Yeni Anne İhtiyaç Listesi

Yenidoğanların pek çok şeye ihtiyacı var; bildikleri dünyadan çıkıp nefes almak, emmek, kaka yapmak, yatarak uyumak, giyinmek gibi hiç bilmedikleri eylemleri yapmak zorunda oldukları yeni bir dünyaya doğuyorlar.

Serinin ilk yazısı : Yenidoğan İhtiyaç Listesi – Giyim

Yenidoğanın varlığı, ortada bir adet de tazecik yeni anne olduğuna delalettir.  Yeni anne de bebeğiyle beraber hiç bilmediği bir dünyaya adım atar. Her ne kadar vücudundaki değişiklikler hamilelikte onu doğuma hazırlasa da yeni annelerin kendine has bir ihtiyaç dünyası vardır.

İlk etapta aklıma gelenler :

  1. Bebek bakım bilgisi : İster kitap, ister eş – dost, ister doktor desteği alın ama yeni annenin bazı temel şeyleri bilmesi lazım. Kendimi hatırlıyorum da hamileyken sürekli ebeveynlik kitapları okumuşum ama hiç bakım kitabı okumak aklıma gelmemiş.. Kızımı kucağıma aldığımda bu yeni dünya hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Çevremde yardım etmek için çıldıran bir anneanne ve bir  babaanne vardı ama ben biraz içgüdüsel davrandım. Sonra da bir iki kitap alıp okudum, herkesin dediğini bir kenarda toplayıp sadece kafama yatanları uyguladım.
  2. Göğüs Kremi : Emzirme hemşiresi hamileliğin son 1 ayında başlanması lazım dedi, bir başka emzirme hemşiresi kimi göğüs çatlar, kimi çatlamaz dedi. Ben ilk hamileliğimde krem kullanmayı unuttum, ikincisinde kullandım ama emzirirken yine çatladı…  Göğüs çatlakları emzirme döneminin en rezalet sorunlarından biri. İki emzirme döneminde de maalesef yüzleştim. Birçok krem kullandım, bence Lansinoh kremi en iyisiydi (ve en yağlısı). Prospektüste emzirmeden önce silinmeye gerek olmadığı yazıyor ama yine de benim içime sinmediği için sulu pamukla temizledim.
  3. Emzirme dostu kıyafetler : Bebeğin acıkma durumunda göğsü ne kadar ulaşılabilir moda getirirseniz o kadar iyi. Bele kadar düğmeli, çıtçıtlı, fermuarlı kıyafetler edinirseniz çok rahat edersiniz. Hiçbir yerinizi açıp üşütmeden, çocuğu da gaz sancılarına gark etmeden miss gibi emzirirsiniz.
  4. Emzirme atleti : Özellikle normal doğumdan hemen sonra, vücut bebeği dışarı attığının farkında olduğu için hemen onu beslemenin derdine düşüyor ve göğüsler dolmaya başlıyor. Bu konuda emzirme atletleri çok ideal. Hem emzirirken beliniz üşümüyor (emzirirken efelik yapmak yok; en ufak bir dikkatsizlik veya boşverme, yavruda gaz sancısı olarak tezahür ediyor) , hem de içi destekli olanlardan alırsanız ekstra sutyen kullanmanıza gerek kalmıyor. Emzirme sutyeni de kullanabilirsiniz  ama bu bel üşümesi – gaz sancısı arasındaki ilişki beni sutyenden soğuttu. Yazın göbeğinde bile atlet giydim…
  5. Emzirme Örtüsü : İşte bir özgürlük aracı! Özellikle kızımda o kadar çok kullandım ki… Kendimi hiç kasmadan gezdim, onun canı çekince de oturduğum yerde emzirdim. İki adet almıştım; biri baskılı, biri düz kumaştı. Baskılı olanın kumaşı daha kalın olduğu için bebeği ekstra terletti. O yüzden düz renk ve ince olanları tavsiye ederim. Hatta evde kendiniz de dikebilirsiniz.
  6. Emzirme yastığı : Lazım mı değil mi tam emin değilim. Sonuçta dışarıda kullanamıyorsunuz, evdeki herhangi bir yastık da işinizi görür aslında. Yalnız bu C şeklindeki yastıkların bir avantajı belinize dolandığı için yastığın düşme şansı yok, diğer avantajı da bebek 5-6 aylık olup oturma zamanı geldiğinde ortasına bebeği oturtup desteklemiş oluyorsunuz.
  7. Sallanan koltuk : Çok özensem de yer darlığından eve alamamıştım. Alacak olanlara, bebek kucağınızdayken rahat rahat hareket edebilmeniz için kolsuz veya alçak kollu olanları tavsiye ederim. Ama bebek kucaktayken uyuyakalmak yok, Allah korusun… Hamişler yok daha neler diyor olabilir ama yorgunluktan o kadar olası bir şey ki… Sırf uyuyakalırsam, bebek düşerse diye 2 çocuğumu da gece yatarak emzirmeye alıştırmıştım.
  8. Göğüs Pedi : Bazı göğüsler, göğüs ucu yapısı gereği süt taşırabiliyor. Çok aşırı taşmalar için Avent göğüs kalkanını öneririm. Sütü taşmayanlar üzülmesin, yapı kaynaklı. Bazen de akşam yediğiniz bir şeyler ekstra süt yapımına sebep oluyor ve gece boyunca süt sızıyor. Bu anlamda göğüs pedi iyi bir yardımcı.
  9. Göğüs Pompası : İster manuel, ister elektrikli; emzirirken bir pompa edinilmesi şart. Özellikle çalışan anneyseniz.. Hoş, evde oturan anneyseniz de lazım. Zira pompa, özgürlüktür. Sütünüzü sağıp bebeğinizi güvenilir birine emanet edersiniz; siz de biraz nefes alırsınız.
  10. Süt Saklama Torbası : Ben hiç kullanmadım, taze taze sağıp sağdığım biberonla besledim. Lakin belki çok süt üreten bir annesinizdir, bol bol sağıp dipfrize atmak istersiniz, lazım olabilir.

Listeye şöyle bir baktım da yeni annelik tamamen emzirme üzerine kurulu gibi gözükmüş. Hmm, daha önceki yazımda belirttiğim gibi ( bkz : Yenidoğan İhtiyaç Listesi  ) ruhen ve fiziken sağlıklı olmak en önemli ihtiyaç. Ben sadece satın alınabilir olan ihtiyaçları sıraladım, kalanı sizde.

Yenidoğan İhtiyaç Listesi

Bloga yazdığım ilk yazılardan biri yenidoğanlar için ihtiyaç listesiydi. Hatta önce giyimden başlamıştım, sonra da ev, uyku, banyo, beslenme vs devam edecektim ama araya başka şeyler girdi, unuttum. ( Bu seriye devam edeceğim ama, kesin :))

Geçen gün aklıma geldi, aslında bir yenidoğanın en büyük ihtiyacı sağlıklı bir anne. Bir yenidoğanı aylarca kalbinin sesiyle rahatladığı annesinin göğsünde olmaktan başka ne rahatlatabilir ki ? Emmese de orada kalsın, o tanıdık sesi duysun; onu seven, isteyen, koruyan, besleyen ve ona bakan bir annesi olsun, yeter… Bazen çok acı hikayeler duyabiliyoruz… Bu hikayelerin bir kısmında anne kendi sağlığıyla boğuşurken bebeğiyle ilgilenemiyor, bir kısmında bebek kendi sağlığıyla boğuşurken annesine kavuşamıyor, bir kısmında da her şey normalken annenin psikolojisi normal olmuyor…

Hamileyken en büyük korkum, lohusa depresyonuydu. Depresife yakın bir kişiliğim olduğu için, lohusa depresyonu da benim için gayet yakalanılası bir rahatsızlıktı. Kocaman karnıma bakıp içinden çıkacak yavruyu koşulsuz seveceğime inanıyor ama bir yandan da ” kendimden ummadığım bir ruh haline girip onu kabullenemezsem” diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki endişelerim yersiz çıktı ve sanki anne olmak için doğmuşum gibi kapıp kavradım yavrumu. Hatta biraz kıskançlık, aşırı sahiplenme gibi başka bozukluklar çıktı 🙂

Sağlıklı bir anne nedir, ne yapar derseniz; bana göre bu annenin kendi çabasıyla değil, çevresiyle beraber oluşturabileceği bir kavramdır.

  • Öncelikle yeni anneye dinlenmesi için ortam yaratılmalıdır.
  • Onun ihtiyaçlarına ve isteklerine anlayış gösterilmeli, ondan hizmet beklenmemelidir.
  • Yeni annenin davranışları, oturması, kalkması, yatması, emzirmesi vs eleştirilmemelidir. Onun canını sıkacak en ufak söz edilmemelidir, sütü hemen etkilenir.
  • Yeni baba, yavrusunun farkında olmalı ve olaya bir şekilde dahil olmak için küçük işlerde yardımcı olmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmak, bebeği uyutmaya çalışmak, banyosuna yardımcı olmak gibi
  • Bebek ile anne ayrı tutulmamalıdır. Bebek sahiplenilip anne dışlanmamalıdır. Genelde babaanneler bebeği sahiplenir nedense, soyadı dolayısıyla olsa gerek.  Bunu nedense iyilik gibi yaparlar : “Biz bebeğe bakalım, sen uyu” Kötü niyetlisi de “bebeğe ben bakarım, sen misafirleri ağırla veya evi temizle veya yemek yap” vs Tamam da, anne-bebek bağlanması ne olacak ?  Bizde de babaannemiz benden önce koşturuyordu kızıma, iyi niyetinden hiçbir şüphem yok ama yine de lohusa halimde çok dokunmuştu bana…
  • Toplumdaki yaygın inanışlardan biri, bebeğin sıkça kucaklanmasının onu şımartacağı ve uzun vadede anneye rahatsızlık vereceğidir. İtiraf etmem gerekirse ben de öyle düşünüyordum ama bebek sahibi olmadan konuşmak kolay tabi…. Senin canın ciğerin orada ciyaklarken kolaysa istifini bozmadan yerinde otur öyle! Mümkün değil… Anne mümkün olduğunca bebeğini kucaklamalı, onunla konuşmalı ve ona güven vermelidir. Mutlu bebek, mutlu annedir…
  •  Maalesef doğum olduğunda evde ziyaret etmek gibi abuk subuk adetlerimiz var… Ziyaret ile beraber misafirin bebeği kucaklaması, anneyi öpmesi hatta bebeği öpmesi gibi hiç hiç hiç tasvip etmediğim adetler de cabası… Sağlıklı bir anne için, bu tip mikrobik faaliyetlerin odanın dışında tutulması şart. Hem annenin, hem bebeğin en hassas dönemi çünkü…
  • Anne standart ev işlerinden muaf tutulmalıdır. Maddi imkanlar yeterliyse dışarıdan destek alınmalıdır. Yürüyen ev düzeninin bozulması dolaylı olarak anne psikolojisini etkileyen bir şey, zira eşler bu konuda anlayışsız davranabilir. Nedense erkekler doğum olayını idrak etmekte çok zorlanıyorlar. Bebeği sadece geceleri ciyaklayan ve uyumalarına engel olan bir yaratık gibi görüyorlar… Keşke hamilelik süresince babalarda da anneye benzer hormonlar salgılansaydı! 🙂
  • Annenin bebeği doğru besleyebilmesi için kendisinin de doğru beslenmesi şart. Eğer şartlar müsaitse aile kadınları bu konuda destek olabilir. Hatta bir süre için ev yemekleri yapan temiz bir yemek firması ile anlaşma yapılabilir.
  • Anne mümkün olduğunca pohpohlanmalı, hiçbir şekilde moralini bozmasına izin verilmemelidir. Yeni annelerdeki en büyük moral bozma sebebi doğum sonrası kilolardır. Birçok hamile, doğumdan sonra birden hemen eski hallerine kavuşacakları yanılgısına düşerler. Doğumdan sonra sanki hiç doğurmamış gibi bir göbekle eve döndüklerinde ise bu bir depresyon sebebidir… Halbuki vücuttaki ödem 7-10 gün içinde atılır ve kısmen toparlanma başlar. Bünyeden bünyeye değişse de ilk 6 ay zayıflamak adına pek de bir şey beklememek lazım. Bu konuda en önemli görev babaya düşüyor. Eğer ki baba, anneye güzel olduğunu hissettirmeyi başarabilirse, anne bu konuda endişelenmekten vazgeçebilir. (Kimi kadınlarda ise vücut güzelliği anneliğin kutsallığından daha önemlidir. Anne olduk diye kendimizi salalım demiyorum ama en azından önceliğimiz, bebeğimiz olsun diyorum. )

İlk etapta aklıma gelen ipuçları bunlar. Sanırım tüm bunlar yerine getirilebilse yeni anne, sadece sağlıklı değil; muhteşem olur…

Tüm lohusalara sağlam ve tertemiz bir ruh sağlığı diliyorum. Umarım tüm hamişler sağlıklı sıhhatli bebeklerine; tüm bebişler de kendilerini sevgiyle saracak biricik annelerine kavuşur.

 

Şubat İndirimleri!

İnternet alışverişi yayılmaya başladığından beri bu teknolojiyi kullananlar arasındayım. İlk başta havale yöntemiyle ödeme yapıyordum, sonra sanal kart kullanmaya başladım. Anne olana kadar kozmetikten ayakkabıya giyimden elektroniğe her şeyi internet üzerinden satın alırdım, yurt içi – yurt dışı fark etmez, konuya baya hakim olduğumu düşünürdüm. Gel gör ki anne olduktan sonra o zamana dek hiç fark etmediğim bir sektörü keşfettim, yeni sitelerden alışveriş yapmaya başladım.

Kızıma hamile olduğum sırada şubat indirimleri var mıydı, yoksa benim ilgimin dışında mıydı hatırlayamıyorum ama ufaklığın ilk şubatında meşhur şubat indirimlerini yakaladım. Özellikle şu an hamile olanlar veya bebeğinin büyük araç gereç satın alımını erteleyenler için %28-30 arası indirimlerden faydalanma zamanı!

İndirimleri kaçırmamak için;

  1. Birçok bebek sitesi şubat ayı boyunca her gün farklı ürün gruplarına indirim uyguluyor. İlk olarak sevdiğiniz, güvendiğiniz, alışveriş yapmak istediğiniz birkaç sitenin şubat takvimine göz gezdirebilirsiniz.
  2. Kimi siteler %28, kimi %30 indirim uygular. Özellikle oto koltuğu, beşik, park yatak, bebek arabası, akülü araba, vb pahalı ürünlerde %2 fark yaratabiliyor.
  3. Hem mağaza, hem internet sitesi şeklinde çalışan firmalarda mağazadan da indirimleri yakalayabiliyorsunuz. Ama ben internet sitelerini kullanmanızı tavsiye ederim, çünkü siz sabah 10’da mağazaya koşana kadar insanlar gece 12’den itibaren kaynakları tüketmeye başlıyorlar.
  4. Rakip siteler genellikle birbirlerini kollayarak ürün fiyatlarını indiriyorlar. Bir gün bir sitede kaçırdığınız bir ürünü ertesi gün başka bir sitede yakalayabilirsiniz. Telaşa mahal yok yani 🙂

Günün sonunda rekabet iyidir, piyasayı canlandırır. Şubat indirimlerinin Çılgın/Kara Cuma, ayın ilk/son günü, vb başka pazarlama oyunlarıyla çoğalmasını diliyorum. Alışveriş manyağı değilim ama sürekli büyüyen ve ihtiyaçları ayrı ayrı şekillenen 2 çocuk annesiyim; indirimler şart 🙂

Herkese iyi alışverişler!

Doğum Fotoğrafçılığı

Belki klişe bir cümle olacak ama, evet, doğum mucizevi bir şey...

Kanlı, acılı, sancılı, korkutucu gözükebilir… Ama tüm bu sürecin sonunda tanışmak için can attığın yavruna kavuşuyorsun… Onun o minicikliğine, ürkekliğine, saflığına, muhtaçlığına, sana bağlılığına kavuşuyorsun. Evet, onun dünyasında herkesten daha farklı kokuyorsun, herkesten farklı bir rahatlatıcılığın var, onun için herkesten daha mühimsin… Anne… Annesin sen…

Son dönem bu büyülü yolculuğun başlangıcını fotoğraflarla ölümsüzleştirmek trend oldu. Bir kadının hayatındaki en yoğun duygulu dönemlerinden birini; belki çığlık çığlığa bağırırken, belki sancıdan bayılmak üzereyken, belki bebeğini yenice kucağına almışken tekrar tekrar bakılır, hatırlanılır hale getirmek işin sanatı. Bu işi çok iyi yapan, anı çok iyi yakalayan, çok iyi gözler var ve gerçekten iyi olan resimler beni hep ağlatır…

Bir yanım doğum yapan kadınla empati kurup o an yaşadığı acıyı, doğumdan sonraki yorgunluğu, kucağındaki bebeğin tenini, kokusunu hissetmeye çalışır; bir yanım kendi doğum anılarımın sadece belleğimde hapsolmasından hayıflanır, üzülür… O perişan, şaşkın ama mutlu ve yorgun halimi  ara sıra görsem fena mı olurdu sanki ?

Kızımı apar topar doğurunca fotoğrafçıyı düşünecek kafa kalmamıştı. Oğlumda ise ilkinden daha farklı bir şeyler yaparsam yarın öbür gün kızım üzülür, kendini yeterince özel değilmiş gibi hisseder diye düşünüp bilerek ayarlamamıştım.  Şimdi de başka doğum fotoğraflarına bakıp duygulanıyorum, ağlıyorum 🙂

Hamileyseniz fikir vermesi açısından şunlara bakmanızı tavsiye ederim : Doğum Fotoğrafçılığı Yarışmasından Annelerin Gücünü Kanıtlayan 34 Fotoğraf

Dikkat ettiniz mi ? Bu fotoğraflarda yeni manikür / pedikür yapılmış French ojeli tırnaklar, fön çekilmiş saçlar, makyajlı suratlar YOK. Doğumun doğallığına aykırı hiçbir şey yok; sadece duygular, anne ve bebek var… Bakımlı gözükelim, tamam; vücudumuza, kılık kıyafetimize dikkat edelim, tamam; kendimizi salmayalım, tamam; daha renkli ve sağlıklı görünelim, hepsine tamam ama birkaç dakika önceye kadar senin içinde olup kimyasal her şeyden koruduğun, 9 ay boyunca yediğin içtiğinden, kullandığın takviyeye kadar her şeyine dikkat ettiğin bebeğini boyalı tırnaklarınla kucaklayıp onun tazecik tenini kendi pudralı yüzüne sürmek, senden başka her şeye yabancı bebeğinin kullandığın parfümü anne kokusu zannetmesine izin vermek istediğine emin misin?

Nedense bizim ülkemizde yeni annelerin “resimlerde güzel çıkmalıyım” gibi bir kaygısı var. (Belki sadece bizim ülkemizde değildir ama o “güzel resimler” sosyal medyada paylaşılacak, takipçiler güzel yorumlar bırakacak.  Sanal Anneler )

Bu işin bir de klişesi var :

  • Anne düzgün bir eyeliner ile cat mom olacak, üstten yapılacak çekim ile bebeğine bakışı resmedilecek.
  • Doğumda baba da olacak, anne bebeğini kucakladığında parmağındaki tek taş / alyans gözüküyor olacak.
  • “Doğal makyaj” denilen şey yapılacak. Yani ciltte sivilce gibi sıkıntılı bir durum varsa kapatılacak ve şeftali tonlarında allık ve ruj kullanılacak. Anne “fresh” gözükecek.
  • Saçlar kesinlikle toplanamaz, taratma şeklinde fönlenecek. (Enteresan bir şekilde annenin dip boyası falan gelmemiş olacak)

Nasıl bir fotoğraf kurgusu istediğinize siz karar verin, ben olsaydım tamamen doğal olanı seçerdim. Çünkü bebeğimin bunu hak ettiğini düşünüyorum.

Hamilelik Kafası

Hamilelik çok farklı bir kafa, çok farklı bir ruh durumu hali… Birden dünyadaki her şey, doğacak minik yavruya karşı tehdit oluşturan tukaka; hatta dünyanın kendisi de tehlikelerle dolu, vahşi… Halbuki bebek şimdi içeride mutlu, huzurlu ve hepsinden önemlisi güvenli… Herkeste aynı olmayabilir ama eminim ki her kadın hamileliği boyunca bir tür manyaklığa saplanıp kalmıştır :

İyi anne olabilecek miyim ?

Kocam iyi baba olabilecek mi?

Çocuğumuz ya hayırsız, iğrenç bir çocuk olursa ?

Ya doğumda bir sıkıntı yaşarsam ?

Ya ultrasonda gözükmemiş bir sorun çıkarsa ?

Ya ben doğumda kalırsam ?

İlk hamileliğimde doğumda ölmeye takmıştım…

Allahım, ben doğumda ölürsem bebeğime kim bakacak ?

Ama ben anne olmayı çok istiyorum, lütfen anne olabileyim.

Ben olamazsam ona en iyi anneliği benim annem yapar, çocuğu anneanneye versinler.

Bununla ilgili vasiyet bırakılabiliyor mu acaba ? 

Peki, 55 yaşındaki kadına minicik bir bebek bırakmak bencillik olmaz mı ?

Ama benim bebeğim iyi bir anneye layık, kocam tekrar evlense bile yeni kadın ona iyi davranmaz ki … Sonuçta eski kadının yavrusu… Ezerler çocuğumu…

Allahım lütfen ölmeyeyim, çocuğum annesiz büyümesin…    

Doğum sonrasında çok şükür yıkılmadım, ayaktayım 🙂

İkinci hamileliğimde çocuğuma bir şey olacak diye ödüm kopmuştu… 

Vücudumuz mucizevi lakin mükemmel değiliz. Peş peşe iki gebelik demek, düşük ve erken doğum riski demek.

Zaten bütün hamilelik boyunca o kadar ağrım vardı ki; hep minnacık doğup kuvözde kalacağından, daha da kötüsü savaşını kazanamayacağından korktum.

Allahım, lütfen ona bir şey olmasın… Böyle bir travma yaşamayalım, kimse yaşamasın. 

Çok ağrım var, düşüyor mu acaba ? 

Çok ağrım var, bu doğum ağrısı olabilir mi ? Ama daha 25 haftalık… Ya doğarsa ? ? 

Ya içeride ölürse ve ben fark edemezsem ? 

Lütfen bebeğim sağ salim, en azından 36 haftadan sonra doğsun… 

Lütfen sağlıklı sıhhatli olsun, lütfen lütfen lütfen… 

Derken 37 haftanın sonuna kadar dayandı çocuk 🙂

Neyse ki tüm bu endişeler hayatımda yerini almadan silinip gitti, şimdi ise o dönem  yazdığım yazıları okuyup kendimi anlamaya çalışıyorum. Lakin bedende o hormon yoğunluğu, göbekte de yavru olmadan anlaşılmıyor azizim.

Bu bağlamda duyarsız kocalara pek kızmamak lazım belki… (Gerçi elde değil) Klişe olacak ama empati şart! Yanınızdaki hamişi anlayabilme ihtimaliniz sıfıra yakın olsa da biraz sakinleştirici etkisi yapabilirsiniz. Bazen konuşmanıza bile gerek kalmaz, sadece elini tutun. O bıdırdanırken siz sakinliğinizi koruyun, dinleyin ve anlamaya çalışın. Hepsi bu…

Hamişlik geçiyor ama unutulmuyor, sanırım çiftler birbirini böyle zor zamanlarda daha iyi tanıyorlar, dostlukları sınanıyor. Benim en iyi dostum annemmiş mesela.. 🙂

 

 

 

 

Hamişlik Anılarımdan

Bir sabah uyandım, “bugün kendimi çok hamile hissediyorum” dedim. Hemen başucumdaki komodinden bir test çıkardım, evlendiğimden beri hazırda birkaç adet tutardım. Gecikmem yoktu, sadece bir his; sabah sabah, uyandığım gibi… Sonra testin sonucunu beklemeye koyuldum, hep şöyle düşünürdüm : “test pozitif çıksa bile kimseye söylemeden kan testi yaptırırım. Kan testinden de pozitif çıkarsa, doktora gidip keseye baktırırım. (İyi ki abartıp “kalp sesini duyduktan sonra söylerim” diye hayal kurmamışım.) Her şey yolundaysa; sırayla eşime, anneme, babama, kardeşime, bir iki arkadaşıma söylerim. Sonuçta testler yanıltıcı olabilir, kimseyi, en başta da kendimi  boşuna heveslendirmenin anlamı yok”

Heyecanla, sabırla, belki biraz da gergin; bekledim, bekledim… İkinci çizgi pembe olur gibiydi ama belli de değildi, gittim bir su içip geldim. Sanki testin başından ayrılırsam daha yavaş çalışırmış gibi geldi. “Üzerini örtsem sürpriz mi olsa ki” dedim. Odaya geçip yatağın etrafında bir iki tur yürüdüm. Sonra “yeter” dedim, “nasıl olsa pozitif de olsa daha hastaneye gideceğim…”

İkinci pembe çizgi çıkmıştı! Daha önce heyecanla, sabırla, belki biraz da gergin beklediğim onca testten sonra hayatımda ilk kez sadece C (kontrol) çizgisini değil, T (test) çizgisini de pembe görüyordum. Midem bir garip oldu, zaten sabahtı. İlk işim, ilk çişimle test yapmak olmuştu. Biraz gülümser gibi oldum ama yamuk bir gülümseme. Hem bağırıp çağırmak istiyorum, hem ağlamak istiyorum, Allahım ne garip bir histir! Annem mi, eşim mi, annem mi, eşim mi derken… Çocuğu beraber yapmamız dolayısıyla önce eşimi aradım, (hani hastaneye gidiyordum ? ) arabadaymış, “çek kenara, sana bir şey söyleyeceğim” dedim. “Hayırdır?” dedi, “hamileyim” dedim. “hadi oradan, o nereden çıktı ya? ” gibi abuk subuk bir tepki verdi. “Test yaptım” dedim, “ya sen inanma o teste, hastaneye git” dedi. Dakika 1, gol 1…

Annemi aradım tabi, hala midem bir garip. “Ben hamileymişim” dedim. “Yaa, çok sevindim. Biz de bekliyorduk zaten, çok şükür” ile başladı, biraz ciyaklaştık, sonra “Allah sağlıklı sıhhatli doğum nasip etsin, hayırlı evlat versin. Amin” diye bitirdik. Telefonu kapatmadan “sence ne?” dedi, “o bir kız” dedim.

Güya kimseyi heveslendirmeyecektim ama o iş öyle olmuyormuş tabi. Sonra babamı, sonra kardeşimi derken sonunda hastaneye geldim, kan verdim. O birkaç saat geçmek bilmedi, “ya yanılıyorsam ? ya hamile değilsem ? ya vücut şakacıktan hamileymiş gibi davranıyorsa ? Sonuçta yalancı gebelik diye bir şey var.. Allahım, ya dış gebelikse? Öyleyse hemen sonlandırmak lazım. Yaaa, ilk gebeliğimi sonlandıracaklar mı yani ? Allahım inşallah değildir” İç ses susmak bilmedi, türlü felaket senaryolarından sonra hamileymişim kısmı doğrulandı da; dış gebelik, yalancı gebelik, üzüm gebelik, vırtzırt gebelik kısmı doktora gidene kadar devam etti, işte o noktada düşündüğüm ketumluğa geri döndüm. Doktordan gelene kadar kimseye bir şey söylememeyi başardım, insan nedense içinde tuttuğu bu haberi dışarıya bildirmek istiyor. Dedim ya, garip bir psikoloji… Doktordan çıktığımda sonunda huzura erdiğim andı, eşim şimdiden işin stresine girse de hamileliğin keyfini kimsenin bozmasına izin veremezdim. (Lakin zaman zaman bozmayı başardı)

Hamileyken keyfimi pek bozmadım ama bebeğimi ilk kez kucağıma aldığımda gözyaşlarımı tutamam, ağlaya ağlaya helak olurum sanırdım. Oysa 3400gramlık, 51cm boyundaki o minicik kızı kucağıma verdiklerinde hayatı boyunca ona bakarken hiç ağlamamam gerektiğini, onun için dimdik ayakta olmam gerektiğini, her zaman güvenebileceği, konuşabileceği, yaslanabileceği, sarılabileceği, hem güçlü, hem bilgili, hem şefkatli bir anne modeli olmam gerektiğini düşündüm. Tam da benim annem gibi bir anne olmayı istedim ona, ben bu işi becerebilirsem o da benim gibi şanslı olur diye düşündüm… (Canım anneme de selamlar olsun… )

Hamilelik benim için her zaman bir mucizenin gerçekleşmesini ifade etmiştir, o yüzden beşinci çocuğuma da hamile kalsam aynı heyecanı duyacağıma ve keyif alacağıma inanıyorum. Bu dönem o kadar özel ki, bir kadının hayatında en fazla birkaç kez yaşayabileceği, her seferinde onu tamamen değiştiren, farklılaştıran, mevcut kimliğini silip yerine başka bir kadın çizen bir dönem… Öyle ki insanın altıncı hissi bile bir garip çalışıyor. Yine bir sabah, kalktığım gibi “ben galiba hamileyim” hissi oluştu bende. Tıpkı ilk seferinde olduğu gibi, aynı prosedürlerden geçerek testi tamamladığımda kucağımda 13 aylık bir bebeğim vardı, itiraf etmem gerekirse bu seferki mide ağrım daha güçlüydü ve ilk olarak annemi aradım..

“Ben hamileymişim” dedim. “Sürprizzz, çok sevindim. Sen nasılsın?” dedi. “Anne becerebilir miyim sence? Benim kızım daha çok küçük” dedim, “ilk kez senin başına gelmiyor, ikiz anneleri ne yapsın? Sen halledersin. Allah sağlıklı sıhhatli doğum nasip etsin, hayırlı evlat versin. Amin” dedi, biraz ciyaklaştık, sonra bitirmeden “sence ne?” dedi, “o bir erkek” dedim.

Sonra sakinleştim… İçimde bir mucize vardı. Çok şükür..

Hamileyken ilk mottom şu olmuştur : “Ben sana iyi davranacağım, seni sıkmayacağım; sen de beni sıkmayacaksın ve seninle çok iyi anlaşacağız” Daha karnım bile belli değilken hemen kot pantolonlarımı bir kenara attım, taytlar aldım. Bol kazaklar, bol elbiseler; hemen üçüncü aydan itibaren hamile külotları, ayağımda dünyanın en rahat ayakkabıları.. Saçlarımı doğuma doğru bir kez boyattım; doğumdan sonra gelemem diye… Minimum makyaj, minimum kimyasal..  Sonuç : bebeğinizle anlaşma yoluna gidin 🙂 Ben içerideyken ikisini de fiziksel ve psikolojik olarak sıkmadım, onlar da beni çok sıkmadı. Ortalama üç – üç buçuk saatlik sancıdan sonra normal bir şekilde dünyaya geliverdiler. Kızımı ilk kez kucağıma aldığımda tenindeki o kadife hissini, suratıma bakışını, dikkatli dikkatli etrafa göz gezdirmesini unutamıyorum. Keşke o telaş arasında hastanedeki doğum fotoğrafçısını bari ayarlamayı hatırlayıp o anlara tekrar tekrar geri dönebilseydim. İkinci doğumumda, haksızlık olmasın diye bilerek ayarlamadım.

Hamileyken ikinci mottom : “Doğum ve bebek bakımı için ne kadar olumlu düşünürsem, o kadar az sorunla karşılaşırım.”  Nitekim öyle oldu. Doğumla ilgili istemli ya da istemsiz gözümü korkutmaya çalışan herkese kulağımı tıkayıp kendimi çok rahat doğum yapacağıma inandırdım ve uyku problemi haricinde çok zorlayıcı bir sorunumuz olmadı.

Hamileyken üçüncü mottom : “Hamileliği bir takıntı haline getirdikçe, kendimi sürekli bir şeylerden sakındıkça çekim yasası işleyip sorunları bana doğru çekecek. O yüzden dikkatli ama hareketli olmalıyım, gezip tozmalıyım, işe gitmeliyim, tatile çıkmalıyım. Hasta değilim, hamileyim!”  ( Bu konuda sorunsuz hamilelikler geçirdiğim için şanslıyım tabi ki, bebeğini kaybetmemek için sürekli yatmak, her gün iğne olmak zorunda kalan birkaç anne tanıyorum. Benim derdim sorunlu gebelik geçirdiği için değil de, kendini ve durumunu olduğundan daha özel göstermeye çalıştığı için hastaymış gibi davranan, fazla nazlı kadınlarla. Kaprisli insanları hiç sevmem.)  İki hamileliğimde de doğuma 1-2 hafta kalana dek işe gittim, araba kullandım, tatile çıktım, denize girdim, dinlenmem gerektiğinde dinlendim, ayakta kalmamaya ve çok uzun süre yürümemeye dikkat ettim ama her işimi de kendim yaptım. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım 🙂

Bu 3 motto ile 2 hamilelik geçirdim, bence işe yarıyorlar. Hamişlere tavsiye ederim.

Not : Ne kadar çok “hamile” dedim, değil mi? Çekim yasasından şu ara çekinmeye başlasam iyi olacak galiba, zira oğlum da 13 ayını geçti 🙂

 

 

Puset Seçimi

2,5 senede 6 adet bebek arabası almış bir insan olarak en rahat bu konuda bilmişlik yapabilirim herhalde 🙂

Öncelikle anlaşalım, ideal bir bebek arabası yok!

Bebek arabası; size, cüssenize, arabanız varsa onun bagaj büyüklüğüne, maddi durumunuza, bebeğinizin cinsine, nerelerde gezdiğinize vb pek de akla gelmeyen sebeplere göre değişkenlik gösteren, tamamen kişiye özel bir tercih meselesidir.

İlk pusetimizi kızıma hamileyken almıştık. Yanlış… Bu işin doğrusu şu aslında : bebek sahibi olmaya karar verdikten sonra biraz araştırıp biraz gezip beğenebileceğiniz, kaldırabileceğiniz, rahatlıkla katlayabileceğiniz, arabanıza sığan ve size bagaj sorunu yaratmayan bir model seçmelisiniz. Alma işlemini bebek doğduktan sonra da yaparsınız, o sorun değil. Ben hamileyken seçtiğim için puseti kaldırmaya, katlamaya, vs teşebbüs bile etmedim. Haliyle satış elemanının lafıyla, internette okuduğum yorumlarla cillop gibi bir Stokke Xplory pusetimiz ve Besafe İzigo ana kucağımız oldu.   O dönem piyasadaki en havalı pusetlerden biriydi, benim de  “benim çocuğum en iyi markalara, en pahalı ürünlere layık”  gibi yeni anne egolarım varmış herhalde. Bir süre geçtikten sonra en pahalı şeylerin en kullanışlı şeyler olmadığını fark ettim ve kendi hayatımda ne kadar mantıklı düşünebiliyorsam, bebeklerim için ürün seçerken de daha mantıklı davranmaya başladım. Nedense ilk dönem olmuyor bu, illa bir iki tokat yemek gerekiyor 🙂

besafeBesafe İzigo Ana kucağı

Artıları:

  1. Kaliteli malzemeden yapılmış sağlam bir ana kucağı. Minicik bebeğinizi içine koyduğunuzda “ya bir şey olursa” korkusunu yaşamıyorsunuz.
  2. Bebeğinizin doğumdan itibaren doğru şekilde yatabilmesi için iki ayrı bel – sırt desteği var. Bebek büyüdükçe destekleri çıkarıyorsunuz.
  3. Sadece Stokke ile değil; Mima Xari, Easywalker, Maxi Cosi gibi farklı marka pusetlerle kullanılabilir.
  4. Çok sevimli bir güneşliği var, kapatınca salyangoza benziyor. Birçok markanın uyduruk, dümdüz güneşliğinden çok daha güzel gözüküyor.
  5. Arabaya emniyet kemeri ile sabitleyip bebek oto koltuğu olarak kullanabilirsiniz. (Birçok marka – modelde kemer yeri var. ) İpucu: Araba kullanan bir anneyseniz, arabada başka bir yetişkin olmadığı zamanlarda sağ ön koltuğun airbag özelliğini kapatarak ana kucağını ön koltuğa kemerle sabitleyebilirsiniz. Tabi yola ters olacak şekilde.. Böylece bebeğiniz sizi görebildiği için araba gezintileriniz daha keyifli hale gelecektir, ayrıca siz de acil bir durumda (kusma, bir şey yutma gibi) hemen görüp müdahale edebilirsiniz.
  6. Dilerseniz bazasını alıp arabanıza sabitleyerek her arabaya bindiğinizde emniyet kemeriyle uğraşmaktan kurtulabilirsiniz. Ayrıca aynı bazaya IziSleep modeli de uyumlu.

BeSafe_iZi_Go_Modular_i-Size_Review_Canopy.jpg

Eksileri :

  1. Standart her ana kucağı gibi o da bebeği terletiyor ama bu biraz da bebekten bebeğe değişen bir şey sanırım. Benim çocuklarım çok çok çok çok fazla terleyen çocuklar.
  2. Biraz ağır, yanınızda bunu taşıyacak cengaver bir eş şart yoksa lohusa halinizle bir de bel sorunları çekersiniz.

Stokke Xplory V4 Puset

stokke

İşte bu benim alırken aşık olduğum araba 🙂

İnsanın gerçekten hamileyken duyguları karman çorman oluyor. Öyle ki bu araba ile ilgili neredeyse hiç kötü yorum okuduğumu hatırlamıyorum. Kesinlikle mükemmel tercih yaptığımı düşünüyordum. Çok şıktı, çok değişikti, çok kaliteliydi. Ayrıca  summer kit, winter kit, special kit, vs çeşit çeşit kılıfla araba güncelleniyordu.

Fakat…

  1. Araba o kadar ağır, o kadar büyük ki birçok kez araba kullanmak yerine hamak takıp kucağımda taşıdım çocuğu.
  2. Tüm bagajım pusetle doldu, başka hiçbir şeye yer kalmadı. ( O dönem hatchback bir arabam vardı)

Bu iki baya önemli sorun haricinde Xplory sürüşü çok rahat ve iyi bir araba. Bir arabanın anneye güven vermesi, bebeğin içinde güvenli bir şekilde oturuyor, yatıyor ya da uyuyor olması gerçekten çok önemli. Bu bizim ilk arabamız olduğu için biz bu önemli detayları sonraki deneyimlerimizden öğrendik.

Artıları :

  1. Araba yerden yüksek olduğu için bebeğiniz size yakın duruyor ve siz de beliniz kopmadan onunla ilgilenebiliyorsunuz. (Arabanın mottosu “En yüksek bağ oluşturan bebek arabası” evet bir yere kadar doğru. Öte yandan bu arabaların böyle yüksek olmasının sebebi Kuzey Avrupa’daki kar yüksekliği. Birçok Avrupalı anne, Türk annelerinin taşıdığı evhamları taşımadan bebeğini karda, kışta, güneşte, rüzgarda, yağmurda gezdirmeyi ve bebeğe her gün temiz hava aldırmayı gerekli görüyor. Bence de fazla evhamla çocuklarımızın gelişimini engellemekten başka bir şey yapmıyoruz zaten.)
  2. Arabanın tutma yeri, uzunluğu, bebeğin oturma yeri, oturma şekli ve oturma yönü kişiye göre ayarlanıyor. Boyunuz ister bir elli olsun, ister iki metre; rahatlıkla kullanabilirsiniz. Bebeğiniz ister size dönük gezsin, ister dışarıya dönük. İster tamamen yatsın, ister dimdik otursun. Her şey ayarlanabiliyor. (Haliyle ilk başta öğrenmesi biraz zaman alıyor)
  3. Arabayla beraber sineklik, yağmurluk ve ön çanta hediye geliyor. O ön çantaya hem sineklikle yağmurluğu, hem de bir iki bez, ıslak mendil ve tulum koyuyorsunuz; ekstra bakım çantası taşımak zorunda kalmıyorsunuz. Oh miss.. images
  4. “Ben titiz bir insanım, gittiğimiz yerlerde bebeğimi mama sandalyesine oturtmak içime sinmiyor” diyorsanız buyurun, doğru yerdesiniz. Bebeğin rahatını hiç bozmadan sadece hamağın yönü ve  eğimi ile oynayarak arabadan mama sandalyesi yapabilirsiniz.
  5. Hamak doğumdan itibaren kullanılabilir ama yapısı dolayısıyla oto koltuğu gibi kullanılamaz. Bebeğiniz küçükken İzigo veya İzisleep gibi ana kucaklarından birini alırsanız arabanızda uyuyakalmış bebeğinizin rahatını hiç bozmadan pusete bindirip gezebilirsiniz.
  6. Sürüşü inanılmaz rahat, hantal cüssesine rağmen manevra kabiliyeti çok yüksek. Sadece alışveriş merkezlerinde ve düz satıhlarda değil; arnavut kaldırımlarında, kumsalda, bozuk yollarda, her yerde kolaylıkla sürebilirsiniz. Elbette bozuk satıhlarda düz yol performansı beklemek çok doğru değil ama o yollarda bir kez baston pusetle cebelleşirseniz, Xplory’yi öpersiniz.
  7. Yuvarlak tutma yeri ile arabayı tek elle rahatlıkla yönetebilirsiniz.  Oraya özel aparatı ile biberon veya bardak taşıyıcı ekleyebilirsiniz.
  8. Çeşitli tekstil kitleri ile arabanızın havasını değiştirebilirsiniz.  Bu kitler sayesinde şasiyi veya oturma hamağını değiştirmeye gerek kalmadan arabayı ilk çocuğunuzda farklı, ikinci çocuğunuzda farklı renk kullanabilirsiniz.
  9. Araları çok az 2 çocuğunuz varsa, Xplory’nin orijinal kaykayından edinerek tek arabayı iki çocuk için kullanabilirsiniz. Bu ürünü biz kullandık, kızım kaykayı çok sevdi ama iki çocukla arabayı sürmesi biraz alıştırma gerektiren bir süreç. Çocuk kaykaya binmediği zaman hemen katlayıp şasinin üzerindeki mıknatısa yapıştırıyorsunuz, her seferinde tak-çıkar uğraşmıyorsunuz.

10. Araba gerçekten çok sağlam, gönül rahatlığıyla ikinci el alabilirsiniz. Çok özel bir kazaya maruz kalmadığı sürece yıllarca kullanılabilir diye düşünüyorum.

 

Eksileri :

  1. Çok ağır, yaklaşık 12 kg. Özellikle çıtı pıtı bir kadınsanız yanınızda destek şart. Ben bu konuda çok sıkıntı yaşamadım ama kızım 13 aylıkken hamile kalınca ağırlık meselesi cidden mesele haline geldi ve beni yeni arayışlara iten süreç başladı.
  2. Araba çok az katlanıyor haliyle tüm bagajınızı kaplıyor. Ayrıca şasi ayrı, hamak ayrı yer kaplıyor. Eğer sürekli seyahate çıkan tiplerseniz, araba bagajınız yeterince büyük değilse, birden fazla çocuğunuz varsa veya çok eşyanız varsa o zaman bu araba size göre değil. Ya kendinize bir seyahat bebek arabası edineceksiniz, ya arabanızı daha aile tipi bir araba ile değiştireceksiniz, ya da evinizde mutlu mesut oturmaya devam edeceksiniz. Bu araba ancak E segmenti araçlarda veya SUVlarda sıkıntı yaratmaz.
  3. Araba muadillerine göre baya pahalı. Özellikle koca tekerlekli bir sürü marka modelin piyasaya sürüldüğü günümüzde cidden pahalı. Zaten Stokke’nin tüm aksesuarları, arabaları ve diğer bebek malzemeleri (kanguru, mama sandalyesi, beşik, vs) her şey çok çok pahalı, gelişi kurtarmıyor herhalde 🙂

Düşündüm, düşündüm başka şikayet edebileceğim konu bulamadım. Bu arabayı gerçekten çok severek, beğenerek almıştım ve belki hemen ikinci çocuğuma hamile kalmasaydım hala kullanıyor olurdum. Burada Xplory’nin bir suçu yok tabi, kimsenin suçu yok. Meleğim öyle istemiş öyle gelmiş…

Chicco Liteway

Dev puset sahibi her ebeveynin günün sonunda geleceği yer ister istemez baston pusetlerdir, sanırım bundan kaçış yok. Biz Chicco Liteway’imizi tamamen kendi konformist bakış açımızdan dolayı edinmiştik. Ailede iki araba var, şehir dışı bir yerlere gidecek olsak baba arabasına yükleniyoruz; diğer zamanlarda kızımla benim arabada takılıyoruz. Eşyamız çok, Xplory dev gibi, bize yer kalmıyor. Ben kızımın yanında arka koltukta gidiyorum, bizim valiz sağ ön koltukta gidiyor. Araba ötmesin diye ona kemer bağlıyoruz falan. Benim adamın kafası attı, “ben valizle yol arkadaşlığı yapmak istemiyorum” diye… Düşündük; en mantıklı şey bagajda valize yer açmak, bunun için de puseti küçültmek gibi geldi. Bir gün bir alışveriş merkezinde yürüyoruz, Joker Chicco ürünlerine indirim yapmış, girdik, baktık, sürdük, katladık, geri açtık falan artık deneyimliyiz ya öyle dümdüz bakarak almıyoruz tabi 🙂 Ben gittim, evde biraz araştırdım, herkes çok memnun “sadece ön barı da olaymış iyiymiş” demişler. “Aman, o da olmayıversin” dedim, gittik aldık ertesi gün. litewayO zamanlar yeni anneydim, ufaklık 4-5 aylık, sanıyordum ki “alacağım ürüne ben karar veririm” (halbuki öyle bir dünya yok) O inatçı, ben inatçı; birkaç kere çığlık çığlığa yürüyüş yaptık, sonunda pes ettim. Bebek hanım minicik boyuyla karakter sahibi; sevdikleri var , sevmedikleri var.  Annesi babası olarak seve seve saygı gösteriyorsun; sonuçta o da ayrı bir insan.

Artıları :

  1. Kolay açılıp kapanıyor, pratik
  2. 7kg ağırlığında
  3. Bagajda az yer kaplıyor, diğer eşyalarınıza yer kalıyor
  4. Doğumdan itibaren kullanılabilir, araç tam yatıyor. 5 ayrı oturma pozisyonu var.
  5. Paket içeriğinde yağmurluk ve kış için ayrı tulum var. Bebek sıcacık seyahat edebilir.

Eksileri :

  1. Tüm baston pusetler gibi tek yönlü.
  2. Güneşliği yetersiz, güneşli havalarda çocuk rahatsız oluyor.
  3. Engebeli yüzeylerde çok rahat sürülmüyor.

Belki biraz daha kullansam başka yönlerinden de bahsedebilirdim ama Liteway maceramız 5-6 denemeden sonra sona erdi, Gittigidiyor aracılığıyla ona ihtiyacı olan başka bir velete yar oldu.

Bebe Confort – Loola

Chicco Liteway’e veda ettikten sonra çift yönlü kullanabileceğimiz başka bir model arayışına girdik. Kızımın beni özellikle görmek istemesi birçok modeli direkt elememize sebep oldu. Sanırım 3 yıl önce şu an piyasada olan birçok araç yoktu, bu yüzden seçerken pek fazla ürün arasında kalmadık. Baston gibi az yer kaplasın, çift yönlü olsun, bu kadar.

14204464591755783120loola2Beklentiler az ve kriterler belli olunca zorlanmadan seçip yeni arabamızla mutlu olmanın yollarını aradık. Öncelikle kızım hiç sorun çıkarmadan bindi, biz de mutlu olduk; artık bize bakması gerekmediğini fark edene kadar da sıkıntısız kullandık.

Artıları :

  1. Çift yönlü. Minik bebeğiniz nereye bakmak istiyorsa bakabilir.
  2. Birçok baston pusetten çok daha geniş iç hacime sahip. Bebek içinde rahat ediyor.
  3. Oturak kısmı dışarı bakarken tek hamlede kapatabiliyorsunuz.
  4. Pakete yağmurluk dahil.

Eksileri :

  1. Bebeğin oturma pozisyonu çok enteresan ayarlanmış, çok arada. Bu yüzden hep dikelip oturmak istiyor gibi geliyordu bana.
  2. Doğumdan itibaren değil 6.aydan itibaren kullanılıyor.
  3. Oturakla beraber kapatmak için oturağın dışa dönük olması gerekiyor, aksi takdirde önce oturağı çıkarıp sonra kapatıyorsunuz.
  4. Manevra kabiliyeti çok iyi değil. Dönerken tekerlerden biri havada kalıyor, sizi zorluyor.
  5. Çok hafif değil, yine çıtı pıtı kadınların desteğe ihtiyacı var.

Casual – Otto

Bir gün internette geziyorum, o zamanlar oğluş ufacık. Xplory’ye o biniyor, bir yerlere giderken Loola’yı da alıyoruz, kızım da ona biniyor. Minimum eşyayla gezmeye çalışıyoruz, çalışıyoruz da iki minik çocukla ne mümkün… Benim adam eşyadan, bebek sesinden, hayattan yılmış ;  ondan destek göremediğim için ben ekstra yorgunum ama minik çocuklarla uğraşmam gerektiği için ekstra enerjik olmam gerekiyor. İşte böyle bir zamanda %40 gibi absürt bir indirim yapmışlar. Dayanamadım aldım.Casual-Otto-Trona-Travel-Sistem-Bebek-Arabasi-9834 Bu modelin mottosu uçak kabinine bile sığabiliyor oluşuydu. Adamlar gerçekten minicik katlanabilen bir araba yapmışlar, bu konuda laf yok. Bu araba kesinlikle çok kullanışlı bir seyahat arabası olabilir. Bundan daha ufak benim bildiğim bir Pock-it modeli var, o da zaten konfor olarak bu kadar bile değil.

Artıları :

  1. Küçücük. Kolayca paketleniyor. İsterseniz çantasına koyup bagajı hiç kirletmeden saklayabilirsiniz. Aynı şekilde uçakta bagaja vermeye gerek kalmadan kabinde tutabilirsiniz.
  2. Trona model ana kucağı ile beraber satıldığı için bebeğiniz doğduğu andan itibaren kullanabilirsiniz.
  3. Tutma yeri bütün olduğu için tek elle kontrol edebilirsiniz.
  4. Ana kucağını oto koltuğu olarak kullanabilirsiniz. (0-13 kg)
  5. Taşıma çantası sayesinde çocuğunuz arabaya binmediğinde katlayıp omzunuzda taşıyabilirsiniz.

Eksileri :

  1. Başka arabalar da kullandığım için arada bariz bir sürüş ve malzeme kalitesi farkı olduğunu söyleyebilirim. Bu araba tek arabanız olacaksa çok tavsiye etmem.
  2. Arnavut kaldırımlarında veya bozuk yollarda sürmek çok zor. Tekerleri çukurlara giriyor, çıkarmak için uğraşıyorsunuz. Daha çok düz yollarda ve alışveriş merkezlerinde ideal.
  3. Ana kucağı ile beraber satıldığı için örneğin 1 yaşındaki çocuğunuza alırken boşuna ana kucağı parası ödüyorsunuz. Maalesef tek satılmıyor.
  4. Yağmurluk, sineklik, vb her şey ekstra.
  5. 15kg ‘a kadar kullanılabilir ama içinde 15kg bir çocuk varken arabayı sürmek cidden zor.

Maclaren Quest

Evet, kaç araba oldu ? Şimdilik 4, sonra kızımın dışa dönük oturma sevdası geçince baston pusetin piri olan Maclaren’leri araştırmaya başladım. Bu sırada kızım 29, oğlum 7,5 aylıktı. O dönem için baya kafa patlatmıştım: 2,5 yaşındaki çocuğa yeni baston puset alınır mı ? Acaba daha uyduruk bir şey alıp günü kurtarsam mı ? Veya Bebe Confort ve Casual ikilisiyle yoluma devam mı etsem ? Kafamda bir sürü soru işareti ama yüreğimde yavrulara karşı adalet duygusuyla bu alanda son kez (umuyorum ki son kez 😛 ) yatırım yapmaya karar verdim. Bundan sonra başka çocuklarım olursa Xplory ve Maclaren ikilisiyle yola devam ederim.

İnsan durup durup neden bebek arabası kampanyalarını kontrol eder, neden hep bir arayışta olur ? Merak ediyorsanız söyleyeyim, bir sürü araba denedim ama içime sinmedi bir türlü. Bebe Confort çift yönlüydü ama çok hantaldı, Casual çok pratikti ama pek güven vermiyordu, Xplory çok kaliteliydi ama devasaydı, Chicco’yu zaten kullanamadık, sattık.  En sonunda “buna da binmezlerse ikinci el fiyatına satarım artık, ne yapalım” diye niyeti bozup 2 adet Maclaren Quest aldım. Quest, Maclaren’in en hafif modeli değil ama hafif kategorisinde en konforlu olanı diyebiliriz. Bundan daha hafif (ve daha uygun fiyatlı) olarak Globetrotter diye bir model var ama sırtı yatmıyor. Bundan daha konforlu olarak Techno XT modeli var ama onun da tekerleri daha büyük olduğu için daha çok yer kaplıyor ve daha ağır. Bence Quest ideal…

que.jpg

Maclaren Quest 2016

Artıları :

  1. Çok hafif, sadece 5,6 kg.
  2. Sürüşü çok rahat, manevra kabiliyeti çok iyi . İçinde 15-16kg çocuk varken bile çok fazla zorlamıyor.
  3. Normal bastonlar gibi 15 kg değil, 26 kg kapasiteli.
  4. Arabayı bileğinize takmayı sağlayacak ekstra güvenlik önlemi olarak bilekliği var.
  5. Küçük bebeklerin kaymasını engellemek için ayak kısmında ekstra cebi var.
  6. Mevcut pedinden tatmin olmazsanız içine daha kalın, baş destekli, tam uyumlu rengarenk Maclaren pedlerinden koyabilirsiniz.
  7. Önünde dev gibi bir güneşliği var, kesinlikle çok işe yarıyor.
  8. Yağmurluğu ile beraber geliyor.
  9. Kolayca katlanıyor ( diğer baston pusetler gibi)
  10. Kapatıp askısı ile omuzda taşıyabilirsiniz.
  11. Tentede kocaman bir gözetleme kısmı var, bebeği uyurken izleyebilirsiniz.
  12. Sırtı tamamen yatabiliyor, ufak bir destekle yeni doğanlar için de uygun olur.
  13. Sırt kısmında gayet işe yarar bir cebi var, bazen cüzdan – telefonu içine atıp çanta bile almıyorum.
  14. Mevcut renklerinden hoşlanmadıysanız Scarlett serisinden daha tasarım bir araba  seçebilirsiniz.
  15. İki tanesini yan yana koysam da hala bagajda yer kalıyor ki bu benim için bu arabayı şu an doğru araba yapan şey.

Eksileri :

  1. Maalesef hiçbir ana kucağı takılamıyor (beni çok etkilememişti, zira oğlum yeterince büyüktü) . İllaki uyuyan bebeği oto koltuğundan çıkarıp arabaya yatırmanız lazım veya tam tersi.
  2. Maalesef bu araba da diğer bastonlar gibi tek yönlü. Çocuğunuz benim kızım gibi gıcıksa sizin için de çare olmayacak.
  3. Tek elle idare etmesi biraz zor, tutma yeri bar şeklinde olsaymış daha kolay olurmuş.
  4. Tekerleri çok küçük olduğu için bozuk yollarda çok zor sürülüyor, her çukura giriyor.
  5. Kumsal gibi kumlu veya hafif taşlı yollarda sürmeyi denemeyin, öyle bir dünya yok.
  6. Araba o kadar hafif ki birkaç kez saplarına bir şeyler astığımı unuttuğum için çocuğu kaldırınca araba yere devrildi.
  7.  Kapatırken eğilmeyelim diye yaptıkları askıdan (ayrıca omza asılan askı) çekince oradaki plastik kopçayı kopardım, moralim bozuldu…
  8. 5 nokta emniyet kilidi biraz sert açılıyor, çocukların kendi başlarına açmamaları açısından iyi olsa da bazen beni deli ediyor.
  9. Maalesef katlanınca tekerler güneşliğin iç kısmına değiyor ve orayı kirletiyor. Neyse ki kumaşı yeterince kaliteli olduğu için leke kalmadan temizleyebiliyorsunuz ama araba her açılıp kapandığında bu iş sizi bekliyor.

Günün sonunda şu an aktif olarak kullandığım iki araba da Maclaren Quest. Keşke daha önce alsaydım diyemiyorum çünkü alamamamın haklı sebepleri var ama şimdi özellikle yolculuklarımızda çok rahat ettik. Birer puset alıyoruz, rahat rahat “yoruldum, beni kucağına al” derdi olmadan yürüyüş yapıyoruz, geziyoruz. Uyuyakaldıklarında sırtını dümdüz yatırıyoruz, hiç rahatlarını bozmadan uyuyorlar. Sürüşü rahat olduğu için çok yormuyor. E, bir pusetten başka ne isteyebiliriz ki ?

s-l1000

Pusete bakarken ..

Bir bebek mağazasına girdiniz, sizinle ağzı laf yapan iyi bir satış görevlisi ilgileniyor. Size bir pusetin özelliklerinden bahsediyor. Belki şimdi hamilesiniz veya çok heyecanlı bir baba adayısınız, ama her lafa güvenmeyin. Bazı şeyler, başka bazı şeyler anlamına geliyor çünkü 🙂

Bir pusetin kocaman tekerleri varsa :

Bu puset muhtemelen konforludur, içi geniştir. Kocaman tekerleri sayesinde (ve uygun süspansiyon da varsa) her türlü yolda yürürsünüz, bebeğiniz hiç rahatsız olmaz. Şehirde yürürken küçük çukurlara falan girmez o lastikler , sürerken sizi deli etmez. Zaten şu ara en popüler pusetler bu kocaman tekerli pusetler. Lakin…  Puset olarak baya ağırdır ve oturak kısmı ayrıdır, haliyle pek pratik bir model değildir. Dev tekerler, ayrı oturak derken arabanızın bagajını komple kaplar veya bagaja sığmaz bile… Bu arabalardan alırsanız, birkaç ay sonra bir baston puset almanız kaçınılmaz son.

Bir travel sete port bebe dahilse  :

Biliniz ki en çok ana kucağı olan oto koltuğunu kullanacaksınız. İlk dönem port bebe rahat bir şeymiş gibi gelse de bebeklerin biz gibi düz yatmaktan çok anne karnındaki gibi eciş bücüş uyumaktan hoşlandığını fark edeceksiniz ve o port bebe süs olarak evinizin bir köşesinde duracak.

Bir arabanın yüksekliği ayarlanabiliyorsa  :

Absürt bir boyunuz varsa özellikle çok uzunsanız maalesef uygun fiyatlı alternatifleri direkt eleyip Kuzey Avrupa gibi daha uzun insanların yaşadığı yerlerde üretilen markalara yönelin. Bir arabanın yüksekliği ayarlanabiliyorsa o araba muadillerinden daha pahalıdır. Standart boyda bir insansanız gerek yok ama çok kısa veya çok uzunsanız boy ayarı yapılamayan arabalar sizin için bir süre sonra bel ağrısı sebebi haline gelecektir.

Küçük tekerli bir travel set alacaksanız :

Avm tipi bir aileyseniz, bu tip arabalar tam size göre. Hem görece uygun fiyatlı, hem pratik. Lakin dağ taş geziyorsanız bir süre sonra off diyeceksiniz.

“Bu marka çok satıyor” :

Bu marka çok satıyorsa illaki en ideal, en muhteşem araba demek değildir. Nedense hangi markayı sorsam hepsi için aynı şeyi söylediler. Satıcıların standart yoğurdum ekşi diyememeleri durumu.

Ürünün ağırlığı :

Çok ağır arabalar çok kaliteli olmadığı gibi çok hafif arabalar da adi anlamına gelmez. Önemli olan arabanın kendi ağırlığı ile bebeğin ağırlığını doğru bir şekilde dağıtabilmesidir. Çünkü bebek arabası sürmek sandığınız kadar kolay bir iş değildir, özellikle gezi veya alışveriş birkaç saat sürüyorsa 🙂

Piyasada çok fazla marka / model var, cidden karar vermek kolay değil. Ama size iyi bir haberim var : puseti seçtikten sonra bu kadar düşündürecek pek bir şey kalmıyor. Sadece Oto Koltuğu Seçimi… 🙂