Kritik Nokta : Uyku

Sanırım 3 yılı biraz aşkın annelik serüvenimde en kıskandığım anneler, çocukları sorunsuz uyuyanlar…. Bana kalırsa çocuğun hayatındaki en önemli şey uykudur; çünkü uyuyamazsa yemiyor, öğrenmiyor, aksileşiyor, söz dinlemiyor, ağlıyor, kendine ve başkalarına zarar veriyor, doğurduğunuz çocuğu tanıyamıyorsunuz ve siz de o çaresizlikle önce üzülüp sonra sinirlenmeye başlıyorsunuz.

Uyku eğitimi denen bir şey var, düşünmedim değil. Hatta yakın çevremde Pınar Sibirsky ile çalışıp gece emmeleri ve uyku sorunundan kurtulmuş bir arkadaşım bizzat tavsiye etti ama ben iki küçük çocukla onun anlattığı süreçten geçmeyi göze alamadım. Ayrıca düzenin oturması için üç hafta boyunca hep evde takılmayı da göze alamadım. (Çocuğun oto koltuğunda, pusette veya yatağı dışında herhangi bir yerde uyuması yasak!) Ha bir de, çocuk ciyak ciyak ağlarken onu kucağımda sakinleştirmemek fikri sanki doğduklarından beri kurmaya çalıştığım “güvenli bağlanma”yı baltalayabilir diye düşündüm. Günün sonunda o arkadaşımın çocuğu sorunsuz uyurken benimkiler uyumuyor 🙂

İki çocuğum da uykuya dalma noktasında bana ihtiyaç duyuyor, muhtemelen “kıyamam” adı altında yapmamam gereken bir şeyler yaptım. Geçen sene oğlumu doğurduğum sırada benim emzirme seanslarımdan bıktığı için babasıyla uyumaya razı olan kızım, şu an tamamen bana sarmış durumda. İki çocuk da küçük ve anneye düşkün olunca mecburen işleri önem sırasına koymak, pek önemli değil gibi gözüken şeyleri boş vermek zorunda kalıyorum. Tüm gecelerim saat 9 civarı başlayıp çocuklarımın insafına kalmış bir saate kadar aynı rutin ile geçiyor, haliyle kimseye uyku konusunda ahkam kesebilecek vaziyette değilim. Lakin okuduğum ve denediğim yöntemlerden bir karma yaparak en azından uyku  seansını yorucu bir işkenceye döndürmemeyi başardığımı düşünüyorum. Zira benim çocuklarım kolda ya da ayakta sallanarak uyumuyorlar 🙂

Kendimi baştan başlayarak eleştirecek olursam keşfettiğim hatalarım şunlar :

  1. Çocuğun her işine, beslenmeden alt bakmaya, oyundan dışarı çıkmaya , anne bakınca çocuğun uyuma işini başka biriyle yapması düşünülemez. Mesela bu kritik hata, hem benim fazlasıyla sahiplenici olmamdan, hem de babanın çok fedakar olmamasından kaynaklandı. Bence bebek doğduktan sonra babalar da muhakkak bir şekilde olaya dahil olmalı. Anne sütünü sağabilir, baba bebeği besleyebilir; hazır gıdaya geçtikten sonra yemeğini baba yedirebilir; babalar alt bakabilir
  2. Tracy Hogg & Melinda Blau’nun Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabında EASY yönteminden bahsediliyor. EASY yani Eat (yeme) Activity(oyun, alt bakma, banyo, vs) Sleep (uyku) Your time (Annenin kendine ayırdığı vakit) Ne kadar uğraşırsam uğraşayım EAES döngüsünden kurtulamadım. Çocuğu uyutmak için emzirmek uzun vadede çok iyi bir yöntem değil. Süt bitince uyutma işi çıkmaza giriyor. Çocukların anneye bağımlı uyku alışkanlıkları geliştirmemesi için öncelikle emzirirken uyutmak işinden kurtulmak lazım.
  3. Çocuklar rutin sever diyorlar ama acaba anneleri rutin seviyor mu, veya sevmeyi bırak rutin yaratmayı becerebiliyor mu diye sormuyorlar 🙂 Mucize çözümlere ilk başladığımda 4 saatlik rutini oturtmayı kafama koymuştum. Güya bu rutin içerisinde ben de, bebeğim de rahat edecektik. Programa göre ortalama 20 dakikada uyuması gerekiyordu ama benim bebeğim hiç 20 dakikada uyumadı. 40 dakikada uyudu mesela, uyumak için azıcık zamanı kaldı, program otursun diye zamanında uyandırdım, ya uyanmadı, ya ağlamaktan programın kalanını yaptıramadım. Sonra da pes ettim. Dedim ki rutin işi bana göre değil. Her şeyin saatli programlı işlediği bir hayat size göreyse, çocuğunuzda uyku sorunu yaşamazsınız. Kendi hayatından feragat edemeyecek kadar özgür ruhluysanız (övünmüyorum ama ruhum öyle, ne yapalım) , çocuk da istediği saatte, istediği yerde uyur. Bu kadar… 🙂
  4. Annem beni yatağıma bırakırmış, kendim uyurmuşum. Çok özendiğim ama asla yapamadığım bir başka yöntem. Baktım benim yavrular kendileri uyuyamıyor, bu sefer beraber yatma yöntemini denedim. (Zaten hamakla gezdiğimiz için anne kokusuyla uyumaya iyice alışmıştı kızım) Kolda, ayakta, ana kucağında veya beşikte sallamaktan, çocuğu uyutabilmek için araba veya puset gezintisine çıkarmaktan daha pratik ve daha duygusal gözüktü. Çok dokunsal bir insan olmasam da çocuklarımla temas halinde olmaktan hoşlanıyorum. Bu yöntem ile yorulmaktan kurtuldum ama kocaman bir “anne ben seninle uyuyacağım” sorunumuz doğdu 🙂 Sırayla çocukları uyutup kendi yatağıma dönüyorum, gecenin bir vakti ikisi birden bizim yatağa akın ediyor… Uyuduktan sonra yataklarına götürüyorum, sabaha karşı yine gelmiş oluyorlar… Bakalım, bir de bu sorunu çözmekle uğraşacağız.
  5. Çocuğun erken yatmasını istiyorsan erken kaldırmalısın” gerçeği var. Evet, doğru… Geceleri 8-9 gibi evdeki çocuk sesleri kesiliyorsa bunun bir bedeli var kardeşim, o zaman sabah 5-6 gibi kalkınca oflamayacaksın. Üstelik bunun pazarı, bayramı, tatili falan yok. Ben kesinlikle sabahları şirinler gibi şarkılar söyleyerek uyanan, yatağından gülücükler saçarak kalkan bir insan değilim. Gece geç saatte yatmayı severim, sabah da en azından 9’a kadar uyumayı… Hal böyle olunca çocuklar erken kalkmasın diye çok erken uyutmadığım bir gerçek. Hata mı değil mi bilmiyorum, iki durumda da kendi zamanından fedakarlık etme durumu söz konusu ( annelik fedakarlık halinin, bir yaşam tarzı haline gelmesi zaten). Siz sabah erken kalktığınızda mutsuz ve aksi olmuyorsanız, bu yöntemi uygulayabilirsiniz. Tabi çocuk erken kalktı diye 3-4 saatlik öğle uykusu yok 🙂
  6. “Elektronik bakıcı”lar çocuğu fazlasıyla uyardığı için uyku konusunda sorun yaratıyorlar. Özellikle akşam saatlerinde televizyon, tablet, bilgisayar,vs elektronik aletlere maruz kalmamaları çok önemli. Lakin bu mümkün mü? Mümkün tabi… Yanınızda yardımcı biri olacak, mesela eşiniz. Eşiniz “ben çok yorgunum, uzanıp televizyon izlemek istiyorum” bahanesine sığınmadan, sıkılmadan çocuklarla oyun oynayacak. Ne oynayacağını bilemezse top veya boğuşma gibi çocuğu yoran oyunlar da oynayabilirler. Biz çoğu zaman elektronik aletlerden kurtulamıyoruz 😦
  7. Ben beceremedim ama siz bebeklikten itibaren çocuğunuzu sakin müzikler eşliğinde uyutmayı deneyebilirsiniz. Hem sakinleştirir, hem de seçtiğiniz müzikle çocukta şartlı refleks yaratabilirsiniz. Benim çocuklar uykuluyken ne müzik, ne ninni dinliyorlar.  Sadece dönencenin müziğini açabiliyorum, ona hayır demiyorlar. Ama bu müzik de hala Pavlov’un köpeği etkisi yaratmadı hani 🙂

Hem öz eleştiri olarak , hem de sebep-sonuç ilişkisi kurmak adına kendi hatalarımı derledim. Umarım sizler benim o imrendiğim annelerden olursunuz.

Minnoşların rahat rahat uyuması dileğiyle..

Her şey Kremi

2014’ün son zamanları, tazecik bir anneydim. O zamanlar bebeğimi her ay doktor kontrolüne götürüyordum, “aman, bilmediğim bir alan, yanlış yapmayayım“. Kerata doğdu, sarılığını atamadı, her hafta bilirubin kontrolüne gittik. ( Anne sütü sarılığıymış hanımefendi, 2,5 ayda anca rengine kavuştu.) Daha kırkını yeni aştı derken, yanakları atopik dermatit oldu. Biraz zaman geçti, kafası bitmeyen konak oldu. Bitmeyen konak diyorum; zira karbonatlı zeytinyağı sürmekten konak tarağıyla konak kazımaya, konak şampuanı alıp (bariyer kremi gibi Mustela’nın hayal kırıklığı yaratan bir başka  ürünüydü kendisi) kafasında bekletmekten tülbentle ovalamaya kadar çeşit çeşit yöntem denedik.

Neyse, panik bir anne olmamama rağmen sürekli eczanedeydim…

Hamak taktığım için daha çok dikkat çekiyordum galiba, muhabbet ederken eczacı ile kanka olduk. Sonra bana bir krem önerdi  ve ben çok memnun kaldım.la-roche-posay-cicaplast-baume-b5-spf50-40-ml-22828-17-B

Kadın satarken şöyle dedi : “bebeğin pişik olursa, bir yere çarparsa, düşerse, yanarsa, kanarsa, vs bunu sür; iyi gelecek. Bu krem hep çantanda olsun. ” Gerçekten de her işimize yaradı, bu yüzden de ona her şey kremi adını taktık ve çantamızdan eksik etmedik 🙂  Kafasını çarptı, sürdük; elini kesti, sürdük; pişik kremini unuttuk, sürdük… uriage-bariederm-repairing-cica-cream-100ml-22879-17-B

Sonra bizim doktor başka bir hastaneye transfer olunca biz de başka bir eczaneye transfer olduk, kremi yenilemeye gittiğimde içinde hem çinko, hem bakır bulunan başka marka bir krem önerdiler. Şimdi de yeni “her şey kremi”mizi kullanıyoruz. Etki konusunda bir şikayetim yok ama çok küçük bir detay vermem gerekirse; bu kremde eski tip, metal tüp kullanılmış. Hani eskiden diş macunu tüplerinde kullanılan, sıkıp mıncıklarken sağından solundan delinen, kırık yerleri elinizi acıtan cins.. Elinizi falan acıtması mesele değil de bakım çantasında dururken sağı solu krem yapması bence mesele. Bu yüzden plastik tüptekini daha çok tavsiye ederim.

Neden Çinko – Bakır ?

Çinkonun hem koruyucu, hem iyileştirici etkisi olduğu için bu tip kremler çok kullanışlı. Dikkat ederseniz pişik önleyici veya iyileştirici kremlerin içeriğinde de hep  çinko var, hatta kremin ne kadar iyi olduğu içindeki çinko yüzdesine göre değişiyor.  Ayrıca bakır minerali de ciltte yenilemeye yardımcı oluyor(muş).

Yarasız beresiz pişiksiz günler ….

 

AVM Tasarımcıları için Çocuk Dostu Fikirler

Alışveriş merkezleri pek çok konuda hayatımızı kolaylaştıran tesisler. Yan yana, çeşit çeşit mağazalar; acıkırsan restoranlar, dinlenmek istersen cafeler, eğlenmek istersen oyun parkları vs. Tüm bunlar güzel, harika… Zaten çok tutan bir fikir olduğu için sadece İstanbul’da bile 100’ü aşkın AVM var. (2016 AYD verilerine göre tüm Türkiye’de 350 civarında AVM var)

Gel gelelim bebek sahibi olduğumuz zaman bir AVM’nin o kadar da hayatımızı kolaylaştırmadığını görüyoruz. Halbuki Türkiye’nin ilk AVM’si 1988’de açılmıştı ( Galleria – İstanbul) ve bugün itibariyle ülkenin 29 yıllık bir AVM serüveni var. Kimi AVM’ler diğerlerine göre bebekli aile kategorisinde daha başarılı lakin hala mükemmele yakın bir avm konsepti yok zannımca…

Neden yok ? Çünkü benim “kesinlikle olmalı” dediğim şeyler, patrona göre bariz alan kaybı! Merkezin her metrekaresinden para kazanmayı hedefleyince, müşteri olarak hakkımız olan “bedava kısımlar” alan kaybı gibi gözüküyor olsa gerek… Oysa aile dostu AVM olmak ancak fark yaratır, alan veya para kaybettirmez. (Bu “kayıp alanları” fırsata çevirmek isteyen zihniyet, yanlış hatırlamıyorsam Aqua Florya’da bebek bakım odalarının girişine gişe koymuştu. Tamam, ona da lafım yok ama o zaman 1 (bir) metrekare alana beni sıkıştırmayın kardeşim, neyse parası vermişiz ne de olsa 🙂 )

Şimdi, küçük çocuklu aileler, anneler babalar, gözlerimizi kapatıp hayal edelim : Her avm’de şu düzenlemeleri yapsalar güzel olmaz mı, ne dersiniz ?

  1. Çocuk / Aile tuvaleti : Çocuğun anne veya babasıyla beraber (veya yanında kim varsa) girebileceği, renkli, eğlenceli bir tuvalet çeşidi olmalı.
    Bu tuvaletlerde en önemli 2 şey : lavabo ve klozetlerin minik boy olması ve diğer tuvaletlerden daha hassas bir şekilde kontrol ve sterilize edilmesi. Çünkü çocuklara laf anlatmak çok zor, gördüğü her yeni şeye dokunmak istiyorlar… Bir de içimizdeki çakalları engellememiz lazım, daha temiz veya daha boş diye oraya akın edebilecek saygısız bir kitle gerçeği var..
  2. Ayrı emzirme odası : Nasıl ki umumi bir tuvalette hep beraber ortaya hacetimizi yapmıyorsak “bebek bakım odası” denen ucube yerlerde de hep beraber emzirmek istemiyoruz kardeşim. “Çok rahatsızsan emzirme örtüsü kullan” diyebilirsiniz, onu ben de düşündüm canlarım, lakin benim oğlum hiç sevemedi o örtüyü… Zaten örtü kullanabiliyor olsam bakım odasında işim ne, gider bir yerlerde rezene çayımı yudumlarken emziririm.  Yapılacak şey çok basit aslında : kadınlar tuvaleti gibi 2-3 bölmeli bir alan yaratacaksınız, her biri mümkünse bebek arabası girecek kadar geniş olacak ve her birinde bir adet koltuk olacak.
  3. Ayrı alt bakım odası : Emziren ve bebeğini göğsünde uyutan annelerle 2-3 yaşında, kıpır kıpır kıçı bokluların aynı odada olması alt bakmaya çalışan anne için tam bir stres sebebi. Çocuk zaten altına bakılmasını istemiyor, kaçmaya çalışıyor, bağırıyor. Sen sessiz olmaya çalıştıkça daha çok gürültü çıkıyor… Oysa ki birkaç alt bakım istasyonunu yan yana koyup ayrı bir oda yapmak çok mu zor ? Bence değil.
  4. Bakım Odalarında Bezmatik : Bazen bakım çantamızdaki malzemeleri yedeklemeyi unutabiliyoruz, ıslak mendil veya bez gibi. Kadınlar tuvaletindeki pedmatikler gibi, bakım odalarına da bezmatik lazım. Her bedenden gelsin. Malzeme stoğu çok zorlayacaksa 2 ana bedene kadar düşürsünler, bebeğimizin kilosuna göre seçelim.
  5. Acil Durum Kiti : Sizde de oluyor mu, “yarım saat için bakım çantası taşımayıvereyim, daha şimdi kakasını yaptı zaten” kafası ? Peki sizin yavrunuz da tam bu fikrin göbeğine kakasını salıveriyor mu ? Benimkiler birkaç kez yaptılar, ben uslandım ama henüz uslanmamış bir anne olabilir. Küçük bir kutuda yenidoğan ıslak mendili, orta boy bez, numune boy krem, küçük bir alt açma bezi toplasalar; bunları yine otomatlara koysalar, bozuk para ve kredi kartı ile alabilsek…
  6. Acil Bebek Arabası : Çocuk milletinin ortak özelliğidir : parka götürürsün, üç saat deli dana gibi koşturur, asla yorulmaz; senin 3 dükkanda toplam yarım saat işin vardır ama o yorulur, sıkılır, acıkır, susar… Acıkma, susama kısmı kolay çözülebilen meselelerse de yorulma ve uyku kısmı kesinlikle cinnet sebebi olabiliyor. Bu konuda dayanıklı baston pusetler 0-6 yaş çocuklarımız için can kurtaran vazifesi görebilir. Kendi arabanı getir kardeşim dersen, bagajda var zaten ama zamanı doğru kullanmak ve enerji kaybını aza indirgemek gibi kavramlar da var. Yani otoparka geri dön, arabayı al, çocuğu oturt, işini gör, bagajı yerleştir vs. (nedense arabadan inerken asla pusete binmeyi kabul etmez bu canavarlar 🙂 ) Ayrıca 4-5 yaşındaki çocuğu için herkes baston taşır mı?  Sen anne olarak umumi bir arabada çocuğunu gezdirir misin? desen, tercih etmem, ama edebilirim de 🙂 Ortamda uygun alet edevatın bulunması iyidir. 5-10 bebek arabası masrafı çıktı diye avm batacak değil ya 🙂
  7. Çocuk Emanet Sistemi : Otellerde var, çocukları 3 yaşından büyük aileler için büyük kolaylık. ( Çocuğunuzun da yabancı ortama direkt uyum sağlayabiliyor olması lazım tabi… ) Bu sistemi çok iyi denetim koşulları ile AVMlere uyarlasak ? On dakikalık işimizi bir saatte görmesek, nasıl olur? Mesela avm içi kapalı devre bir sistemle çocuğumuzu telefondan gözetleyebilsek? Renkli, cam bir odaya birkaç televizyon koysalar ve başında bulunsalar bile yeter. Zaten çocuğunuzu ancak yarım saatliğine bırakırsınız.
  8. Ücretsiz oyun – dinlenme alanları : Belediyelerin parklara koyduğu sağlıklı yaşam üniteleri gibi birkaç taşınmaz oyuncak koysanız, etrafa da yorgun anneler için  birkaç bank, işte oldu… Çocukları da, annelerini de mutlu etmek bu kadar kolay!
  9. Yürüyen merdivenlere alternatifler : Sizi bilmem, ben bebek arabasını yürüyen merdivende kullanmayan cins bir ebeveynim. (Olması gerektiği gibi) Hal böyle olunca dakikalarca asansör beklemek kaderim oluyor, sırf bu yüzden bile avm’ye gitmeyi sevmiyorum. Bu noktada rampa gibi asansöre alternatif ulaşım kanalları lazım. Doğru eğimlerde rampa yapmak sadece bebekli aileleri değil, tekerlekli sandalye kullananları da sevindirecektir zira aynı rezaleti onlar da yaşıyor.
  10. Asansör sayısını artırmak : Asansörlerin yanında bir tabela var, “asansörlerimiz yaşlılar, engelliler, hamile ve çocuklu bayanlar içindir” diyor 🙂 Peki asansörden kimler iniyor ? Yürümeye üşenen her yaş grubundan insan… Hele ki ortamda sadece 1 tane asansör varsa, o gencecik çocukları asansörde görmek beni deli ediyor.. Çözüm nedir? Binenlere in diyecek halimiz olmadığına göre talebe göre  arzı artıralım. Projeye birkaç tane daha asansör eklemek bu kadar zor olmasa gerek..

İlk etapta aklıma gelenler bunlar… Sonra yeni ihtiyaçlara yönelik edit de yapabilirim 🙂

 

Çok Kolay Bebek Yoğurdu Tarifi

İnternetteki tonla kaynaktan, kitaplardan, dergilerden yoğurt yapmayı öğrenebilirsiniz. Hatta yoğurdun mayasına kadar kendiniz yapabilirsiniz. Annenizden geleneksel yöntemi öğrenip yoğurt gurusu da olabilirsiniz. Lakin benim yöntemim, eminim hepsinden daha kolayı, tam tembel anne işi bir yöntem 🙂

Öncelikle ihtiyacımız olan şeyler şunlar :

  1. 1 adet yoğurt yapma makinesi
  2. 1 şişe Sek Yoğurtluk Süt
  3. Küçük bir paket mayalık yoğurt
  4. Birkaç kapaklı cam bardak

Yapılışı : 

Marketten aldığımız yoğurtluk sütü birkaç küçük cam bardağa bölüştürüyoruz. Zaten sterilize edilmiş olduğu için sütü kaynatıp soğutmamıza gerek yok. Her bardağa 1 tatlı kaşığı kadar mayalık yoğurt ekleyip bardakları makineye diziyoruz. Kaşığı bir kez bardak içinde döndürüyoruz sadece, uzun uzadıya karıştırmıyoruz. Aslında mayalama süreci kullandığımız yoğurda bağlı ama aşağı yukarı 6-7 saatte gayet kıvamlı ve tatlı bir yoğurt elde ediyoruz. İşte bu kadar kolay 🙂 9066818633778

Yoğurt Yapma Makinesi

Benim yoğurt yapma makinem Weewell ve içinde 7 adet kapaklı cam bardak ile beraber satılıyor. (Bu bardaklar bir çay bardağı büyüklüğünde, hepsini doldurmak için 1 litre süt yeterli) Ayrıca bir tane de 1litrelik kapaklı plastik kap koymuşlar ama ben plastik sevmediğim için kullanmıyorum. Ürünü basitliği ve pratikliği açısından rahatlıkla tavsiye edebilirim ama yoğurt yapmak için illaki makineye ihtiyacınız olmadığını da belirtmek isterim. Makinenin tek olayı, yoğurtları belli bir süre sabit bir sıcaklıkta tutmak. Aynı işi çok düşük sıcaklıkta fırında da yapabilirsiniz. (Tabi fırındaki en düşük sıcaklık 50 derece ise olmaz, yoğurtlar ekşir)

Sek Yoğurtluk Süt

indirYoğurt kıvamında süt gerçekten fark yaratıyor… Kıvam tutturmada Sek Yoğurtluk Süt gerçekten çok başarılı. Hatta öyle ki Sek Günlük Süt ile dahi bu kıvamda yoğurt olmuyor.  (İnekten sağıldığı gibi size ulaşan bir süt kaynağınız varsa onu kaynatıp taş gibi yoğurtlar yapabilirsiniz tabi. ) Not : Bir arkadaşım “en doğal” yoğurdu yapmak için kendi sütünü kullandığını söyledi lakin anne sütünün formülünden olsa gerek, kıvam tutmuyormuş..

Mayalık Yoğurt

Hmm, bu mevzu karışık ve tartışmaya açık… Kimi anneler nohuttan kendi mayalarını yaparak en doğal yoğurtları yapıyor, kimi anneler marketten “organik” yoğurt alıp kendi organik yoğurtlarını yapıyor, kimi anneler bir kez mayalık alıp sonra hep kendi yoğurtlarından mayalama işlemi yapıyor. Ben temizliğine güvenebileceğim bir markadan pastörize yoğurt alıp mayalamayı tercih ediyorum. Özellikle kendi yoğurdumdan mayalama yapmıyorum çünkü enteresan bir şekilde ikinci yoğurt daha kıvamsız ve ekşi oluyor. (Her seferinde! )

Kapaklı Cam Bardak

Bence bebek yoğurdunda en kritik noktalar : kapak, cam ve küçük bardak 🙂 Kapaklı olması buzdolabında koku almaması açısından, cam olması sağlıklı ve hijyenik olması açısından, küçük olması bebeğe porsiyon ayarlama açısından önemli. Mesela 5 aylığı geçmiş bir bebek rahatlıkla yarım – bir çay bardağı civarında yoğurt tüketebilir. Ayrıca büyük kapta mayalayıp yoğurdu parçalarsanız, kalan yoğurt sulanır.

En kolay yoğurt tarifini de artık bildiğimize göre haydi bakalım, bebekler yoğurtsuz kalmasın 🙂

Doğum Fotoğrafçılığı

Belki klişe bir cümle olacak ama, evet, doğum mucizevi bir şey...

Kanlı, acılı, sancılı, korkutucu gözükebilir… Ama tüm bu sürecin sonunda tanışmak için can attığın yavruna kavuşuyorsun… Onun o minicikliğine, ürkekliğine, saflığına, muhtaçlığına, sana bağlılığına kavuşuyorsun. Evet, onun dünyasında herkesten daha farklı kokuyorsun, herkesten farklı bir rahatlatıcılığın var, onun için herkesten daha mühimsin… Anne… Annesin sen…

Son dönem bu büyülü yolculuğun başlangıcını fotoğraflarla ölümsüzleştirmek trend oldu. Bir kadının hayatındaki en yoğun duygulu dönemlerinden birini; belki çığlık çığlığa bağırırken, belki sancıdan bayılmak üzereyken, belki bebeğini yenice kucağına almışken tekrar tekrar bakılır, hatırlanılır hale getirmek işin sanatı. Bu işi çok iyi yapan, anı çok iyi yakalayan, çok iyi gözler var ve gerçekten iyi olan resimler beni hep ağlatır…

Bir yanım doğum yapan kadınla empati kurup o an yaşadığı acıyı, doğumdan sonraki yorgunluğu, kucağındaki bebeğin tenini, kokusunu hissetmeye çalışır; bir yanım kendi doğum anılarımın sadece belleğimde hapsolmasından hayıflanır, üzülür… O perişan, şaşkın ama mutlu ve yorgun halimi  ara sıra görsem fena mı olurdu sanki ?

Kızımı apar topar doğurunca fotoğrafçıyı düşünecek kafa kalmamıştı. Oğlumda ise ilkinden daha farklı bir şeyler yaparsam yarın öbür gün kızım üzülür, kendini yeterince özel değilmiş gibi hisseder diye düşünüp bilerek ayarlamamıştım.  Şimdi de başka doğum fotoğraflarına bakıp duygulanıyorum, ağlıyorum 🙂

Hamileyseniz fikir vermesi açısından şunlara bakmanızı tavsiye ederim : Doğum Fotoğrafçılığı Yarışmasından Annelerin Gücünü Kanıtlayan 34 Fotoğraf

Dikkat ettiniz mi ? Bu fotoğraflarda yeni manikür / pedikür yapılmış French ojeli tırnaklar, fön çekilmiş saçlar, makyajlı suratlar YOK. Doğumun doğallığına aykırı hiçbir şey yok; sadece duygular, anne ve bebek var… Bakımlı gözükelim, tamam; vücudumuza, kılık kıyafetimize dikkat edelim, tamam; kendimizi salmayalım, tamam; daha renkli ve sağlıklı görünelim, hepsine tamam ama birkaç dakika önceye kadar senin içinde olup kimyasal her şeyden koruduğun, 9 ay boyunca yediğin içtiğinden, kullandığın takviyeye kadar her şeyine dikkat ettiğin bebeğini boyalı tırnaklarınla kucaklayıp onun tazecik tenini kendi pudralı yüzüne sürmek, senden başka her şeye yabancı bebeğinin kullandığın parfümü anne kokusu zannetmesine izin vermek istediğine emin misin?

Nedense bizim ülkemizde yeni annelerin “resimlerde güzel çıkmalıyım” gibi bir kaygısı var. (Belki sadece bizim ülkemizde değildir ama o “güzel resimler” sosyal medyada paylaşılacak, takipçiler güzel yorumlar bırakacak.  Sanal Anneler )

Bu işin bir de klişesi var :

  • Anne düzgün bir eyeliner ile cat mom olacak, üstten yapılacak çekim ile bebeğine bakışı resmedilecek.
  • Doğumda baba da olacak, anne bebeğini kucakladığında parmağındaki tek taş / alyans gözüküyor olacak.
  • “Doğal makyaj” denilen şey yapılacak. Yani ciltte sivilce gibi sıkıntılı bir durum varsa kapatılacak ve şeftali tonlarında allık ve ruj kullanılacak. Anne “fresh” gözükecek.
  • Saçlar kesinlikle toplanamaz, taratma şeklinde fönlenecek. (Enteresan bir şekilde annenin dip boyası falan gelmemiş olacak)

Nasıl bir fotoğraf kurgusu istediğinize siz karar verin, ben olsaydım tamamen doğal olanı seçerdim. Çünkü bebeğimin bunu hak ettiğini düşünüyorum.

Alt Bakım İpuçları

Hastaneden çıkıp bebeğimi eve getirdiğimde biraz telaşlanmıştım. Hamileyken çevremde kimse ne hamile, ne de küçük çocuk sahibiydi. Küçük çocuk bakma konusunda kitaplardan okuduğum şeyler haricinde hiçbir şey bilmiyordum ve pratiğim hiç hiç hiç yoktu. Emzirmeyi iyi kötü hastanede göstermişlerdi ama emilenlerin çıkış kısmı daha büyük bir olay gibi gelmişti gözüme. Rengi, dokusu, sıklığı, vs hep dikkat etmem gereken kısımlardı. Ya temizliği ?

Alt bakımında en korkulu hikaye, sanırım bebeğin pişik olması. Pişik kremleri, pişik önleyici kremler, pişik için pudra, pişik önleyici bebek bezi, vs derken sanki en ufak bir yanlışımızda çocuğun k.çı pişecekmiş gibi bir algı yaratıyorlar. (Neyse ki, ilaç kullanımı haricinde bebeğin pişik olması -özellikle de ek gıdaya başlamamış bebeklerde- çok kolay bir şey değilmiş. ) Ben de deneye yanıla, sora öğrene kendi alt bakım yöntemimi geliştirdim :

Genel Alt Bakım İpuçları

  • Yenidoğan bebeklerde pişik ihtimali çok az, bu yüzden abartılı bir endişe duymanıza hiç gerek yok. Fakat emziren anneler domates, limon, erik gibi ekşi şeyler yediğinde bebeğin poposunu takip etmeli, taze et hemen kızarabiliyor.
  • Piyasada çok şirin, işli mişli, yumuşak, içi dolgulu alt bakım örtüleri var. Çok hevesiniz varsa alın ama üzerine kullan – at tipi örtülerden sermeden sakın kullanmayın. Her bez değiştirmede muhakkak bir kaza oluyor.
  • Bebeğin altını temizlemede kullanılacak en doğal ürün, kaynatılıp soğutulmuş su ile pamuktur. (Biliyorum, hiç pratik değil) Özellikle evde olduğunuz zamanlarda bu ikiliyi kullanabilirsiniz. Sadece saf su + pamuk olduğunu iddia eden ıslak mendillerde bile kimyasal var. Özellikle bebeğin poposunda bir kızarıklık varsa hiçbir şekilde ıslak mendil kullanmayın, daha çok yakıyor.
  • Pamukla siliyorsanız kesinlikle temizleme yaptığınız pamuğu suya bandırıp tekrar kullanmayın. Su her zaman temiz kalmalı.
  • Bebek çok fazla kaka yapmışsa ıslak mendille veya pamukla temizlemek için bebeği hırpalamayın, ılık suyla poposunu yıkayıp kurulayın. Suyun sıcaklığını hemen ayarlamak için evinize termostatik banyo bataryası taktırmanızı tavsiye ederim.
  • En iyi pişik önleyici krem diye bir şey yok maalesef, herkesin memnun kaldığı krem farklı.  Eczaneler ve doktorum Mustela Barrier Cream önerdiği için ben kızımda onu kullandım, sonra bir gün sürdüğüm o kadar kreme rağmen poposunun kızardığını görüp sinirlendim.sebamed  (Zaten birçok Mustela ürününe sinir oluyordum. Ne bariyer kremi işe yaradı, ne konak şampuanı… )  O zamanlar Unibaby’nin kremi kalın bir tabaka yapıyordu, onu sevmiştim. Sonra onun formülünü değiştirdiler, onu da sevmez oldum. Şimdilerde eski dostum Sebamed’e geri döndüm, memnunum. (Şampuan olarak da Sebamed kullanıyorum)
  • Her bez değiştirdikten sonra pişik önleyici krem sürülmeli. Bazen yenidoğan kakası pek kokmadığı için altında uzun süre kalabiliyor, böyle durumlarda araya bir katman oluşturmak şart.
  • Her bez değişiminde ıslak mendil / pamukla temizlediğimiz popoyu bir de yumuşak bir bez, havlu veya tuvalet kağıdı ile kurulamak önemli. Pişik nemli ortamlarda oluyormuş.
  • Bebeğin inatçı kakalarını temizlerken ayaklarını havada tutmak yerine çocuğu yan çevirebilirsiniz. Böylece beline zarar verme riskini ortadan kaldırmış olursunuz.

Kız Bebekler için Alt Bakımı

Kız bebeklerde dikkat edilecek husus, önden arkaya doğru temizleme yapmak. Amacımız çok hassas olan ön kısmı mümkün olduğunca pislikle yüzleştirmemek, çünkü maalesef idrar yolları enfeksiyonu denen bir illet var.

  1. Bebek bezi ile popodaki çok kakalı kısımları alıp temizlemeye en az kirli kısımdan başlayın.
  2. İster ıslak mendil, ister pamuk kullanın, kirli pamuk /mendili ön kısma sürmeyin, kız çocukları kolaylıkla idrar yolları enfeksiyonu kapabilir. Üstelik bir kez bu enfeksiyon oluşursa vücutta hassasiyet oluşuyor ve daha kolay hastalanıyorlar. (-mış.)
  3. Temizlerken acele etmeyin, olabildiğince nazik olun. Kızlar çiş fışkırtmaz 🙂
  4. Temizledikten sonra popoyu havlu veya tuvalet kağıdı ile kurulayın. ( Kağıt havlu, tuvalet kağıdına göre daha sert olduğu için pek tavsiye etmem. )
  5. Pişik önleyici kremi ince bir katman halinde tüm altına sürün.
  6. Bez, bebeğin belini ve bacaklarını çok sıkmamalı. Genelde bantları ortada birleştirirler ama ben biraz boşluk bırakmayı uygun buluyorum, çiş taşmasın ama çocuğuma da işkence etmeyeyim.
  7. Bezin lastikten sonraki bariyer kısımlarını dışa çevirin.
  8. İşte bitti…

Kız çocuklarının altını temizlemek biraz büyüyüp dönmeye başlasalar bile erkek çocuklarından daha kolay. Dikkat edilecek tek kısım nazik ve detaylı temizlik.

Erkek Bebekler için Alt Bakımı

Oğlum doğduğunda halihazırda 21 aydır alt bakan, güya deneyimli bir anneydim. Alışana kadar her seferinde üzerime işedi. Erkek çocuklarda en önemli husus, hızlı davranmak.

  1. Öncelikle ilk seferlerde kesin fışkırtacak, alt bakım düzeneğinizi ona göre kurun. Oğlum kafasının üstünden aşırtıyordu… Haliyle 60x60cm kare alt bakım örtülerini çapraz şekilde sermek mantıklıydı.
  2. Altını açmadan temiz bezi poposunun altına koyun.
  3. Bezi açtığınız anda pipisini havlu veya ıslak mendille kapatın.
  4. Kasıklardan başlayarak arkaya doğru temizleyin.
  5. Pişme riski en yüksek olan yerler : pipisinin ve toplarının hemen altı. O kısımları temizlediğinize ve kremlediğinize emin olun.
  6. Islak mendili kaldırıp hızla paketleyin. (Yenidoğan sünneti yaptırdıysanız bolca Bepanthene Plus sürmeniz gerekiyor, krem sürme kısmı kesin golle bitiyor 🙂 )
  7. İşte bitti…

İlk dönem alt bakmak resmen stres kaynağıydı, stres yapınca da kazalar kaçınılmaz oluyordu. Sonradan hem ben alıştım, hızlandım; hem de oğlum insaflı davranmaya başladı. Artık hiç kazamız olmuyor mesela 🙂

Aşağı yukarı üç sene süren alt bakım maceranızda sıfır pişikli günler dilerim.

Bebek Bezi ve Koku Sorunsalı

Bebek bezi, eski tip çocuk alt bakım ürün ve prosedürlerini düşününce resmen birçok annenin feryadına yetişmiş, kutsal bir üründür. Yok ara bezi al, dik, kaynat, her kirlendiğinde kaynat, her gün ya da gün aşırı kaynat, bir gece kaynatmaya üşen, kurtlansın, kurt temizle falan… Bundan 40-50 sene önce bir annenin 4-5 çocuk doğurduğunu düşünürsek yeni bir bebek tonla ek iş demek oluyormuş. Bu yüzdendir ki  30 sene önce Prima Türkiye pazarına girdiğinde birçok anne bu süper pahalı ama can kurtarıcı ürünü kullanabilmek için dişinden kovuğundan artırıp gerekirse hayat standartlarından bile fedakarlık etmiştir.

Aradan yeterince zaman geçip bebek bezi teknolojisi geliştikçe, diğer markaların da pazara girmesi ile bebek bezi ucuzlamış ve toplumun her kesiminde kullanılmaya başlanan, bebek sahibi olanların zaruri ihtiyaçlar listesine doğrudan giren bir ürün haline gelmiştir. Tabi ki bebek bezi bu kadar temel bir ihtiyaç haline gelip tabana yayıldıkça beraberinde tonla sorunu da getirmiştir. Ne mesela ? Tıpkı Ikea’nın dünya çapında boşanma oranlarına olan dolaylı katkısı gibi bebek bezi, ıslak mendil benzeri  tüm kullan-at ürünleri içimizde bir yerlerde kıymet bilmezliği ve boşvermişliği pekiştiriyor, tek sebep bu olmasa da toplumsal düzeyde umursamazlaşıyoruz. Başka ne mesela ? Mesela çevresel sıkıntılar. Bebek bezini yok edemiyoruz, miniğimizin çişi kakası sağa sola bulaşmasın diye yaptıkları sentetik katmanların doğada çözülmesi yüzyıllar sürüyor. Peki, tek kullanımlık bebek bezleri yerine eski tip bebek bezi kullansak ? Bu sefer de leke çıkarıcı  ve deterjan kullanımı ile su ve topraklarımızı kirletiyoruz. Bu işi çözmenin en pratik yolu fizyolojik olarak yeterince gelişen yani çişini kakasını tutmayı becerebilen çocuklarımıza hemen tuvalet alışkanlığı kazandırmak. Yapıyor muyuz peki ? Hayır. Son dönem çocukların ortalama 3 yaş ve sonrasında temizlendiğini fark ettiniz mi? Çocuklar o kadar rahat ki uygun fiziksel gelişime ulaştıklarında bile bezi bırakmakta zorlanıyorlar. (Burada annelerin rahatlığı da söz konusu 🙂 )

İşin makro boyutunu bir kenara bırakıp ev düzeyinde bebek bezi kullanımına gelirsek, kendim de dahil hazır bebek bezi kullanmanın rahatlığını bir yana bırakıp idealistlik yapacak kadar cesur kadınlar tanımıyorum. Zaten tonla işe koşturduğumuz günlük hayatımızda, ne işimizi kolaylaştırır ve kendimize ayırabildiğimiz dakikaları artırırsa onun peşinden gidiyoruz mecburen. Alt temizliğinde en sağlıklı yol kaynatılmış suya pamuk veya pamuklu bez batırmak iken, yeterince pratik olmadığı için aynı şekilde ıslak mendilleri de seve isteye alıp bebek çantalarımıza koyuyoruz. Peki, kullandıktan sonra bu çöpleri ne yapıyoruz ? Öncelikle kışın bunun çok da problem yaratmadığını söylemeliyim. Olay yazın o bezleri ve ıslak mendilleri ne yaptığımız…

Tek çocuk sahibiyken günlük 5-6 bez atıyordum, hepsini tek poşette biriktirip akşam atıyordum. Bebeklerin biri temizlenmeden ikincisi gelince evdeki günlük bez kullanımı 10-15’e ulaştı. Peki yaz sıcağında 10-15 bezi nerede biriktirebiliriz ? Balkon desem olmaz,  zira evdeki miniklerin biri yürüyebiliyor ve balkon, çıkmasını istediğim bir yer değil. Banyo çöpü desem, yıkandığımız yer. Mutfak çöpü desem yemek yaptığımız yer. Kiler desem orada sakladığımız şeylere yazık. En sonunda çareyi Korbell’de buldum. 321877236701-4  İlk gördüğümde “Allahım saçmalığa bak, insan neden sadece bebek bezi atmak için ayrı bir çöp kovası alır ki? Bir de dünyanın parası!” diye düşünmüştüm. Sonra iki bebeğin beziyle baş edemeyip ürün yorumlarına güvenerek bir tane edindim. Şimdi “iyi ki almışım” diyorum. Çünkü ;

  • Oturma odasında durmasına rağmen odamızda rahatsız edici bir koku yok. (direkt yanına oturmazsak tabi 🙂 )
  • Özellikle kışın bezi atmak için balkona çıkmak zorunda kalmıyorum.
  • Yazın bezi nereye atsam da kokmasa diye düşünmek zorunda kalmıyorum.
  • Temiz ve şık gözüküyor.
  • Poşet değiştirme işi çok pratik bir şekilde çözülmüş.
  • Üzerinde kilit sistemi var, kapaklı olup ayakla açılan herhangi bir çöp kovasının yanında fark yaratıyor.
  • Dolmasını beklemeye gerek kalmadan, poşetini uygun boyda kesip atabiliyorsunuz. Poşeti kesmek için makas aramanıza gerek yok, entegre bıçağı var ama çocuklar bir şekilde kapağı açsa bile tehlike teşkil edecek şekilde yapılmamış.
  • 16litrelik olan küçük boyu bile hemen dolmuyor, sürekli boşaltmak zorunda kalmıyorsunuz.

Eksi yönleri olarak görece pahalı olmasından başka bir de kesin çözüm olmadığını söyleyebilirim. Sonuçta içine kakalı bez koyuyorsunuz, kokuya ne kadar engel olabilir ki ? Buna rağmen ilk dönem yaşadığım koku sorunsalını düşünürsek beni bir hayli tatmin etti. Bence alınır. Özellikle de birden fazla bebeğin olduğu, bir şekilde bez sorunsalının yaşandığı evlere şart.