Bebekle Plaj Sınavı

Deniz aşığı anneler için bebeğin varlığı sorun değildir, olmamıştır. İlk çocuğunu eylül ayında dünyaya getirmiş bir anne olarak tüm yaz her fırsat bulduğumda yüzdüğümü söyleyebilirim. Evet, dalgalı denizde iskeleye tırmanmak biraz zor olmadı değil ama ne yapalım, her gülün dikeni var 🙂 Eylülde doğduğu için kızımla deniz sezonu, onun baya büyüdüğü 9-10aylık olduğu zamana denk geldi. Oğlum ise haziran sonunda doğmuştu ve yaz sezonunu minicik bir bebecik olarak geçirdi, ben de lohusaydım o zamanlar… Eylül gelmeden denize bile girmemiştim, malum ilk 6 hafta vücudun toparlanması için şart.

Şimdi, bebek veya küçük çocukla deniz kenarı tatilleri için gerekli malzemeleri sayıyorum :

  • Düşük beklenti : Küçük çocuklarla gidilen tatiller, aslında tatil kategorisine girmemelidir sadece mekan değişikliği olarak algılanmalıdır. Bu yüzden geçen yazlardaki yetişkin tatilleriniz ile kıyaslamayın, hayal kırıklığı yaşarsınız.
  • Hoşgörü ve sabır : Hoşgörü hayatımızın her anında lazım ama sürekli kusabilen, bezinden kaka taşırabilen, üşütebilen, durmaksızın ağlayabilen, kendi kendine uyumayı beceremeyen, en ufak esintide gaz üreten ve müdahalesiz atamayan, meme veya mama ile 3 saatte bir doyurulması gereken küçük yaratıklarla deniz kenarına gidiyorsanız, hoşgörüyü ve sabrı da sepete atmalısınız. Anneler genellikle çocuklarına aşık varlıklar olduğu için çok sorun yok ama babalara özellikle hoşgörü ve sabır aşısı lazım.
  • Kocaman bir lazım olabilir çantası : Tıpkı tatile gidiyormuş gibi plaja giderken de çocuklarımıza ayrı çanta hazırlamalıyız. Hatta denizli tatil işi tüm yaz ara ara sürecekse, bir çanta hazırlayıp bagaja atmanızı, ara ara eksilenleri kontrol etmenizi tavsiye ederim.

Bebekle nereye gitsek?

Herkesin tatilden, denizden, yüzme keyfinden anladığı şey ayrıdır muhakkak ama özellikle küçük bebekli aileler için otel tatilleri haliyle otel önü denizleri çok uygun bence. Bir şeyi unutursanız veya çok abuk bir şey lazım olursa odanıza çıkar alırsınız. En basitinden yaz sıcağında güneşin böğründe emzirmektense odaya çıkıp serin serin emzirebilirsiniz veya bebeği pusette uyutmak yerine yatakta uyutmayı tercih edebilirsiniz.

Yok kardeşim, ben otel denizlerini sevmem derseniz içinde işletme olan plajları tavsiye ederim. Evet, beach’ lerin hepsi bebek / çocuk almıyor ama gayet aile dostu olanlar da mevcut. Sıcak su, kaşık ya da herhangi bir meyve gibi basit ihtiyaçlarınızda destek olurlar, size en azından bir şemsiye verip bebeği gölgede tutmanıza yardımcı olurlar.

Keşfedilmemiş yerler favorimcilerdenseniz, biraz daha fazla yorulabilirsiniz. İhtiyacınız olabilecek her şeyi hatırlamak ve bir şekilde yanınıza almak durumundasınız, kolay gelsin. Buna şemsiye, şezlong, havlu gibi temel ihtiyaçlar da dahil…

Çocuklu aileler için Antalya, Fethiye, Selimiye, Göcek gibi ılık denizleri tavsiye ederim. Uygun ekipmanla bebeğinizle beraber yüzebilirsiniz.

Bebek / Çocuk Plaj Çantası

Çocuğumuzun yaşı, ihtiyaçlarını belirlemek ve uygun çantayı hazırlamak için elzem bilgi. Bkz : Seyahat Çantası

0 – 6 ay bebekler için :

  1. Mama : Sadece emen bebekler için işin acıkma kısmını düşünmeye gerek yok ama mama alan bebekler için mama, kaynamış su, biberon, biberon fırçası ve temizleyicisi. Unutmayalım.
  2. Normal bez ve mayo bez : Mayo bezler suda şişmiyor, harika ama karada o kadar emici değiller ve birden ortalık çiş / kaka gölü olabiliyor.
  3. Islak mendil ve alt açma örtüsü : Normalde pamuk ve su kullanıyorsanız bile dışarıdayken ıslak mendiller çok pratik.
  4. Çöp torbası : nereye gidersek gidelim, çocuklarımızın ürettikleri atıkları ortalıkta bırakmamalıyız. Sonuçta iğrenç.. 🙂
  5. Bolca yedek kıyafet : Çorap almayı unutmayalım, özellikle gazocanlar için.
  6. Puset için sineklik ve bebek için sinek kovucu : Sinek, böcek türevi yaratıklar taze bebekleri pek seviyorlar maalesef.. Doğal kovucu isterseniz küçük bir sprey şişesine su doldurup içine birkaç damla lavanta yağı damlatabilirsiniz.
  7. Emzirme örtüsü : İnce ve pamuklu olanlardan edinmenizi tavsiye ederim. Emme işi zaten yeterince zor ve terletici, bir de kalın bir örtünün içinde boğulmasın yavrucak.
  8. Yüzme yardımcıları : Benim genel olarak gözlemlediğim küçük bebeklerin simit, kolluk veya yelek ile suda kendilerini pek güvende hissetmedikleri… Bu yüzden küçük bebekler, anne veya babalarının kucağında denize girse daha mantıklı sanırım. Zaten uzun zaman suda kalamıyorlar, hemen üşüyorlar.
  9. Şapka ve güneş kremi

Not: Baston pusetler maalesef kumluk ve taşlık alanlarda yürümüyor.

6 -12 ay bebekler için :

Üstteki listeye ek olarak yiyecek bir şeyler lazım. Güvendiğiniz bir markanın bebe bisküvileri uygun bir atıştırmalık olur. Şeftali, muz, elma gibi alerji riski düşük meyveleri ara öğün olarak taşıyabilirsiniz. Sıcakta kolayca ekşiyebileceği için yoğurt almanızı tavsiye etmem. Sebze püresi, et sulu çorbalar, pekmezli muhallebiler gibi bu yaşa özel yiyecekleri hazırlamak plaj ortamında pek kolay olmayacağı için, bebeğin yeme öğünleri biraz sekteye uğrayabilir ama birkaç günden bir şey olmaz bence 🙂

1 yaş üzeri bebekler için :

Bir yaşında bir bebek birçok şeyi tüketebilir, hele ki alerjik bir bünyeye sahip değilse… İçinize sinmiyorsa 6-12 ay listesini aynen taşımaya devam edebilirsiniz. Plajın bir köşesinde sebze haşlamaya çalışabilirsiniz. Benim gibi biraz rahat bir anneyseniz, 1 yaşı milat kabul edip sadece atıştırmalık taşıyabilirsiniz. Açıkçası biraz büyüdükleri için plajın işletmesinden haşlanmış makarna veya çorba alıp çocuğumu beslediğim oldu, kabul ediyorum. Bunu yaptığım için beni yadırgayanlar da oldu, hangi koşullarda yapıldığını bilmediğin şeyi nasıl çocuğuna verebiliyorsun? diyenler de oldu. Haklılar ama çocuğumu her şeyden sakınmayı destur edinmiş bir anne değilim ben. Biraz rahat takılmak ve çok irdeleyip anın tadını kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. Yedik, içtik, hiçbir şey de olmadılar çok şükür. Benim mottom, sakınan göze çöp batar… (Gerçekten de kim titizleniyorsa, o daha fazla sorunla uğraşıyor nedense )

3 yaş sonrası çocuklar için :

Bu grup pek şahane, neredeyse yetişkinler 🙂 Listeye geri dönecek olursak:

  • Şapka ve güneş kremi
  • Kum oyuncakları
  • Simit veya kolluk
  • Acil atıştırmalıklar
  • Yedek kıyafetler

Bir de… Bu grupta bez işi çoğunlukla bitmiş oluyor. Bu hem süper bir şey, hem de zorlayıcı maalesef. Çünkü işletmeli bir plajda bile olsanız tuvaletler ya çok dolu, ya da pis olabiliyor. Çocuğunuzu kucaklayıp tuvalete sokmak ise bel fıtıkları için davetiye… Benim önerim, taşınabilir tuvaletler… Hem temizliğinden şüphe etmezsiniz, hem de sıra beklemezsiniz. Malum, tuvaletinin geldiğini hep son anda fark ediyor veletler 🙂 Taşıdığım çantalara bir de bunu ekleyemem veya tatilimin ortasında lazımlıktan kaka temizleyemem derseniz, siz bilirsiniz…

Not : Erkek çocuklarda pet şişe çok pratik bir çözüm olabilir ama lütfen iş bittikten sonra onu ortalıktan yok etme veya en azından peçete gibi bir şeylerle sarma hassasiyetini gösterin, çocuk çişi bile olsa çok mide bulandırıcı geliyor bana.

Okula Alışma Süreci

Ufaklık kaç yaşında okula başlamalı ?

Bana sorarsanız 3 yaşından sonra onların bilgiye hasret, zehir gibi beyinlerine; mesleği veya hobisi öğretmenlik olmayan, sıradan bir ebeveynin tüm gün yetmesi biraz zor. Bazı uzmanlar 48 aydan önce çocuğun anneden ayrılmasını doğru bulmuyor ama okula giden her çocuk annesinden ayrılarak gelmiyor zaten; bir kısmı anneanne/babaanneden, bir kısmı da bakıcıdan kopup geliyor… Çocuğuna bakıcı bakan birçok anneden ise şunu duyuyorum : en kötü okul, en iyi bakıcıdan iyidir… Bilemiyorum, ben onların yalancısıyım ama bakıcı olarak eski model bir Fransız mürebbiye bulmadıysanız, okulda evdekinden daha çok şey öğreneceği garanti.

Kızım 36 aylıkken, oğlum 38 aylıkken okula başladı. Hatta ekimin ikinci haftası itibariyle oğlum yeni yeni ağlamamaya başladı. Tüm süreç şu an taze yani 🙂

Oryantasyon yani okula alışma süreci, sadece çocuk için değil; onu bambaşka bir ortama bırakacak olan anne için de oldukça sancılı bir süreç. Gerçekten gözünüz kapalı güvenebileceğiniz bir okul bulmak, hele ki istismar, taciz, çocuğa şiddet ve vahşet olaylarının çok yaygınlaştığı şu günlerde dünyanın en zor işi galiba. Ayrıca şans işi biraz da…

Bir okulun iyi olup olmadığını herkes kendi kriterlerine göre değerlendirir ama ben okul seçerken şunlara dikkat etmiştim :

  1. Okul müdürü konuşmaya geldiğimde neler soruyor ? Doğrudan mesleğimi ve maddi durumumu mu merak ediyor, yoksa çocuğumla mı ilgileniyor ?
  2. Okulda çocuklara nasıl davranıyorlar ? Disiplini nasıl sağlıyorlar? Ödül – ceza araçlarını kullanıyorlar mı? (Kullanmasınlar tabi ki , mesele iyi ve kötüyü içselleştirip çocuğun vicdanına dokunmak)
  3. Okulun genel olarak temizliği, düzeni vs nasıl ? Yerde boydan boya halı var mı? (Olmasın) Çocuklar okul içi ve dışı farklı ayakkabılar giyiyor mu? Peki, okul çalışanları buna dikkat ediyor mu? Sonuçta hepimiz biliyoruz ki okula başladıktan sonra çocuğumuzun hasta olmama şansı yok ama en azından bunu en aza indirgeyecek hijyen kurallarına uyuluyor mu?
  4. Okul, çocukların güvenli şekilde barınmasına ve öz bakım ihtiyaçlarını kendi görebilmesine imkan sağlıyor mu? Mesela yemekhanedeki masalar, sandalyeler, tuvalet ve lavabo boyları uygun mu? Nasıl oyuncaklar ile oynuyorlar ? Varsa merdiven nasıl ve koruması var mı?
  5. Okulda yemek işi nasıl yürüyor? Çocuklara ambalajlı gıda veriliyor mu? Yoksa yoğurdunu kendi yapan, domatesini kendi yetiştiren bir okul mu?
  6. Sınıflar kaç kişilik ? Öğretmen, aynı yaştaki 15 çocuğa yetebilir mi? Sınıflar neye göre ayrılıyor ? Benim eylül doğumlu çocuğum, ocak doğumlu yaşıtlarıyla mı beraber olacak ?
  7. Öğretmenlerin genel tavrı, tarzı nasıl? Çalıştıkları kurumdan memnunlar mı, yoksa daha iyi bir teklifte uçup giderler mi ? Çocuğumu dönem ortasında bırakabilirler mi?
  8. Veli profili nasıl ? Nasıl insanlar bu okulu tercih ediyor? Mümkünse bu okula çocuğu giden bir tanıdığım var mı? Yorumlar nasıl? Sosyal medyada absürt şikayetler, eleştiriler var mı? Kurumun bu kötü yorumlara cevabı nedir ?
  9. Okul müdürü bana banknotmuşum gibi mi bakıyor, yoksa çocuğu okula başlayacak, endişeli bir anneymişim gibi mi?
  10. Okul sunduğu tüm hizmetleri ücrete dahil etmiş mi, yoksa geziler, tiyatrolar, vs için her seferinde ödeme yapacak mıyım?
  11. Okula esnek saatlerde gelebiliyor muyuz ? Yoksa en ufak bir aksilikte maddi beklenti içine mi giriyorlar ?

Sanırım bu kadardı… Okulda ne yaptıklarından çok, okulun genel anlayışını anlamaya çalışmıştım. Okulun veliyi altın kesesi olarak görmemesi ve tüm enerjisini çocuklarımızın mutluluğuna harcaması benim için olmazsa olmaz bir kriter. Çocuğun okulda yaptığı resimler değil de, okulda resim yaparkenki mutluluğu önemli benim için. Montessori, yabancı dil, bale, bateri dersi, satranç kursu, drama etkinliği, yoga dersleri vs bence ikincil etkenler. Önceliğim, her zaman mutluluk ve sağlık. Çok şükür ki mutlu oldukları bir okul bulduğumu düşünüyorum.

Gelelim, ana kuzusu yavrularımızın bizi tüm gün görmeyeceği okula alışma sürecine…

  • Öncelikle tüm gün okula gönderme zorunluluğunuz yoksa ben 1-2 saat ile başlamanızı tavsiye ederim. Zaten çocuk biraz alışıp arkadaş edinmeye başladığında süreyi kendi uzatmak isteyecektir.
  • Okula tüm gün gitmek zorundaysa, velilerin genel olarak çalışan anne profili olmasına dikkat etseniz iyi olur. Ev hanımı anneler erkenden çocuklarını alıp okulun bahçesinde oynarken, sizin yavrunuz buruk kalmasın.
  • İlk günlerde ağlaması normaldir. Hiç tanımadığı bir ortama giriyor sonuçta… Ama onlar ağlarken sizin de ağlamanız normal değildir. Çocuk sizi ağlarken görürse, aslında okulun kötü bir yer olduğunu ve sizin onu bırakmayı istemediğinizi ama mecbur kaldığınızı falan düşünür, halbuki gözyaşlı dönem bittikten sonra anneler dans ediyor, haberleri yok yazık 🙂 Kızım okula ilk başladığında yüzümün yarısını kaplayan güneş gözlüklerimi takıp kuytu bir köşede vicdanımla hesaplaşıyordum. Bana aşırı aşırı aşırı düşkün olduğu için bırakıp gidemiyordum… O içeride, ben dışarıda bir hafta ağladık. Sonra öğretmeni gelip şu dahiyane öneriyi sundu : “okula babası bırakabilir mi?”
  • Evet, baba insanı müsaitse çocuğu okula o bıraksın, çünkü çocuklar babalarından daha kolay ayrılıyorlar! Ayrılırken dizine sarılıp seni darmadağın eden çocuklar, babalarına mutlu mutlu el sallıyorlar. Tamam, bu yöntem de sihirli değnek değil tabi ki ama en azından gözyaşı kısmını siz görmüyorsunuz anneler 🙂
  • Okula bırakma işini illaki siz yapacaksanız, kararlı olun ve çocuğunuzun sizin duygularınızla oynamasına izin vermeyin. Çok zor, biliyorum çünkü ben de yaşıyorum bunu. Onlar bizi o kadar iyi tanıyor ve zayıf noktalarımızı o kadar iyi biliyorlar ki “ama seni çok özlüyoruuum” diye ağlamaları bundan. Halbuki bu sene oğlum okula başlarken, bu tongaya düşmeyerek kararlı davrandım ve yarım saat sonra okula telefon açtığımda ağlamasının ben gittikten 5 dk sonra kesildiğini ve gün boyunca hiç ağlamadığını öğrendim; oğlum da okulda hiç ağlamadığını gururla onayladı. 🙂
  • Kararlılıktan ödün vermemek adına çocukla yapılan her işte olduğu gibi, vedalaşma seromonisini de bir ritüel haline getirebilirsiniz. Mesela bu sene itibariyle iki çocukla baş edemeyeceğini düşünen eşim, çocukları okula bırakma işine 1 senelik ara verdiği için ben şöyle bir ritüel geliştirdim : kalkıyoruz, yüzümüzü yıkıyoruz, tuvalete giriyoruz, giyiniyoruz, sütümüzü içiyoruz, canımız çekerse bir dilim kek veya bir meyve yiyoruz ( kahvaltı okulda) ,evden çıkıyoruz, okulda ayakkabılarımızı değiştiriyoruz, sarılıyoruz, öpüşüyoruz ve birbirimize el sallıyoruz. Onlar okulun içine, ben dış kapıya koşuyorum 🙂 Dönüşümüzde de siz ikindi kahvaltısını yedikten sonra kıyafetlerinizi değiştirin, ben öyle geleceğim dedim; aşağı yukarı o vakitte gelip alıyorum çocukları. Geç kalmamak ve çocuğun kaygı üretmesine sebep olmamak çok önemli.
  • Çok küçük oldukları için servis olayını düşünmedim ama siz servis kullanacaksanız ayrılma kısmı daha kolay olabilir. Serviste hem öğretmen, hem de diğer çocuklar olduğu için adaptasyon daha kolay oluyor(muş). (Hatta 5 yaşındaki kızım da artık servise binmek istiyormuş, ben onu bebek gibi okula bırakıyormuşum…)
  • Öğretmeni sevmesi, okulu sevmesi için birincil koşul. Eğer çocuk öğretmeni sevemediyse, çok inatlaşmadan başka bir sınıfa geçirebilirsiniz.
  • Çocuklar okulda ne yaptıklarını ilk dönem çok anlatmayabilirler, muhtemelen onu konfor alanından uzaklaştırıp yaban ellere verdiğiniz için size öfkelidirler. Sakin olun, zamanla anlatmaya başlar. Bu arada siz de okul anneleri ile tanışıp, okulda olan biteni anlatan çocuklardan havadisleri alabilirsiniz. 🙂
  • Çocuğun okul olaylarını iyi takip etmelisiniz. Özellikle alışma sürecindeki çocuklar için yedek kıyafet, kullanıyorsa alt bezi, suluk, okul ayakkabısı, özel günlerdeki özel ihtiyaçlar, acıkıyorsa kuruyemiş tipi sağlıklı atıştırmalıklar kesinlikle süreci doğrudan etkiliyor. Mesela bizim okul her hafta basit konsept partiler düzenliyor; sarı gününde sarı giydirmek, itfaiye haftasında itfaiyeci şapkası yapmak gibi elzem(!) ihtiyaçlar çocuğunuz için övünç veya utanç kaynağı olabiliyor. Mesela düşünün, çiş kaçıran çocuğun çantasında yedek kıyafeti yoksa, okulda alay konusu olma ihtimali çok yüksek. Okula okuma kitabı gidecekse onu gününde göndermelisiniz, yoksa anlamını yitiriyor ve çocuğun hevesi kırılıyor. Ayrıca bu yaş grubu çocuklar çok açık sözlü, çok acımasız; biliyorsunuz.
  • Ortalama 3 haftalık bir gözyaşı sürecinden sonra çocuğunuz koşarak okula gidebilir. (Gitmeyebilir de, her çocuk aynı değil tabi. )

Balıklama Yöntemi

Bu terimi geçen gün öğrendim, çocuğu okula kim bırakıyorsa o kişinin çocuğu bırakıp tam anlamıyla kaçmasıymış. Bazen vedalaşma süreci o kadar uzuyor ki benim de öğretmen tavsiyesiyle kaçtığım günler olmuştur ama bunu oryantasyon döneminde hiç yapmadım. Bazen yarım saat, bazen 1 saat okulda çocuğumla gezip ona uzun uzuuun anlattım, onu sakinleştirmeye çalıştım. Eşim işin içine girmediği için oğlumda, kızımdan daha çok mesai yaptım diyebilirim. Kendimi değerlendirdiğim zaman işin kolayına kaçmadığımı düşünüyorum. Çocuk açısından düşününce anneyi bırakmak çok zor, çünkü ona doğduğundan beri ben bakıyordum, hep yanında oldum. Ara ara anneanne/babaannesine bıraksam da beni görmeye alışıktı. Birden hiç tanımadığı bir ortama bırakıp gitmekten bahsedince… Ağustos ortasında Ekim başına kadar çoğu gün ağladı; her gün okula gelmeden konuştuk, programlar yaptık, sarıldık, ablasıyla aynı okulda olması bile kâr etmedi. Ne zaman sınıfına alıştı ve arkadaşlık kurmaya başladı, o zaman rahat rahat okula koşmaya başladı. Sözün özü, çocukların güvenini kazanmak zor, kaybetmek kolay; o yüzden emek göstermemiz şart.

Birkaç İpucu

  • Çocuğunuza okula gitmeden birkaç ay önce okul hakkında konuşmaya başlayın. Okula gideceği için çok mutlu olduğunuzu, orada yeni şeyler öğreneceğini, eğleneceğini, okula gitmenin bir büyüme işareti olduğunu anlatın. İşin içine büyüme lafı girdiği zaman çocukların daha çok ilgisini çekiyor 🙂
  • İçinize sinen bir okul bulduktan sonra okulu beraber gezin. Onun seveceği detayları fark etmesini sağlayın.
  • Oryantasyon sürecine muhakkak zaman ayırmaya çalışın, çocuğu bırakıp gitmeyin.
  • Okulun hayatımızın bir parçası olduğunu, herkesin okula gittiğini anlatıp göstererek okulu normalleştirin.
  • “Seni okula vereyim de bir kurtulayım” ,”Öğretmenine söyleyeyim de sana kızsın”, “Uslu durmazsan seni okula bırakacağım”, “Sen okulda kal en iyisi” gibi okulun kötü / ceza olduğu algısını bilinçaltına kazıyan cümleler kurmayın.
  • Çocuğunuzla düzgün bir vedalaşma yaptıktan sonra onun görüş alanından çıkın, sizin gideceğinizi ama geri döneceğinizi öğrensin.
  • Ağlamak bulaşıcıdır, bu yüzden okul girişinde ağlayan bir çocuk görürseniz hemen alternatif bir girişe yönlenin. Eğer tek giriş varsa birkaç dakika oyalanıp öyle okula girin.
  • Çocuğunuz girişte ağlıyorsa ve susmuyorsa, çocuğu oradan uzaklaştırın. Tek başına ağlarken birden koro şeklinde ağlamaya başlayabilirler çünkü.
  • Mümkünse çocuğunuzu hep aynı saatte okula bırakıp aynı saatte okuldan alın. Program belirginleştikçe kaygı azalacaktır.
  • Alıştıktan sonra birden okula gitmek istememeye başladıysa öğretmen ve arkadaşlarıyla ilişkisini öğrenmeye çalışın, çocuğunuzu rahatsız eden bir şey yaşanmış olabilir. Ama hiçbir şey olmayabilir de… Özellikle ikinci dönem ortaya çıkan bu durum, yetişkinlerdeki bahar rehaveti gibi genel bir motivasyon sıkıntısıdır, birçok çocukta ara ara görülür.
  • Her gün ağlıyor, okulda çok mutsuz, etkinliklere katılmıyor ve saldırganlaşıyorsa; belki okul vakti henüz gelmemiştir. Bir uzmana danışıp çocuğu okuldan alabilirsiniz.

Umarım sizin için ve çocuğunuz için en doğru okulda, en doğru öğretmen ve arkadaşlarla, bir de mümkünse gözyaşlarının sel olmadığı tatlı bir süreç yaşarsınız 🙂

Bebekte Ateş

Bir annenin en önemli özelliği ne olmalıdır diye sorsalar, sakin ama tedbirli olmak derim. Çünkü panik, olay anında yanlış kararlar vermemize sebep olur. Ateş çıktı diye ortalığı ayağa kaldırmak ve paldır küldür hastaneye koşturmak her zaman gerekli olmayabilir. (bazen de hastanede olmak hayat kurtarır işte, şans… )

Rahatlıkla gamsızlık arası garip bir sakinliğim var, bazen ben de kendime şaşırıyorum ama çoğunlukla bu sakinliğin faydasını görüyorum. Mesela çocuklarımı üşüyecekleri, terleyecekleri veya kirlenecekleri için boğmam ama elimden geldiğince tedbirli davranırım. Çocuğum yağmurda oynayabilir, üşümeden üzerini değiştirmek şartıyla… Yanımda yedek kıyafet taşırım, terlerlerse üstlerini değiştiririm, üşürlerse ceket giydiririm, kirlenirlerse yıkarım. Benim annelik doğrum böyle şekillendi, herkesinki farklı muhakkak.

İster çocuğunuz yerlere yatsın yuvarlansın, ister evden dışarı çıkmasın, ister terledi / üşüdü diye sürekli kıyafet değiştirin, ister hiç aldırmayın… Keşke hiç hastalanmasalar ama hepimizin çocuğu hastalanır. İlk olarak benim yüzümden oldu, eşim yüzünden oldu, rüzgar esti üşüdü, komşunun oğlu üstüne hapşırdı, vb bahaneler ve suçlamalardan kurtulmalıyız. Neden? Çünkü hiçbir işe yaramaz… Çocuklarımdan biri ateşlendiğinde veya öksürmeye başladığında eşim hemen bıdırdanmaya başlar, suçlayıcı bir tavır takınır, laf sokuşturur, vs. Ama inanın, hiçbir işe yaramıyor…

Ateş yükselmesi başlı başına bir hastalık değil, hastalığın belirtisidir. En basit şekilde, vücut içeride yabancı bir şeyler var, bizim onu yok etmemiz lazım. Bu yüzden ısıyı artıralım (ateş), gereksiz enerji kaybını engelleyelim (halsizlik), gereksiz kan akışını durduralım (el ve ayakta üşüme) ve tüm enerjimizi bu işe verelim demek ister. Kontrollü olduğunuz sürece, bebeğin bir süre ateşli kalmasına izin vermek, bağışıklık sisteminin enfeksiyonu sınırlandırabilmesi açısından önemlidir. Kaç dereceye kadar ? Her çocuğun sınırı farklıdır muhakkak ama çocuğun ağrısı, mızmızlığı yoksa 38,5 – 39 dereceyi görmeden müdahale etmiyorum. (Garip sakinlik yine devrede 🙂 )

Ateş çıktığında ne yapalım?

Öncelikle özel grup olan yenidoğanları hiç vakit kaybetmeden doktora götürmek gerekir. Küçük bebeklerde vücut termostatı henüz gelişmediği için ateş tam olarak kontrol edilemez ve aşırı ısınma havaleye sebep olabilir. Havale, beynin aşırı ısı artışından kendini koruma refleksidir diyebiliriz. Beynin kendini aniden kapatma hali, bazen istenmeyen arızalara sebebiyet verebilir, Allah korusun… Ancak her havale, arıza bırakmayabilir(miş)

1 yaştan büyük çocuklar için ;

  • Öncelikle ateş ölçerimizi elimizden düşürmeden çocuğu kontrol edelim. Bebekler yüksek ateşe bizden daha dayanıklı olsalar bile, 39 derece pek aşılmaması gereken bir sınırdır. Çocuğu hem alın, hem vücuttan ölçelim.
  • Su içirmeyi unutmayalım. Su şifadır.. Ayrıca ateş ile beraber vücuttaki sıvı kaybını dengelememiz önemli. Haliyle ayran, meyve suyu, ıhlamur, çorba vs hepsi elzem.
  • Çocuğun kıyafetlerini azaltalım, mümkünse pijama gibi rahat giysiler, gerekirse de sadece iç çamaşırı giydirelim.
  • Çocuğun üstünü örtmeyelim, midesine ince bir örtü yeterli.
  • Vücudunu ıslak bez ile silelim veya ılık bir banyo yaptıralım. Yalnız su asla soğuk olmasın, aksi takdirde vücut şoka girebilir. Ben öncelikle banyo sıcaklığında suyu açıyorum, suya alıştıktan sonra dereceyi biraz düşürüyorum.
  • Ateşi düşüremezsek ve yükselme eğilimindeyse ateş düşürücü verelim. Şurubun etki süresi yarım saati bulabiliyor.
  • Şuruba rağmen ateş düşmüyorsa, en yakın sağlık kurumuna gidelim.

İnatçı ateş

İnatçı ateş, evde yapılabilecek tüm yöntemlere ve hatta ateş düşürücü şuruba rağmen geçmeyen ateştir. En sakin, en deneyimli anne-babalar için bile endişe vericidir. Çocukta inatçı ateş varsa, bir sağlık kurumundan destek almak; fitil veya serum yaptırmak gerekebilir.

Ateş düştükten sonra ne yapalım ?

İnatçı ateş durumu yoksa ateş, ilaç veya ılık bir duş ile düşer ama tekrar çıkmayacağının garantisi yoktur. Maalesef ki, tüm hastalıklar gibi ateş de akşamları nüksetme eğilimindedir ve ebeveynlerin gece boyunca düzenli kontrolleri elzemdir.

  • Çocuklarımdan biri ateşlendiğinde, çok uykum varsa muhakkak ateşini düşürdükten sonra uyuyorum.
  • Saat başı alarm kurup kontrol ediyorum.
  • Çok yorgunsam yanımda yatırıyorum, böylece tek gözü açık bir şekilde de olsa sürekli kontrol edebiliyorum. (Aslında bu da hastalık bulaşması açısından bir risk tabi )
  • Gece kontrollerinde uykusu kaçmasın diye duş yaptırmıyorum, onun yerine ıslak bir bezle kollarını, bacaklarını siliyorum.
  • Kolonya kullanmıyorum çünkü geçici bir ferahlama sağlasa da uzun vadede neticeyi değiştirmiyor.
  • Silerek ateşi düşüremezsem, şurup veriyorum. Genellikle 2 şurup ile minimum iki saatte bir döngü yapıyorum. Bunun sebebi şuruplardaki etken maddenin farklı olması.
  • Elimde ateş ölçer, tüm gece uyanık beklemek yerine uyuyorum. Evet, uyuyorum çünkü benim de güçlü olmam lazım; çocuğum hastayken ben de halsiz düşersem bize kim bakacak?

Ateş ne kadar sürer?

Elbette vücuda giren mikrobun kuvveti ve vücudun tepkisi farklı olsa da, ortalama bir hastalığın ateş süresi 2 gündür. Hatta gündüz gayet iyiyken akşam ateş yükselmeye başlar. Çocuğunuz iki günden daha uzun süre ateşli bir hastalık geçiriyorsa, yine bir sağlık kurumuna götürmekte fayda var. Düşmeyen veya tekrarlayan ateşin altıncı hastalık gibi başka bir sebebi olabilir.

Son olarak, hep söylediğim gibi, uzman değilim ama 2014’ten beri edindiğim tecrübe bana şunu gösterdi : sakin ol, tedbirli davran, panik yapma. Hmm, bir de ihtiyacın olduğunda destek iste.

Sağlıklı sıhhatli günler dilerim..

İştahsız Çocuk

İştahlı çocukların anneleri, ne kadar şanslı olduklarının farkında olmayabilir ama ben biliyorum 🙂

İştahsız çocukların anneleri ise mutfakta sürekli yaratıcı olmanın derdine düşmüş, çocuğuna bir şeyler yedirememenin ve mutfak motivasyonunu kaybetmenin sancısını çeken, haliyle benim daha rahat empati kurabildiğim bir gruptur.

Kızım maalesef ki patates ve havuç dışında hiçbir sebze yemiyor.  Bal dışında hiçbir kahvaltılık (peynir, zeytin, yumurta, vs) yemiyor. Meyve kategorisi kısmen daha geniş :  salatalık, elma, armut, üzüm, muz, kiraz, karpuz, erik. O kadar meyve varken sadece bu kadar… Yemek olarak yedirebildiklerim : pilav, makarna, pide, pizza, patates kızartması. Mesela çocuk olup köfte yemeyi reddeden bir kızım var… Hala inanamıyorum, bir çocuk köfteyi nasıl sevmez diye!

Kendi tecrübelerime dayanarak iştahsızlığın hazır gıdalara geçilen ilk dönemden beri  belli olduğunu söyleyebilirim. 6-7 aylık bebeğiniz özene bezene hazırladığınız çorbalarınızı yemiyorsa, aramıza hoş geldiniz… Halbuki sırf çocuğun damak tadı gelişkin olsun diye hamileliklerim boyunca şarküteri ve sakatat ürünleri, derin deniz balıkları gibi zararlı sayılacak şeyler hariç her şeyden yedim. Hatta ikisinde de kasa kasa çilek yedim ama kızım üç buçuk senede bir adet çileğin tamamını yutmamıştır. Yani iştahsızlığın veya yiyecek seçmenin hamileyken yediklerimizle alakası yokmuş. 

Gerek anneannemizin, gerek babaannemizin evleri, hatta göreceli olarak çeşit azsa da bizim evimiz tencere yemeklerinin piştiği, her hafta taze sebze giren evler. Hatta öğrensinler, heves edip bir şeyler istesinler diye çocukları pazara götürüyorum, sebzenin âlâsını görüyorlar. İkisi de peynir yemiyor, halbuki babaları bir peynir canavarı. Her öğünde soframızda peynir olur. Yani iştahsızlığın görmekle görmemekle de alakası yok. 

İştahsızlığın neyle alakası olabilir ?

  • Genetikle belki. Zira ben de iştahsız; yemek saatlerini kendime de, anneme de işkence haline getiren, bir lokma yemeği saatlerce ağzında döndüren, keyifsiz bir çocukmuşum. Böyle düşününce ileride damak zevkinin değişeceğine inancım artıyor.
  • Onu yemekten soğutan hareketler… Çocuğu yemek yemediği için agresifleşen anneler vardır, peşinden koşup yemek yediren, burnunu sıkıp ağzını açtıran, yemediği için ceza veren, bağıran, vuran, vs… Hiçbirini yapmadım, yine de iştahsız oldular.
  • Lezzetsiz yemek Bu konuda çok iddialı değilim ama sadece benim yemeklerimi yemeselerdi bu ihtimale inanabilirdim.
  • Çocuğun yapısı? Yani o öyledir, onu öyle kabul etmek gerekir. Diğer tüm saçma sapan huylarını kabul ettiğimiz gibi bunu da kabul ederiz.

Neyse sebepleri geçelim, çözümlere gelelim…

Benim çözümüm;

  • Çocuğun sevdiği yiyecek üzerinden farklılaştırma yapmak. Mesela pizzayı çok sevdiği için çok malzemeli pizzaları tercih ediyorum. Pilavı çok sevdiği için et suyu ve sebze suları ile zenginleştiriyorum.
  • Merak edip deneyeceği şeyler pişirmeye çalışıyorum.
  • Tabağına çok az yemek koyuyorum ki bitirme motivasyonu olsun. Bazen 1-2 lokma için pazarlık yapıyoruz 🙂
  • Yeni şeyler denemesi için onu teşvik ediyorum ama zorlamıyorum. Hatta yemek yemesi için de zorlamıyorum. Sadece kural şu : yemek yemeyene gece sütü yok. 

Çocuğunuza bir şeyleri yedirmeye çalışıyorsanız, siz de şunları yapabilirsiniz :

  1. Gönlüm yemeğin yemek masasında ailecek yenmesinden yana. Ama aile sofrası işkence sofrasına dönüşecekse bırakınız, oynamaya devam etsinler… Kendi mama sandalyelerine veya küçük masalarına oyuncak getirmesine ve oynamasına izin verebilirsiniz. O oynarken yavaş yavaş bir şeyler ağzına tıkıştırabilirsiniz. Çoğunlukla oyuna dalmış oldukları için ne yediklerinin farkında olmuyorlar.
  2.  Yemesini istediğiniz sebzeyi çorba haline getirebilirsiniz. Mesela tarhana seviyorsa, içine biraz bal kabağı koyun veya yararlı başka bir şey.
  3. Et suyu gibi sebze suyu çıkarıp yediği şeylere ekleyebilirsiniz. Mesela pilav veya makarnaya. Ben et suyu yaparken içine biraz sebze atıp ikisi bir arada formülü yapıyorum.
  4. Yemekleri sebze ile renklendirebilirsiniz. Mesela pembe delisi kızınız için pancar suyuyla pilav yapabilirsiniz, domatesli makarna, ıspanaklı çorba, havuçlu pilav vs.
  5. Yemekleri resim haline getirebilirsiniz. Brokoliden ağaç, yumurtadan güneş, vs hayal gücünüze bağlı.
  6. Sebzeli köfte yapabilirsiniz. Benimkiler yemiyor ama çoğu çocuk köfte sever, köftelere biraz sebze ekleyip içinde kaybetseniz muhtemelen yerler.
  7. Çocukların birbirini etkileme gücünden yararlanabilirsiniz ama bunun için iştahlı bir kuzene veya komşu çocuğuna ihtiyacınız var. Siz yapın, o hüpletsin, sizin velet de özenip yesin.

Hiçbiri işe yaramadıysa, ne yapalım, saksıyı çalıştırmaya devam…

Evimiz Çocuk için Uygun mu?

Hepimiz evlerimizde belli başlı önlemler alıyoruz. Çünkü o ömre bedel, küçük enercanların hasbelkader yaralanmasını istemiyoruz. (yine de evi gerçek üstü sünger ev haline getirmemek de gelişim açısından önemli bence)

Evimizin çocuk için uygun olup olmaması sorunsalı, güvenlik önlemlerinden bir tık öteye işaret ediyor. Aslında sorunun ucu çocuğu nasıl algıladığımıza kadar iniyor. Çocuk bize bağlı hatta bağımlı, kendi başına hiçbir etkinliğinin olmamasını beklediğimiz bir organımız mıdır ? Yoksa çocuk, evdeki anne baba gibi, kendi seçim hakları olan bizden bağımsız bir birey midir? Bir çoğumuz gözü kapalı “o bir birey, tamamen kendine has, karakter sahibi, vs” deriz ama ona bir organımızmış gibi davranmaya devam ederiz. Bunu da çoğunlukla bilinçli yapmayız; tamamen adanmışlık hissiyle, seve isteye onun hayatını kolaylaştırırız. Ona hiiiiç iş yaptırmayız(ve bununla övünürüz) sonra da kendimize yüklediğimiz ekstra işlerden şikayet ederiz (bir kısmımız şikayet bile etmez, bunu bir hayat tarzı olarak görür ve yetiştirdiği bağımlı yaratığın işlerini görmeye devam eder).

Kızımı Montessori anaokuluna gönderiyorum, eve ilk gönderdikleri form ev düzenleme  formuydu. Olduğu gibi paylaşayım, çocuğunuzu nasıl algıladığınızı bir de siz sorgulayın 🙂

Çocuğuma uygun tuvalet düzeni nasıl olmalı ?

Çocuklu bir evde muhakkak tabure veya basamak bulunmalı. Bizim evde Ikea’nın yüksek basamağı var ki birçok yere ulaşmalarını sağlamak için yeterli oluyor. Bu basamak ile isterse klozete (evde genelde lazımlık kullanıyoruz) veya lavaboya ulaşabiliyor. Sabun ve havluyu onun ulaşabileceği mesafeye koyuyoruz. Aynı şekilde diş fırçası ve macunu da ona özel olarak yan yana elinin altında bulunuyor.

Çocuğuma uygun mutfak düzeni nasıl olmalı ?

Mutfaktaki alçak dolaplardan birini yavrunuza özel ayarlamak gerekiyor. Bu dolapta onun kendi tabağı, çatalı, kaşığı, bardağı ve servisi olacak. Biz şu anki evimizde bunu yapmadık, aslında biraz uğraşsam ona özel bir dolap ayarlayabilirim ama mevcut eşyalarımı zor sığdırdığım için bunu da taşınma sonrasına bıraktım. Evde sebil kullanmıyorsanız çocuğa kırılmayan sürahilerden de edinmek lazımmış. Kendi ihtiyaçlarına tamamen yetebilmesi için biz küçük bir masa sandalye takımı edindik. Kızım artık yemeklerini kendi masasında yiyor. İlk başta biraz garip gelmişti ama bizle göz hizasında olacak diye sonsuza dek mama sandalyesine oturamazdı ki…

Çocuğuma uygun salon/oturma odası düzeni nasıl olmalı ?

Çocuğa resimlerini veya yaptıklarını asabileceği bir duvar veya pano oluşturmak önemliymiş. Bu kısımda yine kendine ait küçük bir masa – sandalye gerekiyor. Bizim portatif takım mutfak ile oturma odası arasında mekik dokuyor 🙂 Kâh yemek masası, kâh aktivite masası..

Çocuğuma uygun çocuk odası düzeni nasıl olmalı ?

Kendi seçimleri olabilmesi için çocuğun en az 3 yaşında olması gerekiyor, halbuki ben odasını o doğmadan önce düzenlemiştim 🙂 Öyle bir düzenlemişim ki hiçbir şekilde yeni bir eşya, hatta duvara sticker bile konamaz. Ama işte, odasının çocuğun fikri alınarak düzenlenmesi gerekiyormuş. Odadaki yatağın, şifonyerin, askılı dolabın,  kısacası her şeyin onun boyuna ve yalnız kullanımına uygun olması bekleniyor. Bizim evde sadece yatağı ve şifonyeri boyuna uygun. Ne yapalım, kısmet yeni eve 🙂 Orada inşallah hem boyuna uygun kitaplık ve oyuncak dolabı, hem de askılı dolabı olacak. Bu arada formda ilk gördüğümde enteresan gelmişti ama sanırım en basit şekilde zaman kavramını oluşturabilmek için olsa gerek, çocuk odasında bir de kum saati bulundurmalıymışız.

Çocuğuma uygun antre düzeni nasıl olmalı ?

Bizim girişte çocuğa uygun tabure, puf vs koyabilecek alanımız olmadığı için bu kısmı uygulayamadık. Hala ayakkabılarını ben giydiriyorum… (Giyemediğinden değil de ilgi beklentisinden daha çok) Halbuki oturup ayakkabısını giyip çıkarsa sonra da montunu dolaba asabilse iyi olurdu. Neyse ki ayakkabılarını kendi alıp dolaba koymayı öğrendi, severek yapıyor.

Tüm bu düzenlemeleri yaptığımızda çocuk kendi işini kendi yapmaya başlıyor. Masasına servisini, tabağını koyuyor; yatağını kendi topluyor; kıyafetleri asıyor ve aslında kendi ayakları üzerinde durabilmeye başlıyor. Kendi kanatları ile uçacak olması fikri bile heyecan verici  değil mi? Minik kuş büyüyor işte…

Her şey Kremi

2014’ün son zamanları, tazecik bir anneydim. O zamanlar bebeğimi her ay doktor kontrolüne götürüyordum, “aman, bilmediğim bir alan, yanlış yapmayayım“. Kerata doğdu, sarılığını atamadı, her hafta bilirubin kontrolüne gittik. ( Anne sütü sarılığıymış hanımefendi, 2,5 ayda anca rengine kavuştu.) Daha kırkını yeni aştı derken, yanakları atopik dermatit oldu. Biraz zaman geçti, kafası bitmeyen konak oldu. Bitmeyen konak diyorum; zira karbonatlı zeytinyağı sürmekten konak tarağıyla konak kazımaya, konak şampuanı alıp (bariyer kremi gibi Mustela’nın hayal kırıklığı yaratan bir başka  ürünüydü kendisi) kafasında bekletmekten tülbentle ovalamaya kadar çeşit çeşit yöntem denedik.

Neyse, panik bir anne olmamama rağmen sürekli eczanedeydim…

Hamak taktığım için daha çok dikkat çekiyordum galiba, muhabbet ederken eczacı ile kanka olduk. Sonra bana bir krem önerdi  ve ben çok memnun kaldım.la-roche-posay-cicaplast-baume-b5-spf50-40-ml-22828-17-B

Kadın satarken şöyle dedi : “bebeğin pişik olursa, bir yere çarparsa, düşerse, yanarsa, kanarsa, vs bunu sür; iyi gelecek. Bu krem hep çantanda olsun. ” Gerçekten de her işimize yaradı, bu yüzden de ona her şey kremi adını taktık ve çantamızdan eksik etmedik 🙂  Kafasını çarptı, sürdük; elini kesti, sürdük; pişik kremini unuttuk, sürdük… uriage-bariederm-repairing-cica-cream-100ml-22879-17-B

Sonra bizim doktor başka bir hastaneye transfer olunca biz de başka bir eczaneye transfer olduk, kremi yenilemeye gittiğimde içinde hem çinko, hem bakır bulunan başka marka bir krem önerdiler. Şimdi de yeni “her şey kremi”mizi kullanıyoruz. Etki konusunda bir şikayetim yok ama çok küçük bir detay vermem gerekirse; bu kremde eski tip, metal tüp kullanılmış. Hani eskiden diş macunu tüplerinde kullanılan, sıkıp mıncıklarken sağından solundan delinen, kırık yerleri elinizi acıtan cins.. Elinizi falan acıtması mesele değil de bakım çantasında dururken sağı solu krem yapması bence mesele. Bu yüzden plastik tüptekini daha çok tavsiye ederim.

Neden Çinko – Bakır ?

Çinkonun hem koruyucu, hem iyileştirici etkisi olduğu için bu tip kremler çok kullanışlı. Dikkat ederseniz pişik önleyici veya iyileştirici kremlerin içeriğinde de hep  çinko var, hatta kremin ne kadar iyi olduğu içindeki çinko yüzdesine göre değişiyor.  Ayrıca bakır minerali de ciltte yenilemeye yardımcı oluyor(muş).

Yarasız beresiz pişiksiz günler ….

 

Çok Kolay Bebek Yoğurdu Tarifi

İnternetteki tonla kaynaktan, kitaplardan, dergilerden yoğurt yapmayı öğrenebilirsiniz. Hatta yoğurdun mayasına kadar kendiniz yapabilirsiniz. Annenizden geleneksel yöntemi öğrenip yoğurt gurusu da olabilirsiniz. Lakin benim yöntemim, eminim hepsinden daha kolayı, tam tembel anne işi bir yöntem 🙂

Öncelikle ihtiyacımız olan şeyler şunlar :

  1. 1 adet yoğurt yapma makinesi
  2. 1 şişe Sek Yoğurtluk Süt
  3. Küçük bir paket mayalık yoğurt
  4. Birkaç kapaklı cam bardak

Yapılışı : 

Marketten aldığımız yoğurtluk sütü birkaç küçük cam bardağa bölüştürüyoruz. Zaten sterilize edilmiş olduğu için sütü kaynatıp soğutmamıza gerek yok. Her bardağa 1 tatlı kaşığı kadar mayalık yoğurt ekleyip bardakları makineye diziyoruz. Kaşığı bir kez bardak içinde döndürüyoruz sadece, uzun uzadıya karıştırmıyoruz. Aslında mayalama süreci kullandığımız yoğurda bağlı ama aşağı yukarı 6-7 saatte gayet kıvamlı ve tatlı bir yoğurt elde ediyoruz. İşte bu kadar kolay 🙂 9066818633778

Yoğurt Yapma Makinesi

Benim yoğurt yapma makinem Weewell ve içinde 7 adet kapaklı cam bardak ile beraber satılıyor. (Bu bardaklar bir çay bardağı büyüklüğünde, hepsini doldurmak için 1 litre süt yeterli) Ayrıca bir tane de 1litrelik kapaklı plastik kap koymuşlar ama ben plastik sevmediğim için kullanmıyorum. Ürünü basitliği ve pratikliği açısından rahatlıkla tavsiye edebilirim ama yoğurt yapmak için illaki makineye ihtiyacınız olmadığını da belirtmek isterim. Makinenin tek olayı, yoğurtları belli bir süre sabit bir sıcaklıkta tutmak. Aynı işi çok düşük sıcaklıkta fırında da yapabilirsiniz. (Tabi fırındaki en düşük sıcaklık 50 derece ise olmaz, yoğurtlar ekşir)

Sek Yoğurtluk Süt

indirYoğurt kıvamında süt gerçekten fark yaratıyor… Kıvam tutturmada Sek Yoğurtluk Süt gerçekten çok başarılı. Hatta öyle ki Sek Günlük Süt ile dahi bu kıvamda yoğurt olmuyor.  (İnekten sağıldığı gibi size ulaşan bir süt kaynağınız varsa onu kaynatıp taş gibi yoğurtlar yapabilirsiniz tabi. ) Not : Bir arkadaşım “en doğal” yoğurdu yapmak için kendi sütünü kullandığını söyledi lakin anne sütünün formülünden olsa gerek, kıvam tutmuyormuş..

Mayalık Yoğurt

Hmm, bu mevzu karışık ve tartışmaya açık… Kimi anneler nohuttan kendi mayalarını yaparak en doğal yoğurtları yapıyor, kimi anneler marketten “organik” yoğurt alıp kendi organik yoğurtlarını yapıyor, kimi anneler bir kez mayalık alıp sonra hep kendi yoğurtlarından mayalama işlemi yapıyor. Ben temizliğine güvenebileceğim bir markadan pastörize yoğurt alıp mayalamayı tercih ediyorum. Özellikle kendi yoğurdumdan mayalama yapmıyorum çünkü enteresan bir şekilde ikinci yoğurt daha kıvamsız ve ekşi oluyor. (Her seferinde! )

Kapaklı Cam Bardak

Bence bebek yoğurdunda en kritik noktalar : kapak, cam ve küçük bardak 🙂 Kapaklı olması buzdolabında koku almaması açısından, cam olması sağlıklı ve hijyenik olması açısından, küçük olması bebeğe porsiyon ayarlama açısından önemli. Mesela 5 aylığı geçmiş bir bebek rahatlıkla yarım – bir çay bardağı civarında yoğurt tüketebilir. Ayrıca büyük kapta mayalayıp yoğurdu parçalarsanız, kalan yoğurt sulanır.

En kolay yoğurt tarifini de artık bildiğimize göre haydi bakalım, bebekler yoğurtsuz kalmasın 🙂