Bebekle Plaj Sınavı

Deniz aşığı anneler için bebeğin varlığı sorun değildir, olmamıştır. İlk çocuğunu eylül ayında dünyaya getirmiş bir anne olarak tüm yaz her fırsat bulduğumda yüzdüğümü söyleyebilirim. Evet, dalgalı denizde iskeleye tırmanmak biraz zor olmadı değil ama ne yapalım, her gülün dikeni var 🙂 Eylülde doğduğu için kızımla deniz sezonu, onun baya büyüdüğü 9-10aylık olduğu zamana denk geldi. Oğlum ise haziran sonunda doğmuştu ve yaz sezonunu minicik bir bebecik olarak geçirdi, ben de lohusaydım o zamanlar… Eylül gelmeden denize bile girmemiştim, malum ilk 6 hafta vücudun toparlanması için şart.

Şimdi, bebek veya küçük çocukla deniz kenarı tatilleri için gerekli malzemeleri sayıyorum :

  • Düşük beklenti : Küçük çocuklarla gidilen tatiller, aslında tatil kategorisine girmemelidir sadece mekan değişikliği olarak algılanmalıdır. Bu yüzden geçen yazlardaki yetişkin tatilleriniz ile kıyaslamayın, hayal kırıklığı yaşarsınız.
  • Hoşgörü ve sabır : Hoşgörü hayatımızın her anında lazım ama sürekli kusabilen, bezinden kaka taşırabilen, üşütebilen, durmaksızın ağlayabilen, kendi kendine uyumayı beceremeyen, en ufak esintide gaz üreten ve müdahalesiz atamayan, meme veya mama ile 3 saatte bir doyurulması gereken küçük yaratıklarla deniz kenarına gidiyorsanız, hoşgörüyü ve sabrı da sepete atmalısınız. Anneler genellikle çocuklarına aşık varlıklar olduğu için çok sorun yok ama babalara özellikle hoşgörü ve sabır aşısı lazım.
  • Kocaman bir lazım olabilir çantası : Tıpkı tatile gidiyormuş gibi plaja giderken de çocuklarımıza ayrı çanta hazırlamalıyız. Hatta denizli tatil işi tüm yaz ara ara sürecekse, bir çanta hazırlayıp bagaja atmanızı, ara ara eksilenleri kontrol etmenizi tavsiye ederim.

Bebekle nereye gitsek?

Herkesin tatilden, denizden, yüzme keyfinden anladığı şey ayrıdır muhakkak ama özellikle küçük bebekli aileler için otel tatilleri haliyle otel önü denizleri çok uygun bence. Bir şeyi unutursanız veya çok abuk bir şey lazım olursa odanıza çıkar alırsınız. En basitinden yaz sıcağında güneşin böğründe emzirmektense odaya çıkıp serin serin emzirebilirsiniz veya bebeği pusette uyutmak yerine yatakta uyutmayı tercih edebilirsiniz.

Yok kardeşim, ben otel denizlerini sevmem derseniz içinde işletme olan plajları tavsiye ederim. Evet, beach’ lerin hepsi bebek / çocuk almıyor ama gayet aile dostu olanlar da mevcut. Sıcak su, kaşık ya da herhangi bir meyve gibi basit ihtiyaçlarınızda destek olurlar, size en azından bir şemsiye verip bebeği gölgede tutmanıza yardımcı olurlar.

Keşfedilmemiş yerler favorimcilerdenseniz, biraz daha fazla yorulabilirsiniz. İhtiyacınız olabilecek her şeyi hatırlamak ve bir şekilde yanınıza almak durumundasınız, kolay gelsin. Buna şemsiye, şezlong, havlu gibi temel ihtiyaçlar da dahil…

Çocuklu aileler için Antalya, Fethiye, Selimiye, Göcek gibi ılık denizleri tavsiye ederim. Uygun ekipmanla bebeğinizle beraber yüzebilirsiniz.

Bebek / Çocuk Plaj Çantası

Çocuğumuzun yaşı, ihtiyaçlarını belirlemek ve uygun çantayı hazırlamak için elzem bilgi. Bkz : Seyahat Çantası

0 – 6 ay bebekler için :

  1. Mama : Sadece emen bebekler için işin acıkma kısmını düşünmeye gerek yok ama mama alan bebekler için mama, kaynamış su, biberon, biberon fırçası ve temizleyicisi. Unutmayalım.
  2. Normal bez ve mayo bez : Mayo bezler suda şişmiyor, harika ama karada o kadar emici değiller ve birden ortalık çiş / kaka gölü olabiliyor.
  3. Islak mendil ve alt açma örtüsü : Normalde pamuk ve su kullanıyorsanız bile dışarıdayken ıslak mendiller çok pratik.
  4. Çöp torbası : nereye gidersek gidelim, çocuklarımızın ürettikleri atıkları ortalıkta bırakmamalıyız. Sonuçta iğrenç.. 🙂
  5. Bolca yedek kıyafet : Çorap almayı unutmayalım, özellikle gazocanlar için.
  6. Puset için sineklik ve bebek için sinek kovucu : Sinek, böcek türevi yaratıklar taze bebekleri pek seviyorlar maalesef.. Doğal kovucu isterseniz küçük bir sprey şişesine su doldurup içine birkaç damla lavanta yağı damlatabilirsiniz.
  7. Emzirme örtüsü : İnce ve pamuklu olanlardan edinmenizi tavsiye ederim. Emme işi zaten yeterince zor ve terletici, bir de kalın bir örtünün içinde boğulmasın yavrucak.
  8. Yüzme yardımcıları : Benim genel olarak gözlemlediğim küçük bebeklerin simit, kolluk veya yelek ile suda kendilerini pek güvende hissetmedikleri… Bu yüzden küçük bebekler, anne veya babalarının kucağında denize girse daha mantıklı sanırım. Zaten uzun zaman suda kalamıyorlar, hemen üşüyorlar.
  9. Şapka ve güneş kremi

Not: Baston pusetler maalesef kumluk ve taşlık alanlarda yürümüyor.

6 -12 ay bebekler için :

Üstteki listeye ek olarak yiyecek bir şeyler lazım. Güvendiğiniz bir markanın bebe bisküvileri uygun bir atıştırmalık olur. Şeftali, muz, elma gibi alerji riski düşük meyveleri ara öğün olarak taşıyabilirsiniz. Sıcakta kolayca ekşiyebileceği için yoğurt almanızı tavsiye etmem. Sebze püresi, et sulu çorbalar, pekmezli muhallebiler gibi bu yaşa özel yiyecekleri hazırlamak plaj ortamında pek kolay olmayacağı için, bebeğin yeme öğünleri biraz sekteye uğrayabilir ama birkaç günden bir şey olmaz bence 🙂

1 yaş üzeri bebekler için :

Bir yaşında bir bebek birçok şeyi tüketebilir, hele ki alerjik bir bünyeye sahip değilse… İçinize sinmiyorsa 6-12 ay listesini aynen taşımaya devam edebilirsiniz. Plajın bir köşesinde sebze haşlamaya çalışabilirsiniz. Benim gibi biraz rahat bir anneyseniz, 1 yaşı milat kabul edip sadece atıştırmalık taşıyabilirsiniz. Açıkçası biraz büyüdükleri için plajın işletmesinden haşlanmış makarna veya çorba alıp çocuğumu beslediğim oldu, kabul ediyorum. Bunu yaptığım için beni yadırgayanlar da oldu, hangi koşullarda yapıldığını bilmediğin şeyi nasıl çocuğuna verebiliyorsun? diyenler de oldu. Haklılar ama çocuğumu her şeyden sakınmayı destur edinmiş bir anne değilim ben. Biraz rahat takılmak ve çok irdeleyip anın tadını kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Yedik, içtik, hiçbir şey de olmadılar çok şükür. Benim mottom, sakınan göze çöp batar… (Gerçekten de kim titizleniyorsa, o daha fazla sorunla uğraşıyor nedense )

3 yaş sonrası çocuklar için :

Bu grup pek şahane, neredeyse yetişkinler 🙂 Listeye geri dönecek olursak:

  • Şapka ve güneş kremi
  • Kum oyuncakları
  • Simit veya kolluk
  • Acil atıştırmalıklar
  • Yedek kıyafetler

Bir de… Bu grupta bez işi çoğunlukla bitmiş oluyor. Bu hem süper bir şey, hem de zorlayıcı maalesef. Çünkü işletmeli bir plajda bile olsanız tuvaletler ya çok dolu, ya da pis olabiliyor. Çocuğunuzu kucaklayıp tuvalete sokmak ise bel fıtıkları için davetiye… Benim önerim, taşınabilir tuvaletler… Hem temizliğinden şüphe etmezsiniz, hem de sıra beklemezsiniz. Malum, tuvaletinin geldiğini hep son anda fark ediyor veletler 🙂 Taşıdığım çantalara bir de bunu ekleyemem veya tatilimin ortasında lazımlıktan kaka temizleyemem derseniz, siz bilirsiniz…

Not : Erkek çocuklarda pet şişe çok pratik bir çözüm olabilir ama lütfen iş bittikten sonra onu ortalıktan yok etme veya en azından peçete gibi bir şeylerle sarma hassasiyetini gösterin, çocuk çişi bile olsa çok mide bulandırıcı geliyor bana.

Bebeği Nasıl Giydirelim?

Huysuz ve çok bilmiş teyzeler vardır ya hani, sürekli şikayet edecek bir şey bulurlar… Kendimde de o potansiyeli görüyorum, şimdilik yaştan dolayı teyze muamelesi görmüyorum ama yeterince yaşlanınca kesin yüksek sesle sokurdanmaya başlarım ben 🙂

Tamam, kimsenin çocuğu beni ilgilendirmez, kendi işime bakmalıyım ama bazen tutamıyorum kendimi, yazık o bebelere… Birkaç basit düzeltme ile daha rahat büyütebilecekken anneler hem kendilerine, hem bebeklerine işkence ediyorlar bence.

Genel anlamda gıcık olduğum 2 tip bebek giydirme şekli var :

  1. Kat kat hatta kat kat kat kat kat kat…
  2. Çıplaktan hallice…

Kat Kat Kat Kat Anneler

Eski tip bir anne modelidir. Bebeğini lahana gibi kat kat giydiren anneler, oldukça evhamlı bir türdür ve bu türü bebeğin üşümediğine kesinlikle inandıramazsınız. Çocuk şıpır şıpır terler, belli ki sıcaklamış; annesi “bizim çocuk da çok terliyor” der, arkasına tülbent sokuşturur. Canım kardeşim, üzerindeki yün yelekle battaniyeyi kaldırsan çocuk terlemez derim. A, üşür o zaman derler… Hatta daha çok küçük ya, o yüzden vücut sıcaklığını ayarlayamıyor. Bak, elleri buz gibi falan derler. Ben 15 yaşında bir genç kız olsam, çocuklarım olmasa da öylesine konuşuyor olsam bu cevabı hak edebilirim ama çocuğun üşüdüğü elinden belli olmaz ki! Bunu herhangi bir kaynaktan öğrenebilirsiniz… Kulaklar, burun, eller, hatta ayaklar bile üşüme göstergesi değildir. Boynu ve sırtı sıcak olacak, olay o. Sonuç itibariyle bu bebeklerin çoğunda terlemeye bağlı isilik gibi deri hastalıkları görülür. Büyüdüklerinde de alıştıkları gibi kat kat giyinmeye devam ederler, yoksa üşürler gerçekten.

Üşümez o Anneler

Bu tip yeni türedi ve genç anneler kulvarında baya popüler bir kategori… Az giydiriyor diye birilerini garipseyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama bunu da gördüm çok şükür 🙂

Kendim, yapı itibariyle çok üşüyen bir tip değilim. Çok kalın giyinemem, kazak gibi yünlü şeyler giyemem, hemen kaşınmaya başlarım, yaz-kış penye tipi giyinirim. Kendim sevmediğim için çocuklarıma da kazak pek giydirmem, en fazla içi tüylü kalın penyeler. (Sweatshirt’ün Türkçe karşılığı yok herhalde, değil mi? Çünkü bahsettiğim şey kazak değil. )

Bu tip anneler ise olayı çok farklı bir noktaya taşıdılar : mesela Ekim ayındayız, çocuk tek kat kısa kollu atlet giyiyor sadece. Ben diyorum ki, bu çocuğun üzerine bir body, bir şey giydirmek lazım, tek kat işi eylül itibariyle bitti artık. Annesi üşümez o diyor. Ocak ayındayız, yerlerde kar var. Bir arkadaşımla buluştuk, bebeği o zamanlar 1 aylık falandı, bir kat battaniyeye sarmış getirmiş. Bebeğin üzerinde de sadece tek kat patikli tulum, o kadar… Bacakları, göbeği, ayakları, sırtı donmuş çocuğun. Ben yine tutamadım kendimi, hırka giydirelim mi? dedim. Hayır, böyle alışacak dedi. Bir başka seferde, İstanbul ekimindeyiz. 1,5 aylık bir bebeği kucakladım, yine tek kat patikli tulumla duruyor. Evdeyiz ama olsun, bebek küçücük. Annesi şikayet ediyor, uyurken sıçrayarak uyanıyormuş gazdan. Ev ciyak ciyak… Bebeği kucakladım, biraz sırtından pışpışladım, sonra oturduğum yerde göbeğime yasladım, bir saat uyudu, annesi şoka girdi. Çünkü bebekler sıcak sever…

Çocuğun hava koşullarına pek de bağlı kalmadan vücut ısısını ayarlamayı öğrenmesini sağlamaya çalışıyorsunuz. Alıştırmaya çalıştığınız şeyi anlıyorum ve saygı duyuyorum. Ben de hayatta kalma becerilerini geliştirecek uygulamalar yapmamız ve çocuklarımıza öğretmemiz gerektiğini düşünüyorum ama şu noktada ayrışıyoruz : siz diyorsunuz ki nasıl alışırsa öyle gider, ben diyorum ki her şeyin zamanı var. Ben otorite değilim ama kısa süreli uyku, inleme, huysuzluk, gaz, soğuk algınlığı, ateş vs varsa sebebini çok uzaklarda aramayın derim.

Mevsimine Göre Anneler

Bence bebekler için en doğru giydirme şekli, mevsimine göre giydirmedir. Yaz sıcağında 3 kat giydirmek nasıl mantıksızsa, kış soğuğunda da tek kat giydirmek o kadar mantıksız geliyor bana.

Yazın çoğunlukla tek kat atlet yeterlidir. Özellikle de giderek sıcaklaşan bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek… Haziran sonu doğan oğlumu tüm yaz sadece atletle gezdirdim. Bacakları açıktaydı, çoğunlukla ayağında çorabı vardı. Uyurken de ince bir penye battaniye ile örterdim. Çok fazla terlemeden, üşümeden büyüdü gitti 🙂

Kışın evde atlet üzerine eşofman veya ince 2 kat; dışarı çıkarken eşofman içine uzun çorap veya patikli tulum, üste de bir kalın battaniye, kafasına bere yeterlidir diye düşünüyorum. Soğuk kış günlerinde uzun kollu atlet giydirirdim. Siz çok soğuk bir yerlerde yaşıyorsanız üzerine bir tane daha battaniye ekleyebilirsiniz, Ege’de kış çok çetin geçmiyor. Bebekken mont veya palto yeterince koruyucu olmuyor bence, bu yüzden battaniye daha kullanışlı. Özellikle de ortadan fermuarlı, giyilebilir yorgan gibi bir model var, onu kesinlikle tavsiye ederim. Bebek yürümeye başladıktan sonra da mecburen mont / palto. Son olarak arabayla 10-15 dakikadan uzun yolculuklara çıkarken montunu veya battaniyesini açmanızı tavsiye ederim; bence terlemesi, üşümesinden daha tehlikeli. (Ana kucağı zaten dar ve terletici… )

Bilmiş teyze modumdan çıkayım, özüme döneyim. 🙂

Herkesin kendine has bir annelik stili var malum, bu yüzden dışarıdan müdahaleleri çok doğru bulmuyorum. Biri bana bıdılandığında hemen yüzümün düştüğünü, sana ne kardeşim, çocuk benim değil mi? aaaa diye içten içe carladığımı ve hemen o kişiyi kara listeye aldığımı itiraf etmeliyim 🙂 Ancak tecrübeye güveniyorum ve en azından öneriye şans veriyorum. Tarif ettiğim annelerden biriyseniz, umarım önerilerime kulak verirsiniz, soruna çözüm olmazsa da özünüze dönersiniz.

Emzirme ve Mastit

Mastit, göğüs kanallarındaki tıkanıklığın sebep olduğu enfeksiyonel bir rahatsızlıktır; emzirmenin bonusu diyebiliriz. Lakin her kadında mastit olmaz veya tıkanıklık mastite dönüşmeden giderilebilir.

İkinci bebeğimi emzirirken bende de tıkanıklıklar ve göğüs içi sertlikler oluşmuştu. Bebeğim emmeyi sevmiyordu, çoğunlukla haşin bir şekilde emip gelen sütü yutmakta zorlanıyor sonra da memeyi reddediyordu. Ben de fırsat buldukça göğsümü boşaltmaya çalışıyordum, lakin her zaman vakit ayıramadığımı itiraf etmeliyim.

Mastit neden oluşur ?

  1. İlk sebep kesinlikle göğsün dolu olması. Süt üretiyorsunuz, şahane, bebeğinizin o sütü daha uzun süre tüketebilmesi yani emzirme sürecinin uzaması için o sütün sürekli boşaltılması gerekiyor. Emzirmenin devamlılığı için ilk şart bu. Bu şart aynı zamanda vücudunuzu sütünüzün yan etkilerinden korumak için de gerekli, sütün fazlası ağrı, sızı, ateş ve halsizlik yapıyor. (dolaylı olarak tabi) Çözüm : Bol bol emzirin, emzirmediğiniz zaman sütünüzü sağarak boşaltın. Göğüsleriniz pamuk gibi yumuşacık olsun 🙂
  2. Bebeğiniz canavar gibi emiyor olabilir ama yine de göğsünüzde tıkanıklıklar oluşabilir. Neden ? Belki de bebek doğru pozisyonda emmiyordur, bu yüzden de tam olarak sütü boşaltamıyordur. Çözüm : Doğru pozisyonu bulmaya çalışın. Bu konuda emzirme koçlarından destek alabilirsiniz. Bebek odaklı hastanelerde özel emzirme hemşireleri muhakkak vardır. Koç /hemşire desteği imkanınız yoksa emzirdikten sonra ister manuel, ister elektrikli pompayla sütünüzü sağabilirsiniz.
  3. Göğsünüz harika üretim yapıyor, siz de harika boşaltıyorsunuz. Lakin sutyen veya dar kıyafetler ile göğsünüze baskı yapıyor olabilirsiniz. Çözüm : Biraz daha “emziren anne dostu” kıyafetler seçebilirsiniz 🙂
  4. Göğüs yaralarınız emzirmenize ve sağmanıza engel oluyor olabilir. Her sağma işleminde yaranızı kanatıp derinleştiriyor olabilirsiniz, bende olmuştu… Çözüm : yaralarınızı tedaviye yönelik krem / ilaç kullanabilirsiniz. Bir de el ile sağma yöntemini deneyebilir, canınız yanmadan sütünüzü sağabilirsiniz.

Mastit olduğunu nasıl anlarız ?

  1. Emzirdikten veya süt sağdıktan sonra bile göğüste sert kitleler varsa
  2. Üzerinizde ekstra bir halsizlik varsa
  3. Sütünüzü sağarken pembe geldiğini fark ederseniz (kanlı süt 😦 )
  4. Grip belirtileri başladıysa
  5. Ateşiniz çıkıyorsa hemen doktora görünmenizi tavsiye ederim.

Maalesef işin içinde ateş olduğu zaman antibiyotik kaçınılmaz oluyor…

Doktora gitmeden önce neler yapabiliriz ?

Sadece göğüste kitleler oluşmaya başladıysa şunları deneyebilirsiniz:

  1. Göğsü tam boşalttığınızdan emin olun, en azından kitleler kaybolana kadar her emzirmeden sonra sağmayı alışkanlık haline getirseniz iyi olur. Mastit olan göğüsteki sütün tadı değişebiliyormuş, bu yüzden bebeğiniz emmek istemezse moral bozmayın, iyileştikten sonra emmeye devam edebilir.
  2. Duşta ılık suyla göğsünüze dairesel masaj yapabilirsiniz.
  3. Ütülediğiniz havlu ile göğsünüze sıcak kompres yapabilirsiniz. Sıcaklığı size kalmış, kendinizi yakmayın dikkat 🙂
  4. Lahana yaprakları ile göğsünüze soğuk kompres yapabilirsiniz, lahananın ağrı kesici etkisi varmış.

Halsizlik, ateş veya kanlı süt aşamasına gelirseniz vakit kaybetmeden doktora başvurmalısınız.

Mastit oldum, emzirebilir miyim?

Tabi, emzirebilirsiniz. Yalnız bebeğiniz mastit olan göğsünüzü pek emmek istemeyebilir, çünkü enfeksiyon nedeniyle sütünüzün tadı değişebilir… Neyse ki, mastit genellikle tek göğüste oluştuğu için diğer göğsünüzle emzirir, süreç geçene kadar (ortalama 1 hafta) mama ile takviye edebilirsiniz.

Son olarak, mastit maalesef birçok annenin karşılaştığı yaygın bir rahatsızlık, moralinizi bozmadan emzirmeye devam etmenizi dilerim. Geçmiş olsun şimdiden..

Kaynak için bkz

Yenidoğan Sarılığı – Anne Sütü Sarılığı

Haftalarca bekledik, bir şekilde doğumu da gerçekleştirdik, artık bebeği alıp bir daha hastane yüzü görmek istemiyoruz, değil mi ? Tabi öyle bir dünya yok…

İki çocuğumu da cuma günü doğurdum, pazartesi günü aile merkezine gidip topuk kanlarını verdik. (Lohusa annelere, gitmelerini pek tavsiye etmem; bebek çığrındıkça ben de çıldırdım orada… ) 1 haftalıkken de rutin çocuk doktoru muayenelerine başladık. Ben kabul etmesem de bebeğim giderek sararmaya başlamıştı ve en sonunda doktorumuz “hastaneye yatacaksınız” dedi… O an dünyam nasıl da başıma yıkılmıştı, nasıl da tüm gece ağlamıştım; dün gibi hatırlıyorum…

Efendim, yeni doğan sarılığı denen bir şey var. Doktor olmadığım için terim kullanamıyorum ama kan hücrelerinin parçalanması ile ortaya çıkan bilirubin isimli maddeyi bebeğin karaciğerinin işleyip atamamasından kaynaklanıyor. Vücut bu sarımsı maddeyi dışarı atamadığı için göz aklarına kadar sararmaya başlıyor. Normalde 1 hafta gibi bir sürede başlayıp bittiği için birçok anne sarılığı bile fark etmiyor da “doğduğunda böyle değildi, bebeğin rengi açıldı” diyor 🙂 İlk etapta bebeğin kara-sarı görüntüsü dışında bir sorun teşkil etmese de kandaki bilirubin değerinin çok yükselmesi kan değişimi ile sonuçlanabiliyor. Bu tip bir işleme gerek duyulmaması için fototerapi denen bir yöntem ile bebeği mavi – beyaz ışık altında tutuyorlar. Bu ışık, bilirubinlerin parçalanmasını ve vücuttan daha kolay atılmasını sağlıyor. Nitekim kızımı 1gece, oğlumu 1+2 gece hastanede yatırdıktan sonra kanındaki bilirubin değerleri bir hayli düşmüştü.

Fototerapi İşlemi

  • Gezici fototerapi üniteleri ile bu işlemi ev rahatlığında yapmak mümkün. Ancak gezici üniteler, hastanelerdeki üniteler kadar güçlü değilmiş. Bu yüzden bize tavsiye etmediler.
  • Bebek, çıplak bir şekilde sadece bezi ve gözlerine takılan gözlük ile bir kuvöze yatırılır. Fototerapi ne kadar çok yüzeye temas ederse o kadar etkili olur. Çocuğun pozisyonunu sürekli değiştirmek gerekir.
  • Mavi-beyaz ışık kaynakları kuvözün etrafına kurulur.
  • Anne veya refakatçi sürekli bebeği gözlem altında tutmalıdır. Çünkü bu küçük yaramazlar durdukları yerde durmaz ve o bantlı gözlükten nefret ederler. Küçücük parmaklarıyla sürekli gözlüğü kurcalayıp dururlar… Ancak ışınlar göze zarar verebilir.
  • Anne veya refakatçi sürekli bebeğin vücut ısısını kontrol etmelidir. Her ne kadar ışın altında belli bir sıcaklık oluşsa da birkaç günlük bir bebekten söz ediyoruz, sarılıktan yırtıp zatürre yapmamaya gayret ediyoruz.
  • Anne, sütü varsa emzirerek veya sağarak; yoksa mama ile düzenli olarak besleme yapmalıdır. Zira bilirubinin vücuttan atılması için bebeğin sıvı alımı çok önemlidir.
  • Anne veya refakatçi bebeğin bezini kontrol etmelidir. Bezi ne kadar çok kirlenirse o kadar sevinebilirsiniz. Kakası yeşillendikçe bebek parçalanmış bilirubinleri vücuttan atıyordur.
  • Fototerapinin ne kadar süreceğine doktor karar verir, genelde 24-48 saat yeterli oluyor. İşlem bittikten sonra bebekten kan alınıp bilirubin seviyesini kontrol ediyorlar.  Ancak bu kan alma işleminde herkesin deneyimli hemşireye denk gelmesini dilerim. Deneyimsizi baya can sıkıcı , can acıtıcı oluyor….

Sarı bebeklerin annelerine tavsiyeler…

İki çocuğu birden fototerapi almış bir anne olarak o günleri hatırladığımda yine canım sıkılıyor ama minicik bebeklerin maruz kaldığı başka sorunları düşündüğüm zaman, en kötüsü bu olsun diyorum.

  • Bebeğinize “anne sütü sarılığı” teşhisi konursa ve bebeğinizin fototerapi alması gerekirse canınızı sıkmamaya çalışın. Biliyorum, hastane ortamı pek sevimli bir ortam değil. Biliyorum, uzaktan konuşmak kolay… Ama sizin güçlü olmanız çok önemli, moral anne sütünü doğrudan etkileyen bir şey. İlkinde şok yaşadığım için , ikincisinde bebeğim yeni doğan yoğun bakım servisine alındığı için kendimi tutamadım ve o kadar üzüldüm ki sütüm inanılmaz etkilendi… Normal olarak ikinci çocukta daha metanetli olacağımı düşünmüştüm ama 3 günlük bebeğimin yüzünü görmeden, onu emziremeden, 2 saatte bir koştura koştura sütümü sağmaya giderek yoğun bakım servisi kapısında beklemek beni çok yıprattı. Orada başka türlü hayat mücadelesi veren bebeklerin annelerine kıyasla ben daha şanslıydım ama gel de bunu lohusa yüreğime anlat…
  • İkinci olarak, bebeğin bilirubin seviyesi normal denebilecek noktaya geldiğinde bile rengi hemen açılmayacak. Cildin sarı olma durumu 2-2,5 ay devam edecek. Önce el ve ayaklardan, en son da göz aklarından çekip gidecek ve bebeğiniz gerçek cilt rengine kavuşacak.
  • Bebeğiniz için yapabileceğiniz en iyi şey onu durup durup emzirmek. Ne kadar çok sıvı alır beslenirse, o kadar çabuk normalleşir.
  • Bebeğinizi görenler “rengi biraz şey gibi, değil mi?” (o “şey” neyse?) Neden bu kadar sarı bu çocuk? , Bir rahatsızlığı mı var ? Sarılığı bulaşıcı mı? Sen beyazsın, eşin beyaz; bebek nasıl esmer olmuş? ”  gibi sorular soracak. Siz de “anne sütü sarılığı”nı anlatıp duracaksınız.
  • Her ortamda muhakkak bir çokbilmiş çıkacak ve size “aaa, doğar doğmaz şekerli su vermediniz mi ? Öyle yapsaydınız sarılık olmazdı” gibi sizin moralinizi bozmaktan ve kendinizi suçlamanıza sebep olmaktan başka bir işe yaramayan cümleler kuracak. Moralinizi bozmayın, işe yaramıyor. Hatta efsanevi şekerli suyun, gazı kaçmış soda, nar suyu, vs gibi versiyonları da var ama hiçbiri işe yaramıyor. Doktor işe yaramaz demişti ama ben ikinci çocuğumda güya “deneyimli anne” olduğum için denedim. Gerçekten işe yaramıyor…
  • Yine bu çokbilmiş birileri çıkıp “erken doğumlarda böyle sıkıntılar oluyor, bebek daha tam gelişmediği için bla bla bla” diyecek. Yine alakası yok. Benim çocuklarımın biri tam 38 haftalık (3,400kg) , diğeri tam 37 haftalık (3,200kg) doğdu ki gayet normal kilodaydılar ama anne sütü sarılığı oldular. Daha küçük doğan bebeklerde olmayabiliyor, daha büyük bebeklerde de olabiliyor. Yine doğrudan “sebep bu” demek çok doğru değil, anneyi üzmekten başka işe yaramaz. O gün çok ev işi yapmasaydım, eğilip kalkmasaydım, yürüyüşü abartmasaydım, vs Kendiliğinden sancın gelmiş, doğum başlamış, nasıl içeride tutacaksın ki ?
  • 4 sene önce kızımdan her hafta kontrol amaçlı topuk kanı alınıyordu ve neredeyse 2 ay devam etti. 2 sene önce birkaç kez kan kontrolü yaptılarsa da oğlumu genellikle bilirubin ölçüm cihazı ile ateş ölçer gibi ölçtüler. Vücudunun birkaç yerinden değer alıyorlardı. Yani bebeğinizden sürekli kan aldırmak zorunda değilsiniz, cihaz kullanan bir hastane bulabilirsiniz.

Günün sonunda her şey geçiyor, hatırlanmıyor bile… Allah büyük dert vermesin, herkese sağlıklı günler dilerim.

Yeni Anne İhtiyaç Listesi

Yenidoğanların pek çok şeye ihtiyacı var; bildikleri dünyadan çıkıp nefes almak, emmek, kaka yapmak, yatarak uyumak, giyinmek gibi hiç bilmedikleri eylemleri yapmak zorunda oldukları yeni bir dünyaya doğuyorlar.

Serinin ilk yazısı : Yenidoğan İhtiyaç Listesi – Giyim

Yenidoğanın varlığı, ortada bir adet de tazecik yeni anne olduğuna delalettir.  Yeni anne de bebeğiyle beraber hiç bilmediği bir dünyaya adım atar. Her ne kadar vücudundaki değişiklikler hamilelikte onu doğuma hazırlasa da yeni annelerin kendine has bir ihtiyaç dünyası vardır.

İlk etapta aklıma gelenler :

  1. Bebek bakım bilgisi : İster kitap, ister eş – dost, ister doktor desteği alın ama yeni annenin bazı temel şeyleri bilmesi lazım. Kendimi hatırlıyorum da hamileyken sürekli ebeveynlik kitapları okumuşum ama hiç bakım kitabı okumak aklıma gelmemiş.. Kızımı kucağıma aldığımda bu yeni dünya hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Çevremde yardım etmek için çıldıran bir anneanne ve bir  babaanne vardı ama ben biraz içgüdüsel davrandım. Sonra da bir iki kitap alıp okudum, herkesin dediğini bir kenarda toplayıp sadece kafama yatanları uyguladım.
  2. Göğüs Kremi : Emzirme hemşiresi hamileliğin son 1 ayında başlanması lazım dedi, bir başka emzirme hemşiresi kimi göğüs çatlar, kimi çatlamaz dedi. Ben ilk hamileliğimde krem kullanmayı unuttum, ikincisinde kullandım ama emzirirken yine çatladı…  Göğüs çatlakları emzirme döneminin en rezalet sorunlarından biri. İki emzirme döneminde de maalesef yüzleştim. Birçok krem kullandım, bence Lansinoh kremi en iyisiydi (ve en yağlısı). Prospektüste emzirmeden önce silinmeye gerek olmadığı yazıyor ama yine de benim içime sinmediği için sulu pamukla temizledim.
  3. Emzirme dostu kıyafetler : Bebeğin acıkma durumunda göğsü ne kadar ulaşılabilir moda getirirseniz o kadar iyi. Bele kadar düğmeli, çıtçıtlı, fermuarlı kıyafetler edinirseniz çok rahat edersiniz. Hiçbir yerinizi açıp üşütmeden, çocuğu da gaz sancılarına gark etmeden miss gibi emzirirsiniz.
  4. Emzirme atleti : Özellikle normal doğumdan hemen sonra, vücut bebeği dışarı attığının farkında olduğu için hemen onu beslemenin derdine düşüyor ve göğüsler dolmaya başlıyor. Bu konuda emzirme atletleri çok ideal. Hem emzirirken beliniz üşümüyor (emzirirken efelik yapmak yok; en ufak bir dikkatsizlik veya boşverme, yavruda gaz sancısı olarak tezahür ediyor) , hem de içi destekli olanlardan alırsanız ekstra sutyen kullanmanıza gerek kalmıyor. Emzirme sutyeni de kullanabilirsiniz  ama bu bel üşümesi – gaz sancısı arasındaki ilişki beni sutyenden soğuttu. Yazın göbeğinde bile atlet giydim…
  5. Emzirme Örtüsü : İşte bir özgürlük aracı! Özellikle kızımda o kadar çok kullandım ki… Kendimi hiç kasmadan gezdim, onun canı çekince de oturduğum yerde emzirdim. İki adet almıştım; biri baskılı, biri düz kumaştı. Baskılı olanın kumaşı daha kalın olduğu için bebeği ekstra terletti. O yüzden düz renk ve ince olanları tavsiye ederim. Hatta evde kendiniz de dikebilirsiniz.
  6. Emzirme yastığı : Lazım mı değil mi tam emin değilim. Sonuçta dışarıda kullanamıyorsunuz, evdeki herhangi bir yastık da işinizi görür aslında. Yalnız bu C şeklindeki yastıkların bir avantajı belinize dolandığı için yastığın düşme şansı yok, diğer avantajı da bebek 5-6 aylık olup oturma zamanı geldiğinde ortasına bebeği oturtup desteklemiş oluyorsunuz.
  7. Sallanan koltuk : Çok özensem de yer darlığından eve alamamıştım. Alacak olanlara, bebek kucağınızdayken rahat rahat hareket edebilmeniz için kolsuz veya alçak kollu olanları tavsiye ederim. Ama bebek kucaktayken uyuyakalmak yok, Allah korusun… Hamişler yok daha neler diyor olabilir ama yorgunluktan o kadar olası bir şey ki… Sırf uyuyakalırsam, bebek düşerse diye 2 çocuğumu da gece yatarak emzirmeye alıştırmıştım.
  8. Göğüs Pedi : Bazı göğüsler, göğüs ucu yapısı gereği süt taşırabiliyor. Çok aşırı taşmalar için Avent göğüs kalkanını öneririm. Sütü taşmayanlar üzülmesin, yapı kaynaklı. Bazen de akşam yediğiniz bir şeyler ekstra süt yapımına sebep oluyor ve gece boyunca süt sızıyor. Bu anlamda göğüs pedi iyi bir yardımcı.
  9. Göğüs Pompası : İster manuel, ister elektrikli; emzirirken bir pompa edinilmesi şart. Özellikle çalışan anneyseniz.. Hoş, evde oturan anneyseniz de lazım. Zira pompa, özgürlüktür. Sütünüzü sağıp bebeğinizi güvenilir birine emanet edersiniz; siz de biraz nefes alırsınız.
  10. Süt Saklama Torbası : Ben hiç kullanmadım, taze taze sağıp sağdığım biberonla besledim. Lakin belki çok süt üreten bir annesinizdir, bol bol sağıp dipfrize atmak istersiniz, lazım olabilir.

Listeye şöyle bir baktım da yeni annelik tamamen emzirme üzerine kurulu gibi gözükmüş. Hmm, daha önceki yazımda belirttiğim gibi ( bkz : Yenidoğan İhtiyaç Listesi  ) ruhen ve fiziken sağlıklı olmak en önemli ihtiyaç. Ben sadece satın alınabilir olan ihtiyaçları sıraladım, kalanı sizde.

Yenidoğan İhtiyaç Listesi

Bloga yazdığım ilk yazılardan biri yenidoğanlar için ihtiyaç listesiydi. Hatta önce giyimden başlamıştım, sonra da ev, uyku, banyo, beslenme vs devam edecektim ama araya başka şeyler girdi, unuttum. ( Bu seriye devam edeceğim ama, kesin :))

Geçen gün aklıma geldi, aslında bir yenidoğanın en büyük ihtiyacı sağlıklı bir anne. Bir yenidoğanı aylarca kalbinin sesiyle rahatladığı annesinin göğsünde olmaktan başka ne rahatlatabilir ki ? Emmese de orada kalsın, o tanıdık sesi duysun; onu seven, isteyen, koruyan, besleyen ve ona bakan bir annesi olsun, yeter… Bazen çok acı hikayeler duyabiliyoruz… Bu hikayelerin bir kısmında anne kendi sağlığıyla boğuşurken bebeğiyle ilgilenemiyor, bir kısmında bebek kendi sağlığıyla boğuşurken annesine kavuşamıyor, bir kısmında da her şey normalken annenin psikolojisi normal olmuyor…

Hamileyken en büyük korkum, lohusa depresyonuydu. Depresife yakın bir kişiliğim olduğu için, lohusa depresyonu da benim için gayet yakalanılası bir rahatsızlıktı. Kocaman karnıma bakıp içinden çıkacak yavruyu koşulsuz seveceğime inanıyor ama bir yandan da ” kendimden ummadığım bir ruh haline girip onu kabullenemezsem” diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki endişelerim yersiz çıktı ve sanki anne olmak için doğmuşum gibi kapıp kavradım yavrumu. Hatta biraz kıskançlık, aşırı sahiplenme gibi başka bozukluklar çıktı 🙂

Sağlıklı bir anne nedir, ne yapar derseniz; bana göre bu annenin kendi çabasıyla değil, çevresiyle beraber oluşturabileceği bir kavramdır.

  • Öncelikle yeni anneye dinlenmesi için ortam yaratılmalıdır.
  • Onun ihtiyaçlarına ve isteklerine anlayış gösterilmeli, ondan hizmet beklenmemelidir.
  • Yeni annenin davranışları, oturması, kalkması, yatması, emzirmesi vs eleştirilmemelidir. Onun canını sıkacak en ufak söz edilmemelidir, sütü hemen etkilenir.
  • Yeni baba, yavrusunun farkında olmalı ve olaya bir şekilde dahil olmak için küçük işlerde yardımcı olmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmak, bebeği uyutmaya çalışmak, banyosuna yardımcı olmak gibi
  • Bebek ile anne ayrı tutulmamalıdır. Bebek sahiplenilip anne dışlanmamalıdır. Genelde babaanneler bebeği sahiplenir nedense, soyadı dolayısıyla olsa gerek.  Bunu nedense iyilik gibi yaparlar : “Biz bebeğe bakalım, sen uyu” Kötü niyetlisi de “bebeğe ben bakarım, sen misafirleri ağırla veya evi temizle veya yemek yap” vs Tamam da, anne-bebek bağlanması ne olacak ?  Bizde de babaannemiz benden önce koşturuyordu kızıma, iyi niyetinden hiçbir şüphem yok ama yine de lohusa halimde çok dokunmuştu bana…
  • Toplumdaki yaygın inanışlardan biri, bebeğin sıkça kucaklanmasının onu şımartacağı ve uzun vadede anneye rahatsızlık vereceğidir. İtiraf etmem gerekirse ben de öyle düşünüyordum ama bebek sahibi olmadan konuşmak kolay tabi…. Senin canın ciğerin orada ciyaklarken kolaysa istifini bozmadan yerinde otur öyle! Mümkün değil… Anne mümkün olduğunca bebeğini kucaklamalı, onunla konuşmalı ve ona güven vermelidir. Mutlu bebek, mutlu annedir…
  •  Maalesef doğum olduğunda evde ziyaret etmek gibi abuk subuk adetlerimiz var… Ziyaret ile beraber misafirin bebeği kucaklaması, anneyi öpmesi hatta bebeği öpmesi gibi hiç hiç hiç tasvip etmediğim adetler de cabası… Sağlıklı bir anne için, bu tip mikrobik faaliyetlerin odanın dışında tutulması şart. Hem annenin, hem bebeğin en hassas dönemi çünkü…
  • Anne standart ev işlerinden muaf tutulmalıdır. Maddi imkanlar yeterliyse dışarıdan destek alınmalıdır. Yürüyen ev düzeninin bozulması dolaylı olarak anne psikolojisini etkileyen bir şey, zira eşler bu konuda anlayışsız davranabilir. Nedense erkekler doğum olayını idrak etmekte çok zorlanıyorlar. Bebeği sadece geceleri ciyaklayan ve uyumalarına engel olan bir yaratık gibi görüyorlar… Keşke hamilelik süresince babalarda da anneye benzer hormonlar salgılansaydı! 🙂
  • Annenin bebeği doğru besleyebilmesi için kendisinin de doğru beslenmesi şart. Eğer şartlar müsaitse aile kadınları bu konuda destek olabilir. Hatta bir süre için ev yemekleri yapan temiz bir yemek firması ile anlaşma yapılabilir.
  • Anne mümkün olduğunca pohpohlanmalı, hiçbir şekilde moralini bozmasına izin verilmemelidir. Yeni annelerdeki en büyük moral bozma sebebi doğum sonrası kilolardır. Birçok hamile, doğumdan sonra birden hemen eski hallerine kavuşacakları yanılgısına düşerler. Doğumdan sonra sanki hiç doğurmamış gibi bir göbekle eve döndüklerinde ise bu bir depresyon sebebidir… Halbuki vücuttaki ödem 7-10 gün içinde atılır ve kısmen toparlanma başlar. Bünyeden bünyeye değişse de ilk 6 ay zayıflamak adına pek de bir şey beklememek lazım. Bu konuda en önemli görev babaya düşüyor. Eğer ki baba, anneye güzel olduğunu hissettirmeyi başarabilirse, anne bu konuda endişelenmekten vazgeçebilir. (Kimi kadınlarda ise vücut güzelliği anneliğin kutsallığından daha önemlidir. Anne olduk diye kendimizi salalım demiyorum ama en azından önceliğimiz, bebeğimiz olsun diyorum. )

İlk etapta aklıma gelen ipuçları bunlar. Sanırım tüm bunlar yerine getirilebilse yeni anne, sadece sağlıklı değil; muhteşem olur…

Tüm lohusalara sağlam ve tertemiz bir ruh sağlığı diliyorum. Umarım tüm hamişler sağlıklı sıhhatli bebeklerine; tüm bebişler de kendilerini sevgiyle saracak biricik annelerine kavuşur.

 

Emzirme ve Biberon Kullanımı

Bloga ilk yazdığım yazılardan biri biberon seçimi ile ilgiliydi. Bence biberon bir yenidoğan çantasında muhakkak olması gereken bir can kurtarandı. Kullanılmasa bile varlığı yeterdi, anneye güven verirdi.

Sonra ne keşfettim, biliyor musunuz? Çok özendiğim, 2-2,5 sene emziren annelerin neredeyse hepsinin bebeği biberon hatta emzik almayı reddeden, tabir-i caizse gıcık bebeklerdi… Emzik olarak annenin kullanılması, sanırım annenin çaresiz göğüslerince “süt yapmalıyım, boşken canım çok acıyor” sinyali olarak algılanıyor ve emzirme süreci uzuyor. Öte yandan, biraz nefes alabilmek ve dinlenmek için bebeği biberona alıştırma kararı, emzirme sürecini otomatik olarak kısaltıyor. Gel gör ki bir daha bebeğim olsa ben yine sağdığım sütü kaşıkla vermek için uğraşamam…  Sabırlı biriyim, bebeklerimi çok çok seviyorum, emzirmeyi de çok sevdim, falan filan ama kaşıkla yenidoğan beslenir mi ayol ? 😀

Sanırım anne doğum yaptıktan sonra o anki ruh haline göre bir emzirme planı yapmalı. Bu herkeste farklı olur elbette. Kimi emzirmekten hoşlanmaz, kiminin göğüs ucu yaraları iyileşmez, kiminin sütü gelmez, kiminin biberona ihtiyacı bile olmaz… Her zamanki gibi kişiye özel plan 🙂

Planlama yaparken bebeği hangi yolla beslemek istediğiniz, ne kadar süre emzirmek istediğiniz ve şartların neye müsait olduğu (ilk aklıma gelenler : Bakıcı olacak mı? Anne çalışacak mı ? Annenin doğum sonrası genel psikolojisi nasıl ? Anne çevresinden gerekli desteği görüyor mu? ) gibi temel soruları cevaplandırsanız yeter.

Sağma fikrinden hoşlanmasanız bile en azından ilk zamanlarda memeyi süt üretmeye teşvik etmek açısından ister manuel, ister elektrikli bir süt sağma makinesi edinmelisiniz. Çünkü ilk günlerde foşur foşur sütünüz olsa bile bebecik minnoş minnoş emip hemen yorulduğu için sütün çoğunu memede bırakabilir. Bunu önlemek için sağmak şart. Sağdığınız sütü ne ile içireceğiniz ise tamamen tercih konusu. Benim gibi rahat davranıp biberon kullanabilirsiniz. Ya da “çocuğum benden başka hiçbir şey ememez” deyip kaşıkla veya iğnesiz şırıngayla deneyebilirsiniz. Günün sonunda bebeğiniz sadece sizi emebilir; hem sizi, hem biberonunu emebilir (herkes için temennim bu aslında, zira biberonu reddeden bebeklerin anneleri bu durumdan fazlasıyla bunalabiliyor) veya sizi reddedip biberonu tercih edebilir.

Benim planım şuydu : Mümkün olduğunca emzirerek beslemek, sağacak kadar sütüm olursa biberonla beslemek, sütün yetmediği  durumlarda mama ile beslemek, emzirme sürecini 12-18 ay devam ettirmek. Hoş, sütüm olsaydı “çocuğumun süresi doldu” diye kesecek değildim elbette… Çünkü emzirmek, bebek sahibi olduktan sonra yaşanan en güzel şeylerden biri! O his, bebekle ilgili tonla güzel şeyin yanında sadece anneye sunulan bir bonus…  Anneyle bebeği birbirine kaynaştıran, ulayan, tekleştiren, mucizevi bir şey… Öte yandan biberon kullanmanın da kendine has güzellikleri var.

Biberon kullanmanın bana göre 2+1 önemli artısı var :

  1. Bebeğinizi besleme işini baba, bakıcı, kardeş, anneanne, babaanne, x  yapabilir. Bu sürede anne biraz uyuyabilir, banyoya girebilir, biraz hava alabilir, vs. Biberon kullanmak illaki mama kullanmak anlamına gelmez. Anne, bebek uyurken veya ondan ayrıyken veya emzirdikten sonra kalan sütünü sağıp saklayabilir.
  2. Bebeğinizin tam olarak ne emdiğini bilirsiniz. Haliyle karnının ne kadar doyduğunu, ne kadar süre uyuyabileceğini, vs tahmin edebilirsiniz. Memeden emzirme ortalama bir fikir verse de asla tam sayısal değildir. Mesela tam dolu olduğuna inandığınız bir anda sağım işlemi yapsanız bile bebeğin o memeden çekebildiği süt ile aynı olamaz. (Bebek biraz büyüyüp çenesi güçlendikten sonra makinenin çektiğinden daha fazla süt emebiliyormuş. )
  3. Bebeğiniz meme ucunu tam kavrayamıyorsa, memede durmayı sevmiyorsa, vs yani kısacası bebeğinizin sütünüzle değil de memenizle alakalı bir sorunu varsa biberon kurtarıcınızdır. Aksi takdirde sağdığınız sütü kaşıkla içirmek durumunda kalırsınız ki bu da yorgun anneye yapılan bir çeşit eziyettir. ( Hele ki günde 8-10 kez emzirdiğimizi düşünürsek… )

Biberon kullanmanın eksileri :

  1. Bebek emdikçe ağzına süt gelmesine o kadar alışır ki sizi emmekle uğraşmak istemez. Çünkü süt memeden parti parti iniyor. Sanırım benim planımda gümlediğim kısım, göğüslerimin süt üretme konusundaki tembelliği oldu. Zayıf üretim ile biraz biberon, biraz emzirme işi hikaye.. Maalesef ben bu hatayı anneliğimin ilk yılında yaptım, kızım da emmeyi çok sevdiği halde tembelleşti ve biberonu tercih etmeye başladı. Oğlumda ise işi en baştan sıkı tutmaya kararlıydım ama bu sefer de paşam memeden pek hazzetmedi. Hızlı hızlı emip boğulur gibi olurdu, sonraki boş emiş kısmında çok sıkılırdı ve memeyi bırakırdı… Halbuki sütün gelme şekli o!  Sağma işlemi yaparken sütün nasıl geldiğini görmüştüm: ilk birkaç dakika boş boş sağıyoruz, sonra açık renkli bir süt gelmeye başlıyor, sonra bu süt kesiliyor ve yine boş boş sağıyoruz, sonra daha yoğun bir süt gelmeye başlıyor ve sonra boş boş sağıyoruz ve bitiyor. Sondaki boş boş sağma işlemini özellikle memeye sütün yetmediği hissini vermek için yapıyordum.
  2. İçine anne sütü de koysanız onu kendi göğsünüzden değil de yabancı bir plastik / cam parçasıyla beslemek içinizi acıtır. Kendi kendinize üzülür, sütünüzün azalmasına bile sebep olursunuz. Anne sütü için yüksek moral şart!
  3. Biberon kullanmak; sürekli biberon yıkamak, sterilize etmek ve yine de biberonun yeterince temiz olduğundan şüphe etmektir.
  4. Biberon kullanmak; taze sağdığınız sütü verdiğiniz durumlar hariç sürekli bir sıcaklık kontrolü demektir. Yeterince ılık olmayan bir süt bebekte ekstra gaz yapar. (Ağzını yakacak bir sıcaklık yapmazsınız zaten 🙂 )

Hem biberon kullanıp, hem memeden emzirme yöntemi ile 1,5 – 2 sene kadar emzirebilmiş anneleri tebrik ediyorum ve onlara çok imreniyorum. Umarım tüm yeni anneler bu rahatlığı yaşayabilirler. Bol sütlü günler…