklarına yatırdım. Elbette yatağa ve yalnız uyumaya alışma süreci bebekten bebeğe değişiyor, mesela oğlum da hiç sorun yaşamazken kızım hala yanımda yatma konusunda ısrar ediyor.

Bu arada… Bebeklerin bir alışma süreci olduğu gibi annenin de bebeğinden ayrı uyumaya alışma süreci var…  Ben erken ayırmanın, bebekte bağımlılık yaratmamak ve bebeğin benlik duygusu ve özgüvenini geliştirmek açısından doğru olduğunu düşündüğüm için gece yat-kalklarına razı oldum. (ki hala daha bu süreç devam ediyor) Öte yandan kuzenimin öğretmen eşi ise 3 yaşındaki kızlarını hala kendi yatak odalarında tutmakta ısrarcı, bazı pedagogların annesini gündüz göremeyen çocukların anneleriyle yatmasının anneye özlemi giderme açısından kabul edilebileceği fikrini savunuyor. Günün sonunda çocuk yetiştirmenin her alanında olduğu gibi çocuğu beşikten veya yatak odasından ayırma konusunda da tek bir doğru yok. Çocuk sizin, hayat sizin, karar sizin… ( Bazen keşke her konuda reçeteler olsaydı da hepimiz tek tip  doğru ve mutlu çocuklar yetiştirseydik diye düşünmüyor değilim 🙂 )

 

Huzur ve Bel Ağrısı Garantili Gezintiler

İnsan, beli koparken huzurlu mu olurmuş ? Dolaylı olarak evet, olabiliyor. Gazlı bebeğiniz bir süre uyuyabiliyorsa siz de bel ağrınızı çok umursamadan oturup kahvenizi içebiliyorsunuz. ( Ya da kahve içmiyoruz; rezene, melisa, kimyon gibi rahatlatıcı şeyler içiyoruz, tamam)

Annem yapı olarak optimist bir insan, bu özelliğini takdir ediyor lakin kendi karmaşık dünyamdan kurtulamıyorum. Benim canım annem, ilk bebeğini (ben oluyorum o) öyle bir anlattı ki ses çıkarıp, hareket eden bir bitki yetiştireceğimi sandım. Sonra cadılıktan ortalığı yıkan, ağlarken moraran kızımı kucağıma aldığımda hayatımın şokunu yaşadım! Çocuk meme haricinde uyumak bilmeyince bu meseleyi didiklemem gerekti. Pusete koyamıyordum…  “Nasıl dışarı çıkabilirim Onu nasıl uyutabilirim? Benim de evde canım sıkılıyor ama bu ciyak ciyak bebekle nereye gidebilirim? Gittiğim yerde iki insan yüzü görsem, bir yetişkinle azıcık sohbet edebilsem ama nasıl ? ” derken karşıma Babasling çıktı. Önce bir araştırdım, sonra Hintli ablaların sıklıkla kullandığı wrap tarzı şeyler daha mantıklı geldi ama açıkçası yanlış bağlayıp çocuğu düşürmekten korktum ve Babasling’e karar verdim.

Tanıtım videosu için buyrunuz... 

En çok kullandığım pozisyonlar Easy Tiger ve Side Saddle. Ayrıca emzirmeyi de denedim, gayet oluyor. Bebek bu kesenin içinde anne kokusu ve sıcaklığıyla rahat rahat uyuyor. Ürün özellikle kış aylarında bir numaralı kurtarıcım olmuştur.

Artıları

  1. Pratiktir, evden çıkmadan bebeğinizi keseye koyar çıkarsınız. Arabayı siz kullanmadığınız sürece rahat rahat gezersiniz. İster yaya, ister yolcu olarak… Pusetle uğraşmadan markete gider gelirsiniz mesela.
  2. Bir eliniz serbesttir ki bu da tek başına dışarı çıkarken resmen hayatınızı kolaylaştırır. Kapınızı anahtarla açar, telefon, vs kullanabilirsiniz.
  3. Bebeğiniz, anne kokusu ile rahatlar ve çoğunlukla uyur. Hatta sıcaklığınız ile gazını rahat rahat atar, uyumaya devam eder.
  4. Bebeğinizi daha rahat koruyabilirsiniz. Mesela meraklı akraba ya da komşu  teyzeler çocuğunuzu öpüp sevemez, hatta dokunamaz; sadece siz eğilirseniz, bebişin yüzünün yarısını görebilirler. O mesafe de hem nazar; hem mikroplar açısından güvenli bir mesafedir kanımca. ( Bebek öpen yabancıları hiç sevmem… Ben kıyıp öpemiyorum çocuğumu, sen kimsin ki yani… )
  5. Çift emniyet tokası bulunduğu için ikisinden biri kopsa dahi bebeğiniz güvenli bir şekilde yatmaya devam eder.
  6. Normalde kolda olan gücü boyun, sırt ve kollara yayar; daha uzun süre ayakta vakit geçirebilirsiniz.
  7. Yıkanabilirdir. (Yalnız kokusuz deterjan kullanmanızı veya yıkadıktan sonra iyice havalandırıp sonra takmanızı tavsiye ederim. Sabun tozunun bile kendine has bir kokusu var. Özellikle çocuğun kafası kesenin içinde kalıyorsa, en tatlı kokular bile rahatsız edici olabilir. )
  8. Bebeğiniz üşümez. En soğuk günlerde bile ana kucağında ya da portbebede yatan bebeklere göre ; hatta kucaktaki bebeklere göre bile daha sıcak durur.
  9. Materyal olarak hafiftir, bebeğinizle beraber ekstra yük taşımazsınız.
  10. Gerekli ayarlamaları yaparak babalar da kullanabilir.
  11. Keseyi çıkarmaya gerek kalmadan bebeğinizi emzirebilirsiniz. ( Tabi emzirmeye uygun kıyafet ve iç çamaşırı şart. Kişisel tavsiyem iç çamaşırı olarak dolgulu emzirme atletleri. Böylece ekstra sütyen takmak zorunda kalmazsınız. )
  12. Keseyi birkaç şekilde takabilirsiniz. Özellikle yavru biraz büyüyüp hareketlendikçe farklı pozisyonlar deneyebilirsiniz.
  13. Çeşit çeşit renkleri, modelleri vardır. Birkaç tane edinip kıyafetinize hangisi uyuyorsa onu takabilirsiniz.

Eksileri

  1. Bir süre yürüdükten sonra sırtınız, beliniz kopar kardeşim, bu gerçek.
  2. Bebek anne kokusuna o kadar alışır ki onca para verip aldığınız pusete alıştırmak için ekstra efor sarf edersiniz. (Pes etmek yok tabi, seve seve alışıyorlar 🙂 )
  3. Çocuğu ister istemez kucağa bağımlı hale getirirsiniz. Evde, arabada, dışarıda, her yerde kucağınızda olmak ister. ( Aman olsun be, ne kadar kucağınıza alabileceksiniz ki?) (Sürekli kucaklamaya çok karşıydım ama anne olunca fikirlerim muazzam mutasyona uğradı. ) (Lakin bel ağrısı işte… )
  4. Bebek büyüdükçe ciddi yorulursunuz. Yere 60kg yerine 70 – 75kg basarsınız yani düşünün, hamilelik gibi…
  5. Kışın havalar soğukken siz de, bebek de rahat edersiniz. Lakin yaz mevsimi iyice yapış yapış ve bunaltıcı hale gelir.
  6. Maalesef her bebek slingde gezmekten hoşlanmaz. Kendini atmalara kalkar. (Bkz : oğlum)
  7. Sokakta yürürken bile “pardon, üzerinizdeki şeyi nereden aldınız? İşe yarıyor mu? Kaça aldınız? İnternette nasıl aratmam lazım?” vs sorularla karşılaşırsınız. (Baby sling veya yan kanguru olabilir, ben hamak derdim. O kelimeyi tedavülden kaldırmışlar galiba 😀 )
  8. İki tokalı kumaş parçasına dünyanın parasını bayılırsınız. (Hoş, yerli ve yabancı muadilleri çıkmıştır muhakkak, o zamanlar 200-250 TL falandı.. )

Kritik Nokta : Uyku

Sanırım 3 yılı biraz aşkın annelik serüvenimde en kıskandığım anneler, çocukları sorunsuz uyuyanlar…. Bana kalırsa çocuğun hayatındaki en önemli şey uykudur; çünkü uyuyamazsa yemiyor, öğrenmiyor, aksileşiyor, söz dinlemiyor, ağlıyor, kendine ve başkalarına zarar veriyor, doğurduğunuz çocuğu tanıyamıyorsunuz ve siz de o çaresizlikle önce üzülüp sonra sinirlenmeye başlıyorsunuz.

Uyku eğitimi denen bir şey var, düşünmedim değil. Hatta yakın çevremde Pınar Sibirsky ile çalışıp gece emmeleri ve uyku sorunundan kurtulmuş bir arkadaşım bizzat tavsiye etti ama ben iki küçük çocukla onun anlattığı süreçten geçmeyi göze alamadım. Ayrıca düzenin oturması için üç hafta boyunca hep evde takılmayı da göze alamadım. (Çocuğun oto koltuğunda, pusette veya yatağı dışında herhangi bir yerde uyuması yasak!) Ha bir de, çocuk ciyak ciyak ağlarken onu kucağımda sakinleştirmemek fikri sanki doğduklarından beri kurmaya çalıştığım “güvenli bağlanma”yı baltalayabilir diye düşündüm. Günün sonunda o arkadaşımın çocuğu sorunsuz uyurken benimkiler uyumuyor 🙂

İki çocuğum da uykuya dalma noktasında bana ihtiyaç duyuyor, muhtemelen “kıyamam” adı altında yapmamam gereken bir şeyler yaptım. Geçen sene oğlumu doğurduğum sırada benim emzirme seanslarımdan bıktığı için babasıyla uyumaya razı olan kızım, şu an tamamen bana sarmış durumda. İki çocuk da küçük ve anneye düşkün olunca mecburen işleri önem sırasına koymak, pek önemli değil gibi gözüken şeyleri boş vermek zorunda kalıyorum. Tüm gecelerim saat 9 civarı başlayıp çocuklarımın insafına kalmış bir saate kadar aynı rutin ile geçiyor, haliyle kimseye uyku konusunda ahkam kesebilecek vaziyette değilim. Lakin okuduğum ve denediğim yöntemlerden bir karma yaparak en azından uyku  seansını yorucu bir işkenceye döndürmemeyi başardığımı düşünüyorum. Zira benim çocuklarım kolda ya da ayakta sallanarak uyumuyorlar 🙂

Kendimi baştan başlayarak eleştirecek olursam keşfettiğim hatalarım şunlar :

  1. Çocuğun her işine, beslenmeden alt bakmaya, oyundan dışarı çıkmaya , anne bakınca çocuğun uyuma işini başka biriyle yapması düşünülemez. Mesela bu kritik hata, hem benim fazlasıyla sahiplenici olmamdan, hem de babanın çok fedakar olmamasından kaynaklandı. Bence bebek doğduktan sonra babalar da muhakkak bir şekilde olaya dahil olmalı. Anne sütünü sağabilir, baba bebeği besleyebilir; hazır gıdaya geçtikten sonra yemeğini baba yedirebilir; babalar alt bakabilir
  2. Tracy Hogg & Melinda Blau’nun Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabında EASY yönteminden bahsediliyor. EASY yani Eat (yeme) Activity(oyun, alt bakma, banyo, vs) Sleep (uyku) Your time (Annenin kendine ayırdığı vakit) Ne kadar uğraşırsam uğraşayım EAES döngüsünden kurtulamadım. Çocuğu uyutmak için emzirmek uzun vadede çok iyi bir yöntem değil. Süt bitince uyutma işi çıkmaza giriyor. Çocukların anneye bağımlı uyku alışkanlıkları geliştirmemesi için öncelikle emzirirken uyutmak işinden kurtulmak lazım.
  3. Çocuklar rutin sever diyorlar ama acaba anneleri rutin seviyor mu, veya sevmeyi bırak rutin yaratmayı becerebiliyor mu diye sormuyorlar 🙂 Mucize çözümlere ilk başladığımda 4 saatlik rutini oturtmayı kafama koymuştum. Güya bu rutin içerisinde ben de, bebeğim de rahat edecektik. Programa göre ortalama 20 dakikada uyuması gerekiyordu ama benim bebeğim hiç 20 dakikada uyumadı. 40 dakikada uyudu mesela, uyumak için azıcık zamanı kaldı, program otursun diye zamanında uyandırdım, ya uyanmadı, ya ağlamaktan programın kalanını yaptıramadım. Sonra da pes ettim. Dedim ki rutin işi bana göre değil. Her şeyin saatli programlı işlediği bir hayat size göreyse, çocuğunuzda uyku sorunu yaşamazsınız. Kendi hayatından feragat edemeyecek kadar özgür ruhluysanız (övünmüyorum ama ruhum öyle, ne yapalım) , çocuk da istediği saatte, istediği yerde uyur. Bu kadar… 🙂
  4. Annem beni yatağıma bırakırmış, kendim uyurmuşum. Çok özendiğim ama asla yapamadığım bir başka yöntem. Baktım benim yavrular kendileri uyuyamıyor, bu sefer beraber yatma yöntemini denedim. (Zaten hamakla gezdiğimiz için anne kokusuyla uyumaya iyice alışmıştı kızım) Kolda, ayakta, ana kucağında veya beşikte sallamaktan, çocuğu uyutabilmek için araba veya puset gezintisine çıkarmaktan daha pratik ve daha duygusal gözüktü. Çok dokunsal bir insan olmasam da çocuklarımla temas halinde olmaktan hoşlanıyorum. Bu yöntem ile yorulmaktan kurtuldum ama kocaman bir “anne ben seninle uyuyacağım” sorunumuz doğdu 🙂 Sırayla çocukları uyutup kendi yatağıma dönüyorum, gecenin bir vakti ikisi birden bizim yatağa akın ediyor… Uyuduktan sonra yataklarına götürüyorum, sabaha karşı yine gelmiş oluyorlar… Bakalım, bir de bu sorunu çözmekle uğraşacağız.
  5. Çocuğun erken yatmasını istiyorsan erken kaldırmalısın” gerçeği var. Evet, doğru… Geceleri 8-9 gibi evdeki çocuk sesleri kesiliyorsa bunun bir bedeli var kardeşim, o zaman sabah 5-6 gibi kalkınca oflamayacaksın. Üstelik bunun pazarı, bayramı, tatili falan yok. Ben kesinlikle sabahları şirinler gibi şarkılar söyleyerek uyanan, yatağından gülücükler saçarak kalkan bir insan değilim. Gece geç saatte yatmayı severim, sabah da en azından 9’a kadar uyumayı… Hal böyle olunca çocuklar erken kalkmasın diye çok erken uyutmadığım bir gerçek. Hata mı değil mi bilmiyorum, iki durumda da kendi zamanından fedakarlık etme durumu söz konusu ( annelik fedakarlık halinin, bir yaşam tarzı haline gelmesi zaten). Siz sabah erken kalktığınızda mutsuz ve aksi olmuyorsanız, bu yöntemi uygulayabilirsiniz. Tabi çocuk erken kalktı diye 3-4 saatlik öğle uykusu yok 🙂
  6. “Elektronik bakıcı”lar çocuğu fazlasıyla uyardığı için uyku konusunda sorun yaratıyorlar. Özellikle akşam saatlerinde televizyon, tablet, bilgisayar,vs elektronik aletlere maruz kalmamaları çok önemli. Lakin bu mümkün mü? Mümkün tabi… Yanınızda yardımcı biri olacak, mesela eşiniz. Eşiniz “ben çok yorgunum, uzanıp televizyon izlemek istiyorum” bahanesine sığınmadan, sıkılmadan çocuklarla oyun oynayacak. Ne oynayacağını bilemezse top veya boğuşma gibi çocuğu yoran oyunlar da oynayabilirler. Biz çoğu zaman elektronik aletlerden kurtulamıyoruz 😦
  7. Ben beceremedim ama siz bebeklikten itibaren çocuğunuzu sakin müzikler eşliğinde uyutmayı deneyebilirsiniz. Hem sakinleştirir, hem de seçtiğiniz müzikle çocukta şartlı refleks yaratabilirsiniz. Benim çocuklar uykuluyken ne müzik, ne ninni dinliyorlar.  Sadece dönencenin müziğini açabiliyorum, ona hayır demiyorlar. Ama bu müzik de hala Pavlov’un köpeği etkisi yaratmadı hani 🙂

Hem öz eleştiri olarak , hem de sebep-sonuç ilişkisi kurmak adına kendi hatalarımı derledim. Umarım sizler benim o imrendiğim annelerden olursunuz.

Minnoşların rahat rahat uyuması dileğiyle..