Yeni Anne İhtiyaç Listesi

Yenidoğanların pek çok şeye ihtiyacı var; bildikleri dünyadan çıkıp nefes almak, emmek, kaka yapmak, yatarak uyumak, giyinmek gibi hiç bilmedikleri eylemleri yapmak zorunda oldukları yeni bir dünyaya doğuyorlar.

Serinin ilk yazısı : Yenidoğan İhtiyaç Listesi – Giyim

Yenidoğanın varlığı, ortada bir adet de tazecik yeni anne olduğuna delalettir.  Yeni anne de bebeğiyle beraber hiç bilmediği bir dünyaya adım atar. Her ne kadar vücudundaki değişiklikler hamilelikte onu doğuma hazırlasa da yeni annelerin kendine has bir ihtiyaç dünyası vardır.

İlk etapta aklıma gelenler :

  1. Bebek bakım bilgisi : İster kitap, ister eş – dost, ister doktor desteği alın ama yeni annenin bazı temel şeyleri bilmesi lazım. Kendimi hatırlıyorum da hamileyken sürekli ebeveynlik kitapları okumuşum ama hiç bakım kitabı okumak aklıma gelmemiş.. Kızımı kucağıma aldığımda bu yeni dünya hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Çevremde yardım etmek için çıldıran bir anneanne ve bir  babaanne vardı ama ben biraz içgüdüsel davrandım. Sonra da bir iki kitap alıp okudum, herkesin dediğini bir kenarda toplayıp sadece kafama yatanları uyguladım.
  2. Göğüs Kremi : Emzirme hemşiresi hamileliğin son 1 ayında başlanması lazım dedi, bir başka emzirme hemşiresi kimi göğüs çatlar, kimi çatlamaz dedi. Ben ilk hamileliğimde krem kullanmayı unuttum, ikincisinde kullandım ama emzirirken yine çatladı…  Göğüs çatlakları emzirme döneminin en rezalet sorunlarından biri. İki emzirme döneminde de maalesef yüzleştim. Birçok krem kullandım, bence Lansinoh kremi en iyisiydi (ve en yağlısı). Prospektüste emzirmeden önce silinmeye gerek olmadığı yazıyor ama yine de benim içime sinmediği için sulu pamukla temizledim.
  3. Emzirme dostu kıyafetler : Bebeğin acıkma durumunda göğsü ne kadar ulaşılabilir moda getirirseniz o kadar iyi. Bele kadar düğmeli, çıtçıtlı, fermuarlı kıyafetler edinirseniz çok rahat edersiniz. Hiçbir yerinizi açıp üşütmeden, çocuğu da gaz sancılarına gark etmeden miss gibi emzirirsiniz.
  4. Emzirme atleti : Özellikle normal doğumdan hemen sonra, vücut bebeği dışarı attığının farkında olduğu için hemen onu beslemenin derdine düşüyor ve göğüsler dolmaya başlıyor. Bu konuda emzirme atletleri çok ideal. Hem emzirirken beliniz üşümüyor (emzirirken efelik yapmak yok; en ufak bir dikkatsizlik veya boşverme, yavruda gaz sancısı olarak tezahür ediyor) , hem de içi destekli olanlardan alırsanız ekstra sutyen kullanmanıza gerek kalmıyor. Emzirme sutyeni de kullanabilirsiniz  ama bu bel üşümesi – gaz sancısı arasındaki ilişki beni sutyenden soğuttu. Yazın göbeğinde bile atlet giydim…
  5. Emzirme Örtüsü : İşte bir özgürlük aracı! Özellikle kızımda o kadar çok kullandım ki… Kendimi hiç kasmadan gezdim, onun canı çekince de oturduğum yerde emzirdim. İki adet almıştım; biri baskılı, biri düz kumaştı. Baskılı olanın kumaşı daha kalın olduğu için bebeği ekstra terletti. O yüzden düz renk ve ince olanları tavsiye ederim. Hatta evde kendiniz de dikebilirsiniz.
  6. Emzirme yastığı : Lazım mı değil mi tam emin değilim. Sonuçta dışarıda kullanamıyorsunuz, evdeki herhangi bir yastık da işinizi görür aslında. Yalnız bu C şeklindeki yastıkların bir avantajı belinize dolandığı için yastığın düşme şansı yok, diğer avantajı da bebek 5-6 aylık olup oturma zamanı geldiğinde ortasına bebeği oturtup desteklemiş oluyorsunuz.
  7. Sallanan koltuk : Çok özensem de yer darlığından eve alamamıştım. Alacak olanlara, bebek kucağınızdayken rahat rahat hareket edebilmeniz için kolsuz veya alçak kollu olanları tavsiye ederim. Ama bebek kucaktayken uyuyakalmak yok, Allah korusun… Hamişler yok daha neler diyor olabilir ama yorgunluktan o kadar olası bir şey ki… Sırf uyuyakalırsam, bebek düşerse diye 2 çocuğumu da gece yatarak emzirmeye alıştırmıştım.
  8. Göğüs Pedi : Bazı göğüsler, göğüs ucu yapısı gereği süt taşırabiliyor. Çok aşırı taşmalar için Avent göğüs kalkanını öneririm. Sütü taşmayanlar üzülmesin, yapı kaynaklı. Bazen de akşam yediğiniz bir şeyler ekstra süt yapımına sebep oluyor ve gece boyunca süt sızıyor. Bu anlamda göğüs pedi iyi bir yardımcı.
  9. Göğüs Pompası : İster manuel, ister elektrikli; emzirirken bir pompa edinilmesi şart. Özellikle çalışan anneyseniz.. Hoş, evde oturan anneyseniz de lazım. Zira pompa, özgürlüktür. Sütünüzü sağıp bebeğinizi güvenilir birine emanet edersiniz; siz de biraz nefes alırsınız.
  10. Süt Saklama Torbası : Ben hiç kullanmadım, taze taze sağıp sağdığım biberonla besledim. Lakin belki çok süt üreten bir annesinizdir, bol bol sağıp dipfrize atmak istersiniz, lazım olabilir.

Listeye şöyle bir baktım da yeni annelik tamamen emzirme üzerine kurulu gibi gözükmüş. Hmm, daha önceki yazımda belirttiğim gibi ( bkz : Yenidoğan İhtiyaç Listesi  ) ruhen ve fiziken sağlıklı olmak en önemli ihtiyaç. Ben sadece satın alınabilir olan ihtiyaçları sıraladım, kalanı sizde.

Elektronik Bakıcı Meselesi

“Elektronik bakıcı” nedir ?

Televizyon, telefon, tablet, bilgisayar, vs çocuğumuzun kurcalamaya bayıldığı elektronik aletlere elektronik bakıcı deniyor. Siz kendi işinizle meşgulken bir şeyler de çocuğunuzu meşgul ediyor, ona dadılık yapıyor… İyi mi, kötü mü?

Bizim zamanımızda televizyon vardı, 84 doğumlu bir çocuk olarak hem tek kanallı dönemi, hem özel kanallar dönemini gayet iyi hatırlıyorum. O zamanlar TRT’de çizgi film saatleri olurdu, o saatleri kaçırmazdık. Sonra Star Tv çıktı, düzenler biraz değişti, hele diğer kanallar çıkınca işler iyice değişti. Bir yerden bir çizgi film, o bitince diğer kanaldan başka çizgi film derken televizyon karşısında geçirdiğimiz süre arttı. Önce yarım saatti, sonra iki saat oldu… Düşününce yine de masum saatler gibi geliyor…

Ben çocukken atarimiz vardı, odamızı toplarsak oynayabilirdik, saat 5’e kadar; sonra arka bahçeye inip apartman arkadaşlarımızla istop falan oynardık. O da akşam ezanı  okunana kadar… Her şey saatli, programlıydı.

Bizden farklı olarak çocuklarımız akıllı telefonların, tabletlerin, bilgisayarların göbeğine doğdu ve pek sevdiğimiz Youtube gibi uygulamalar çocuklarımızdaki bekleme ve yetinme gibi bazı yetenekleri köreltti. Şimdi tamamen şımarık ve sabırsız çocuklarımızla baş etmeye çalışıyoruz…

Bu böyle olmayabilir miydi ? Yani hiç elektronik bir alete maruz bırakmadan büyütebilir miydik ? Evet, bu mümkün. Yeterince idealist davranırsanız ve çevrenizdekiler de size saygı gösterirse neden olmasın? Küçücük beyinler illaki kontrolsüz videolar ile zehirlenmek zorunda değil. Lakin ilk başta çocuğun evde sürekli gördüğü insanların kendilerini elektronik bakıcılar dışında bir şeyler ile oyalayabilmesi gerekiyor. Siz kendinizi de yırtsanız evin babası elinden telefonu düşürmüyorsa mesela, veya akşamlarınızı televizyon karşısında geçirmeyi âdet haline getirdiyseniz çocuklarınız da elektronik eşyalara daha fazla ilgi göstereceklerdir, kaçışı yok. Yani ilk kural, evdeki elektronikleri ailecek sınırlandırmak…

İşin “bakıcı” kısmı, aynı anda bir sürü yetmeye çalıştığımız için biraz çekici gelmiyor değil. Gönlüm çocukların ne ekran ışınlarına maruz kalmasına, ne de birebir bilmediğimiz içerikleri izlemesine razı; lakin şartlar zaman zaman beni buna zorluyor. Mesela bir restorandayız, çocuğu oturtamıyorum! Kafamı çevirip diğer çocuklu ailelere baktığımda onların da minik ekran bağımlıları yetiştirdiğini görüyorum… Çocuklarının akıllı telefonları nasıl kullandığını anlatıp böbürlenen anneler görüyorum… Bence yeni nesil hastalığı, ekran bağımlılığına dayalı göz ve beyin fonksiyonlarının yavaşlaması veya farklılaşması olabilir…

Pedagoglar, ekran karşısında geçirilen sürenin 0-3 yaş arasında sıfır, 3 yaşından sonra da günde 15-30 dakika aralığında olması gerektiğini söylüyorlar. Şimdi öz eleştiri yapacak olsak hangimiz kafa dinlemek için çocuğunu elektronik bakıcılara emanet etmiyor ? Etmeyenleri can-ı yürekten kutluyorum, maalesef ben bu konuda başarısız olan gruptayım…

Neyse ki artık yaz geliyor da çocukları oyalamak kısmen daha kolay. En azından açık havada gezebileceğiz ve oturup çizgi film izlemekten daha çok keyif alabileceğimiz etkinliklere katılabileceğiz. Oley! ( bu da mazlum avunması olsun 😦 )

Korkma! İyi Bir Annesin

Korkma--Iyi-Bir-Annesin-resim-377Bazen hepimiz birinin omzuna yaslanmayı ve o birinin bizi biraz olsun sakinleştirmesini dileriz. Hayal ettiklerimiz ile yaşadıklarımız arasında dünya kadar fark vardır. Sakin ve uslu bir bebek hayal ederiz, hiç uyumayan ve sürekli ağlayan bir bebeğimiz olur… Biraz daha büyürler, farklı sorunlarla karşılaşırız… Kendi kendimizi avutmayı öğrenmişizdir ama bazen kendimize yetemeyiz. Hepimiz yaşıyoruz bunu, tüm anneler serüvenlerinin bir yerinde çaresiz hissediyor, bir çözüm istiyor… Yazar tam da bunu fark etmiş ve destek olma işini gayet başarmış.

Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal, nam-ı diğer Akademisyen Anne bir çocuk gelişim uzmanı. Ayrıca Instagram’dan gördüğüm kadarıyla çok pozitif ve cici bir insan. Hal böyle olunca hem akademisyen kimliği, hem de akıcı anlatımıyla sözlerine kulak vermemek olmaz. 🙂

Hikaye, günümüz annelerinden Zara ile kızı Koza arasında geçiyor. Hepimizin kenarından köşesinden ya da tam göbeğinden yaşadığımız sorunları Zara da yaşıyor ve yazar tavsiyelerde bulunarak sorunu çözüyor. Ama bunu karmaşık bir dil kullanarak  veya anneyi yargılayarak değil, gayet içten bir şekilde, basit cümlelerle yapıyor. Hem okurken sıkmıyor, hem de insanda “oldu canım!” hissi uyandırmıyor. (Bazı çözüm önerileri bende hep bu hissi uyandırır ve ciddiye alıp uygulamam bile..)

Bu kitap çocuklarımın tüm davranışlarının sorumluluğunu üstlendiğim, kendimi müthiş yük altında hissettiğim bir dönemde karşıma çıktı. Tesadüfen… Ya da belki biraz sakinleşmem için küçük bir göz kırpmadır. Okurken hmmm dediğim yerler oldu, daha önce hiç öyle düşünmediğimi ya da  yanlış yaptığımı fark ettiğim kısımlar…

Günün sonunda sevdim yani 🙂

Dipnot : Ayrıca grafik tasarımını da beğendim.

 

Arabada Bebek Var!

61d80192-2b1f-4e99-bf5d-499ca2ac4ae2_1.7e44726bc0be9ff16f6869011a7db142.jpegArabada bebek var veya Baby on board türevi işaretler neden kullanılıyor, hiç düşündünüz mü ?

Michael Lerner adında bir Amerikalı, 18 aylık yeğenini araba ile gezdirirken, araçların onu yakın takip etmesinden rahatsızlık duymuş ve bir ebeveynin çocuğu ile araçta yaşadığı endişeyi fark etmiş. Sonra klasik Amerikalı kafası ile bu endişeyi nakde çevirmenin yolunu aramış ve 1984’te Safety First adında bir şirket kurmuş, 15 senede 158 milyon dolarlık ciroluk bir şirket haline getirmiş…  Güzel fikirmiş, değil mi ? 🙂

Anne olana kadar üzerinde “arabada bebek var” amblemli arabalar hakkında pek kafa patlatmadığımı fark ettim. Sadece trafikte bu amblemi taşıyan bir araç gördüğümde daha hassas davranmaya çalışıyordum. Hiçbir zaman bunun gösteriş olsun diye asıldığını düşünmemiştim, sadece “arabada prenses / prens var” tarzı cinsiyet belirten amblemler gördüğümde ebeveynin çocuğunun cinsiyetiyle gurur duyduğunu düşünürdüm.

Anne olunca işler değişti tabi… İnsanların sabırsızlığı, duyarsızlığı, kabalığı, sürekli klaksona basmaları, yol kesmeleri, ani manevraları vs daha çok gözüme batmaya başladı. “Hu hu, sen tek başına içindeki öküzle yollardasın ama benim yanımda minnoş bir canlı daha var ve onu sarsmak istemiyorum, senin klakson sesinle korkmasını, ağlamasını istemiyorum…”  Evet, yanında bir bebekle trafiğe çıktığında arabada sadece senin olmadığının bilinmesini ve arabadaki diğer canlıya da itina gösterilmesini istiyorsun. Bunu görgüsüzlüğünden değil, her çocuk birbirinden kıymetli olduğu için istiyorsun. Çünkü anne olduğunda birden başka bir kimliğe bürünüyorsun. Ama sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bunun görgüsüzlük olduğunu düşünen, çocuklarımıza neden ekstra ilgi ve özen beklediğimizi anlayamayan bir kesim var(mış) Bu kesime de ben anlam veremiyorum… (Çocuk sahibi olmama ihtimalleri yüksek)

“Arabada bebek var” bence ne demektir ?

  1. Temkinli kullanıyorum çünkü yanımda minik bir can daha taşıyorum. O da, diğer tüm canlılar gibi çok değerli.
  2. Dikkatimi dağıtacak şeyler yapma, makas atmaya kalkma, güvenliğimi riske atma.
  3. Klaksona basma, çocuk uyuyor.
  4. (Allah korusun) Arabadan fırlama riski olan bir kazada etrafta çocuğumu da arayın.
  5. Şu an bebek ağlıyor olabilir, onun stresi içindeyim. Belki de o yüzden yanan yeşil ışığı görmemiş olabilirim.

Aslında toplumca birbirimize saygı duysak hiç ekstra ibarelere gerek kalmaz ama kabalık, anlayışsızlık ve tabi ki cehaletten kurtulamıyoruz…

Şşşş, biraz sessiz olun, arabada bebek uyuyor… 

Tandem Emzirme

Tandem emzirme, farklı yaşlardaki iki bebeği emzirmek için kullanılan bir terim. Yani emzirme dönemindeyken tekrar hamile kalan annelerin emzirmeyi bırakmamaları ve doğum sonrası iki çocuğu da emzirmeye devam etmeleridir.

Ben bu kavramı yeni öğrendim ve açıkçası çok şaşırdım. Doktor değilim, çok teknik bir dil kullanamam ama normal şartlarda emzirme için salgılanan hormonlar doğumu tetiklediği için düşük riski oluşturuyor diye biliyordum. Haliyle hamileyken emzirmeye devam edilebileceği ve bebek doğduktan sonra da 2 çocuğun emmeye devam edebileceği fikri beni çok şaşırttı. En basitinden, bebeğin ihtiyaçlarına göre anne sütünün formülünün değiştiğini düşünürsek, anne aynı anda nasıl iki ayrı çocuk için ayrı formüller üretebilir ki! Tam bir  mucize… Üstelik emdikçe sütün arttığını düşünürsek, büyük kardeş küçük kardeşe bir kıyak yapıyor ve anneyi de sağma çilesinden kurtarıyor diye düşünebiliriz 🙂

Halk arasında yaygın olan “emzirmenin doğal bir korunma yöntemi” olduğu fikrinin yanıltıcı olduğunu biliyoruz. Demek ki “hamileyken emzirilmez, bebeğine yarardan çok zarar verirsin” fikri de yanlışmış… Hormonlar dolayısıyla sütün tadı değişiyormuş ama bazı bebekler bu tat değişikliğine aldırış etmeden emmeye devam edebiliyorlarmış. Tandem emziren annelerin deneyimlerine göre iki kardeşin emme sırasında kurdukları bağ görülmeye değermiş.

Sağlam bir emzirme savunucusu olarak bu fikri çok sevdim ve henüz tandem emzirme kavramını duymamış anneler için bir kapı açmak istedim. Eminim hamile kaldığı için emzirmeyi bırakacak ve bunun sorgulamasını yapacak pek çok anne, erken doğum veya düşük riski olmadığı müddetçe en azından deneyecektir. Kenarından köşesinden bir çocuğun bile daha çok emmesine vesile olsam ne mutlu bana!

Bu konuda endişeleri olan anneler, cesaret verici bir yazı okumak isterseniz buyrun…

Detaylı bilgi için bkz : Google 

Yenidoğan İhtiyaç Listesi

Bloga yazdığım ilk yazılardan biri yenidoğanlar için ihtiyaç listesiydi. Hatta önce giyimden başlamıştım, sonra da ev, uyku, banyo, beslenme vs devam edecektim ama araya başka şeyler girdi, unuttum. ( Bu seriye devam edeceğim ama, kesin :))

Geçen gün aklıma geldi, aslında bir yenidoğanın en büyük ihtiyacı sağlıklı bir anne. Bir yenidoğanı aylarca kalbinin sesiyle rahatladığı annesinin göğsünde olmaktan başka ne rahatlatabilir ki ? Emmese de orada kalsın, o tanıdık sesi duysun; onu seven, isteyen, koruyan, besleyen ve ona bakan bir annesi olsun, yeter… Bazen çok acı hikayeler duyabiliyoruz… Bu hikayelerin bir kısmında anne kendi sağlığıyla boğuşurken bebeğiyle ilgilenemiyor, bir kısmında bebek kendi sağlığıyla boğuşurken annesine kavuşamıyor, bir kısmında da her şey normalken annenin psikolojisi normal olmuyor…

Hamileyken en büyük korkum, lohusa depresyonuydu. Depresife yakın bir kişiliğim olduğu için, lohusa depresyonu da benim için gayet yakalanılası bir rahatsızlıktı. Kocaman karnıma bakıp içinden çıkacak yavruyu koşulsuz seveceğime inanıyor ama bir yandan da ” kendimden ummadığım bir ruh haline girip onu kabullenemezsem” diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki endişelerim yersiz çıktı ve sanki anne olmak için doğmuşum gibi kapıp kavradım yavrumu. Hatta biraz kıskançlık, aşırı sahiplenme gibi başka bozukluklar çıktı 🙂

Sağlıklı bir anne nedir, ne yapar derseniz; bana göre bu annenin kendi çabasıyla değil, çevresiyle beraber oluşturabileceği bir kavramdır.

  • Öncelikle yeni anneye dinlenmesi için ortam yaratılmalıdır.
  • Onun ihtiyaçlarına ve isteklerine anlayış gösterilmeli, ondan hizmet beklenmemelidir.
  • Yeni annenin davranışları, oturması, kalkması, yatması, emzirmesi vs eleştirilmemelidir. Onun canını sıkacak en ufak söz edilmemelidir, sütü hemen etkilenir.
  • Yeni baba, yavrusunun farkında olmalı ve olaya bir şekilde dahil olmak için küçük işlerde yardımcı olmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmak, bebeği uyutmaya çalışmak, banyosuna yardımcı olmak gibi
  • Bebek ile anne ayrı tutulmamalıdır. Bebek sahiplenilip anne dışlanmamalıdır. Genelde babaanneler bebeği sahiplenir nedense, soyadı dolayısıyla olsa gerek.  Bunu nedense iyilik gibi yaparlar : “Biz bebeğe bakalım, sen uyu” Kötü niyetlisi de “bebeğe ben bakarım, sen misafirleri ağırla veya evi temizle veya yemek yap” vs Tamam da, anne-bebek bağlanması ne olacak ?  Bizde de babaannemiz benden önce koşturuyordu kızıma, iyi niyetinden hiçbir şüphem yok ama yine de lohusa halimde çok dokunmuştu bana…
  • Toplumdaki yaygın inanışlardan biri, bebeğin sıkça kucaklanmasının onu şımartacağı ve uzun vadede anneye rahatsızlık vereceğidir. İtiraf etmem gerekirse ben de öyle düşünüyordum ama bebek sahibi olmadan konuşmak kolay tabi…. Senin canın ciğerin orada ciyaklarken kolaysa istifini bozmadan yerinde otur öyle! Mümkün değil… Anne mümkün olduğunca bebeğini kucaklamalı, onunla konuşmalı ve ona güven vermelidir. Mutlu bebek, mutlu annedir…
  •  Maalesef doğum olduğunda evde ziyaret etmek gibi abuk subuk adetlerimiz var… Ziyaret ile beraber misafirin bebeği kucaklaması, anneyi öpmesi hatta bebeği öpmesi gibi hiç hiç hiç tasvip etmediğim adetler de cabası… Sağlıklı bir anne için, bu tip mikrobik faaliyetlerin odanın dışında tutulması şart. Hem annenin, hem bebeğin en hassas dönemi çünkü…
  • Anne standart ev işlerinden muaf tutulmalıdır. Maddi imkanlar yeterliyse dışarıdan destek alınmalıdır. Yürüyen ev düzeninin bozulması dolaylı olarak anne psikolojisini etkileyen bir şey, zira eşler bu konuda anlayışsız davranabilir. Nedense erkekler doğum olayını idrak etmekte çok zorlanıyorlar. Bebeği sadece geceleri ciyaklayan ve uyumalarına engel olan bir yaratık gibi görüyorlar… Keşke hamilelik süresince babalarda da anneye benzer hormonlar salgılansaydı! 🙂
  • Annenin bebeği doğru besleyebilmesi için kendisinin de doğru beslenmesi şart. Eğer şartlar müsaitse aile kadınları bu konuda destek olabilir. Hatta bir süre için ev yemekleri yapan temiz bir yemek firması ile anlaşma yapılabilir.
  • Anne mümkün olduğunca pohpohlanmalı, hiçbir şekilde moralini bozmasına izin verilmemelidir. Yeni annelerdeki en büyük moral bozma sebebi doğum sonrası kilolardır. Birçok hamile, doğumdan sonra birden hemen eski hallerine kavuşacakları yanılgısına düşerler. Doğumdan sonra sanki hiç doğurmamış gibi bir göbekle eve döndüklerinde ise bu bir depresyon sebebidir… Halbuki vücuttaki ödem 7-10 gün içinde atılır ve kısmen toparlanma başlar. Bünyeden bünyeye değişse de ilk 6 ay zayıflamak adına pek de bir şey beklememek lazım. Bu konuda en önemli görev babaya düşüyor. Eğer ki baba, anneye güzel olduğunu hissettirmeyi başarabilirse, anne bu konuda endişelenmekten vazgeçebilir. (Kimi kadınlarda ise vücut güzelliği anneliğin kutsallığından daha önemlidir. Anne olduk diye kendimizi salalım demiyorum ama en azından önceliğimiz, bebeğimiz olsun diyorum. )

İlk etapta aklıma gelen ipuçları bunlar. Sanırım tüm bunlar yerine getirilebilse yeni anne, sadece sağlıklı değil; muhteşem olur…

Tüm lohusalara sağlam ve tertemiz bir ruh sağlığı diliyorum. Umarım tüm hamişler sağlıklı sıhhatli bebeklerine; tüm bebişler de kendilerini sevgiyle saracak biricik annelerine kavuşur.

 

Emzirme ve Biberon Kullanımı

Bloga ilk yazdığım yazılardan biri biberon seçimi ile ilgiliydi. Bence biberon bir yenidoğan çantasında muhakkak olması gereken bir can kurtarandı. Kullanılmasa bile varlığı yeterdi, anneye güven verirdi.

Sonra ne keşfettim, biliyor musunuz? Çok özendiğim, 2-2,5 sene emziren annelerin neredeyse hepsinin bebeği biberon hatta emzik almayı reddeden, tabir-i caizse gıcık bebeklerdi… Emzik olarak annenin kullanılması, sanırım annenin çaresiz göğüslerince “süt yapmalıyım, boşken canım çok acıyor” sinyali olarak algılanıyor ve emzirme süreci uzuyor. Öte yandan, biraz nefes alabilmek ve dinlenmek için bebeği biberona alıştırma kararı, emzirme sürecini otomatik olarak kısaltıyor. Gel gör ki bir daha bebeğim olsa ben yine sağdığım sütü kaşıkla vermek için uğraşamam…  Sabırlı biriyim, bebeklerimi çok çok seviyorum, emzirmeyi de çok sevdim, falan filan ama kaşıkla yenidoğan beslenir mi ayol ? 😀

Sanırım anne doğum yaptıktan sonra o anki ruh haline göre bir emzirme planı yapmalı. Bu herkeste farklı olur elbette. Kimi emzirmekten hoşlanmaz, kiminin göğüs ucu yaraları iyileşmez, kiminin sütü gelmez, kiminin biberona ihtiyacı bile olmaz… Her zamanki gibi kişiye özel plan 🙂

Planlama yaparken bebeği hangi yolla beslemek istediğiniz, ne kadar süre emzirmek istediğiniz ve şartların neye müsait olduğu (ilk aklıma gelenler : Bakıcı olacak mı? Anne çalışacak mı ? Annenin doğum sonrası genel psikolojisi nasıl ? Anne çevresinden gerekli desteği görüyor mu? ) gibi temel soruları cevaplandırsanız yeter.

Sağma fikrinden hoşlanmasanız bile en azından ilk zamanlarda memeyi süt üretmeye teşvik etmek açısından ister manuel, ister elektrikli bir süt sağma makinesi edinmelisiniz. Çünkü ilk günlerde foşur foşur sütünüz olsa bile bebecik minnoş minnoş emip hemen yorulduğu için sütün çoğunu memede bırakabilir. Bunu önlemek için sağmak şart. Sağdığınız sütü ne ile içireceğiniz ise tamamen tercih konusu. Benim gibi rahat davranıp biberon kullanabilirsiniz. Ya da “çocuğum benden başka hiçbir şey ememez” deyip kaşıkla veya iğnesiz şırıngayla deneyebilirsiniz. Günün sonunda bebeğiniz sadece sizi emebilir; hem sizi, hem biberonunu emebilir (herkes için temennim bu aslında, zira biberonu reddeden bebeklerin anneleri bu durumdan fazlasıyla bunalabiliyor) veya sizi reddedip biberonu tercih edebilir.

Benim planım şuydu : Mümkün olduğunca emzirerek beslemek, sağacak kadar sütüm olursa biberonla beslemek, sütün yetmediği  durumlarda mama ile beslemek, emzirme sürecini 12-18 ay devam ettirmek. Hoş, sütüm olsaydı “çocuğumun süresi doldu” diye kesecek değildim elbette… Çünkü emzirmek, bebek sahibi olduktan sonra yaşanan en güzel şeylerden biri! O his, bebekle ilgili tonla güzel şeyin yanında sadece anneye sunulan bir bonus…  Anneyle bebeği birbirine kaynaştıran, ulayan, tekleştiren, mucizevi bir şey… Öte yandan biberon kullanmanın da kendine has güzellikleri var.

Biberon kullanmanın bana göre 2+1 önemli artısı var :

  1. Bebeğinizi besleme işini baba, bakıcı, kardeş, anneanne, babaanne, x  yapabilir. Bu sürede anne biraz uyuyabilir, banyoya girebilir, biraz hava alabilir, vs. Biberon kullanmak illaki mama kullanmak anlamına gelmez. Anne, bebek uyurken veya ondan ayrıyken veya emzirdikten sonra kalan sütünü sağıp saklayabilir.
  2. Bebeğinizin tam olarak ne emdiğini bilirsiniz. Haliyle karnının ne kadar doyduğunu, ne kadar süre uyuyabileceğini, vs tahmin edebilirsiniz. Memeden emzirme ortalama bir fikir verse de asla tam sayısal değildir. Mesela tam dolu olduğuna inandığınız bir anda sağım işlemi yapsanız bile bebeğin o memeden çekebildiği süt ile aynı olamaz. (Bebek biraz büyüyüp çenesi güçlendikten sonra makinenin çektiğinden daha fazla süt emebiliyormuş. )
  3. Bebeğiniz meme ucunu tam kavrayamıyorsa, memede durmayı sevmiyorsa, vs yani kısacası bebeğinizin sütünüzle değil de memenizle alakalı bir sorunu varsa biberon kurtarıcınızdır. Aksi takdirde sağdığınız sütü kaşıkla içirmek durumunda kalırsınız ki bu da yorgun anneye yapılan bir çeşit eziyettir. ( Hele ki günde 8-10 kez emzirdiğimizi düşünürsek… )

Biberon kullanmanın eksileri :

  1. Bebek emdikçe ağzına süt gelmesine o kadar alışır ki sizi emmekle uğraşmak istemez. Çünkü süt memeden parti parti iniyor. Sanırım benim planımda gümlediğim kısım, göğüslerimin süt üretme konusundaki tembelliği oldu. Zayıf üretim ile biraz biberon, biraz emzirme işi hikaye.. Maalesef ben bu hatayı anneliğimin ilk yılında yaptım, kızım da emmeyi çok sevdiği halde tembelleşti ve biberonu tercih etmeye başladı. Oğlumda ise işi en baştan sıkı tutmaya kararlıydım ama bu sefer de paşam memeden pek hazzetmedi. Hızlı hızlı emip boğulur gibi olurdu, sonraki boş emiş kısmında çok sıkılırdı ve memeyi bırakırdı… Halbuki sütün gelme şekli o!  Sağma işlemi yaparken sütün nasıl geldiğini görmüştüm: ilk birkaç dakika boş boş sağıyoruz, sonra açık renkli bir süt gelmeye başlıyor, sonra bu süt kesiliyor ve yine boş boş sağıyoruz, sonra daha yoğun bir süt gelmeye başlıyor ve sonra boş boş sağıyoruz ve bitiyor. Sondaki boş boş sağma işlemini özellikle memeye sütün yetmediği hissini vermek için yapıyordum.
  2. İçine anne sütü de koysanız onu kendi göğsünüzden değil de yabancı bir plastik / cam parçasıyla beslemek içinizi acıtır. Kendi kendinize üzülür, sütünüzün azalmasına bile sebep olursunuz. Anne sütü için yüksek moral şart!
  3. Biberon kullanmak; sürekli biberon yıkamak, sterilize etmek ve yine de biberonun yeterince temiz olduğundan şüphe etmektir.
  4. Biberon kullanmak; taze sağdığınız sütü verdiğiniz durumlar hariç sürekli bir sıcaklık kontrolü demektir. Yeterince ılık olmayan bir süt bebekte ekstra gaz yapar. (Ağzını yakacak bir sıcaklık yapmazsınız zaten 🙂 )

Hem biberon kullanıp, hem memeden emzirme yöntemi ile 1,5 – 2 sene kadar emzirebilmiş anneleri tebrik ediyorum ve onlara çok imreniyorum. Umarım tüm yeni anneler bu rahatlığı yaşayabilirler. Bol sütlü günler…

Evimiz Çocuk için Uygun mu?

Hepimiz evlerimizde belli başlı önlemler alıyoruz. Çünkü o ömre bedel, küçük enercanların hasbelkader yaralanmasını istemiyoruz. (yine de evi gerçek üstü sünger ev haline getirmemek de gelişim açısından önemli bence)

Evimizin çocuk için uygun olup olmaması sorunsalı, güvenlik önlemlerinden bir tık öteye işaret ediyor. Aslında sorunun ucu çocuğu nasıl algıladığımıza kadar iniyor. Çocuk bize bağlı hatta bağımlı, kendi başına hiçbir etkinliğinin olmamasını beklediğimiz bir organımız mıdır ? Yoksa çocuk, evdeki anne baba gibi, kendi seçim hakları olan bizden bağımsız bir birey midir? Bir çoğumuz gözü kapalı “o bir birey, tamamen kendine has, karakter sahibi, vs” deriz ama ona bir organımızmış gibi davranmaya devam ederiz. Bunu da çoğunlukla bilinçli yapmayız; tamamen adanmışlık hissiyle, seve isteye onun hayatını kolaylaştırırız. Ona hiiiiç iş yaptırmayız(ve bununla övünürüz) sonra da kendimize yüklediğimiz ekstra işlerden şikayet ederiz (bir kısmımız şikayet bile etmez, bunu bir hayat tarzı olarak görür ve yetiştirdiği bağımlı yaratığın işlerini görmeye devam eder).

Kızımı Montessori anaokuluna gönderiyorum, eve ilk gönderdikleri form ev düzenleme  formuydu. Olduğu gibi paylaşayım, çocuğunuzu nasıl algıladığınızı bir de siz sorgulayın 🙂

Çocuğuma uygun tuvalet düzeni nasıl olmalı ?

Çocuklu bir evde muhakkak tabure veya basamak bulunmalı. Bizim evde Ikea’nın yüksek basamağı var ki birçok yere ulaşmalarını sağlamak için yeterli oluyor. Bu basamak ile isterse klozete (evde genelde lazımlık kullanıyoruz) veya lavaboya ulaşabiliyor. Sabun ve havluyu onun ulaşabileceği mesafeye koyuyoruz. Aynı şekilde diş fırçası ve macunu da ona özel olarak yan yana elinin altında bulunuyor.

Çocuğuma uygun mutfak düzeni nasıl olmalı ?

Mutfaktaki alçak dolaplardan birini yavrunuza özel ayarlamak gerekiyor. Bu dolapta onun kendi tabağı, çatalı, kaşığı, bardağı ve servisi olacak. Biz şu anki evimizde bunu yapmadık, aslında biraz uğraşsam ona özel bir dolap ayarlayabilirim ama mevcut eşyalarımı zor sığdırdığım için bunu da taşınma sonrasına bıraktım. Evde sebil kullanmıyorsanız çocuğa kırılmayan sürahilerden de edinmek lazımmış. Kendi ihtiyaçlarına tamamen yetebilmesi için biz küçük bir masa sandalye takımı edindik. Kızım artık yemeklerini kendi masasında yiyor. İlk başta biraz garip gelmişti ama bizle göz hizasında olacak diye sonsuza dek mama sandalyesine oturamazdı ki…

Çocuğuma uygun salon/oturma odası düzeni nasıl olmalı ?

Çocuğa resimlerini veya yaptıklarını asabileceği bir duvar veya pano oluşturmak önemliymiş. Bu kısımda yine kendine ait küçük bir masa – sandalye gerekiyor. Bizim portatif takım mutfak ile oturma odası arasında mekik dokuyor 🙂 Kâh yemek masası, kâh aktivite masası..

Çocuğuma uygun çocuk odası düzeni nasıl olmalı ?

Kendi seçimleri olabilmesi için çocuğun en az 3 yaşında olması gerekiyor, halbuki ben odasını o doğmadan önce düzenlemiştim 🙂 Öyle bir düzenlemişim ki hiçbir şekilde yeni bir eşya, hatta duvara sticker bile konamaz. Ama işte, odasının çocuğun fikri alınarak düzenlenmesi gerekiyormuş. Odadaki yatağın, şifonyerin, askılı dolabın,  kısacası her şeyin onun boyuna ve yalnız kullanımına uygun olması bekleniyor. Bizim evde sadece yatağı ve şifonyeri boyuna uygun. Ne yapalım, kısmet yeni eve 🙂 Orada inşallah hem boyuna uygun kitaplık ve oyuncak dolabı, hem de askılı dolabı olacak. Bu arada formda ilk gördüğümde enteresan gelmişti ama sanırım en basit şekilde zaman kavramını oluşturabilmek için olsa gerek, çocuk odasında bir de kum saati bulundurmalıymışız.

Çocuğuma uygun antre düzeni nasıl olmalı ?

Bizim girişte çocuğa uygun tabure, puf vs koyabilecek alanımız olmadığı için bu kısmı uygulayamadık. Hala ayakkabılarını ben giydiriyorum… (Giyemediğinden değil de ilgi beklentisinden daha çok) Halbuki oturup ayakkabısını giyip çıkarsa sonra da montunu dolaba asabilse iyi olurdu. Neyse ki ayakkabılarını kendi alıp dolaba koymayı öğrendi, severek yapıyor.

Tüm bu düzenlemeleri yaptığımızda çocuk kendi işini kendi yapmaya başlıyor. Masasına servisini, tabağını koyuyor; yatağını kendi topluyor; kıyafetleri asıyor ve aslında kendi ayakları üzerinde durabilmeye başlıyor. Kendi kanatları ile uçacak olması fikri bile heyecan verici  değil mi? Minik kuş büyüyor işte…

Şubat İndirimleri!

İnternet alışverişi yayılmaya başladığından beri bu teknolojiyi kullananlar arasındayım. İlk başta havale yöntemiyle ödeme yapıyordum, sonra sanal kart kullanmaya başladım. Anne olana kadar kozmetikten ayakkabıya giyimden elektroniğe her şeyi internet üzerinden satın alırdım, yurt içi – yurt dışı fark etmez, konuya baya hakim olduğumu düşünürdüm. Gel gör ki anne olduktan sonra o zamana dek hiç fark etmediğim bir sektörü keşfettim, yeni sitelerden alışveriş yapmaya başladım.

Kızıma hamile olduğum sırada şubat indirimleri var mıydı, yoksa benim ilgimin dışında mıydı hatırlayamıyorum ama ufaklığın ilk şubatında meşhur şubat indirimlerini yakaladım. Özellikle şu an hamile olanlar veya bebeğinin büyük araç gereç satın alımını erteleyenler için %28-30 arası indirimlerden faydalanma zamanı!

İndirimleri kaçırmamak için;

  1. Birçok bebek sitesi şubat ayı boyunca her gün farklı ürün gruplarına indirim uyguluyor. İlk olarak sevdiğiniz, güvendiğiniz, alışveriş yapmak istediğiniz birkaç sitenin şubat takvimine göz gezdirebilirsiniz.
  2. Kimi siteler %28, kimi %30 indirim uygular. Özellikle oto koltuğu, beşik, park yatak, bebek arabası, akülü araba, vb pahalı ürünlerde %2 fark yaratabiliyor.
  3. Hem mağaza, hem internet sitesi şeklinde çalışan firmalarda mağazadan da indirimleri yakalayabiliyorsunuz. Ama ben internet sitelerini kullanmanızı tavsiye ederim, çünkü siz sabah 10’da mağazaya koşana kadar insanlar gece 12’den itibaren kaynakları tüketmeye başlıyorlar.
  4. Rakip siteler genellikle birbirlerini kollayarak ürün fiyatlarını indiriyorlar. Bir gün bir sitede kaçırdığınız bir ürünü ertesi gün başka bir sitede yakalayabilirsiniz. Telaşa mahal yok yani 🙂

Günün sonunda rekabet iyidir, piyasayı canlandırır. Şubat indirimlerinin Çılgın/Kara Cuma, ayın ilk/son günü, vb başka pazarlama oyunlarıyla çoğalmasını diliyorum. Alışveriş manyağı değilim ama sürekli büyüyen ve ihtiyaçları ayrı ayrı şekillenen 2 çocuk annesiyim; indirimler şart 🙂

Herkese iyi alışverişler!

Yenidoğan için Beşik Seçimi

Yenidoğan dediğimiz 0-1 ay arası, minicik, tatlı ve korkutucu yaratıklardır. Korkutucu olması onun minicikliğinden ve sizin incitme korkunuzdan kaynaklanır. İlk anne olduğum zamanı hatırlıyorum da, uzun uzun bebeğime bakıp onu nasıl büyüteceğimi düşünürdüm…  (Sonra onu doğru dürüst büyütmeden bir tane daha bebek yaptım, ayrı mesele 😀 )

Kızıma hamile olduğum sıralar kesinlikle saraylı beşiklerden istemiştim, neyse ki minnoş yatak odama sığabiliyordu. Kafam gayet net bir şekilde beşik alacağım dükkana gittim, ürünümü seçtim, “pardon, bundan alacağım ben bir tane” bile dedim. Satıcı da dedi ki , “yan kapağı açılan modellerden düşünmez misiniz?

BabyTech - sarayli besikHmm, düşündüm, biraz daha düşündüm, anneme sordum, biraz daha düşündüm… Sonra o modele karar verdim. İyi ki de o modeli almışım… (Resimde 2 bebek koymuşlar ama ikiz anneleri için yanıltıcı olmasın. Bu beşik iki bebek için uygun değil maalesef) Benim beğendiğim gibi tam oval şekilli değildi ama çok işime yaradı. Özellikle ilk çocuk için çok uygun. İkinci de kapağını pek açamadık, zira kızım da beşiğe atlamaya kalktı 🙂

Beşiğin yan kapağının açılmasının nasıl bir avantajı var derseniz,

  1. Bebeğinizle yüz yüze, el ele uyuyabiliyorsunuz ama onu ezmiyorsunuz (hoş, zaten ezmezsiniz de “ya ezersem” korkusu bile yaşamıyorsunuz.)
  2. Bebeği yatağa almak çok daha kolay oluyor, bebeği kaldırıp indirmekle uğraşmıyorsunuz. Özellikle uyku sersemi bir şekilde kalkıp bebeği memeyle buluştururken… Şimdi hamile olanlara abartı gibi gelebilir ama bence o anlarda birkaç saniyenin bile kritik değeri var. Uykunun en tatlı yerinde ciyaklayan aç bebeği hemen doyurmak lazım.
  3. Bebek biraz büyüyünce yuvarlanıp yanınıza gelebiliyor ki bu da sabahları hoş bir sürpriz oluyor.
  4. Çocuk ya oradan düşerse diye endişelenmeyin, ürünün alt kısmında montaj zımbırtıları var yani beşiği yatağınıza sabitleyebiliyorsunuz. (Tabi sabitleyince beşik olarak kullanamıyorsunuz. )

Beşiği hep “gerekirse bebeğimi beşiğinde sallarım” diye düşündüğüm halde odamın boyutları dolayısıyla hiç sallamadım. Bu da bir ironi 🙂

Beşik gerçekten şart mı ?

Bence şart. Daha doğrusu, yenidoğanın anne yanında uyuyabileceği, rahat bir yatak şart. Çünkü beraber uyumak ani bebek ölüm riskini azaltır ve anne-bebek arasındaki bağı güçlendirir. Ayrıca anne, bebeğin ihtiyaçlarına daha hızlı yanıt verir. Haliyle ister beşik alırsınız, ister Chicco Next2Me tarzı basit yataklardan alırsınız, fark etmez. Yenidoğan ile beraber bir adet minik yatak edinmelisiniz. Bence daha dayanıklı ve daha sağlıklı olan ahşap beşikler dururken park yatak tarzı plastik bir ürüne aynı para verilmez ama boyutlar veya ağırlık dolayısıyla tercih edilebilir.

Beşikte dikkat etmek gereken bir şey var mı?

Açıkçası üretici firmalar birçok detayı düşünüp ürüne ekliyorlar ama ilk aklıma gelenler : Parmaklıklar arası mesafenin bebeğe uygun olması ( başı, ayakları veya elleri sıkışmamalı), kullanılan boyanın solumaya uygun olması, yatak kalınlığının ideal olması, beşiğin eğim verilebilir olması, vs.

Beşiğin eğimi, reflü yatağı denen ürünlerle de sağlanabilir. Bebeğin özellikle emdikten sonra direkt düz zemine yatırılması hem kusmuğunda boğulma riskini, hem de reflü riskini artırıyor. Bu yüzden bebeğin başının midesinden yüksek olması kritik önemde. Tabi bu eğimi illaki reflü yatağı alarak değil, yatağın altına havlu, bebek yastığı gibi şeyler koyarak da sağlayabilirsiniz. Yalnız sadece başının altına destek koyarsanız bebek rahatsız olur, tüm yatağa eğim vermek lazım.

Beşik ne kadar süre kullanılır ? / Bebek yatak odamızda ne kadar kalmalı ?

Chicco Next2Me tarzı hafif yataklar 0-6 ay için uygundur. Ahşap beşikler ise 9kg’a kadar uygundur. Bu noktada bebeğinizin gelişimine göre 6-10 ay arası kullanabilirsiniz. Ben kızımda 10 ay, oğlumda 7 ay kullandım; sonra da odalarındaki asıl yataklarına yatırdım. Elbette yatağa ve yalnız uyumaya alışma süreci bebekten bebeğe değişiyor, mesela oğlum da hiç sorun yaşamazken kızım hala yanımda yatma konusunda ısrar ediyor.

Bu arada… Bebeklerin bir alışma süreci olduğu gibi annenin de bebeğinden ayrı uyumaya alışma süreci var…  Ben erken ayırmanın, bebekte bağımlılık yaratmamak ve bebeğin benlik duygusu ve özgüvenini geliştirmek açısından doğru olduğunu düşündüğüm için gece yat-kalklarına razı oldum. (ki hala daha bu süreç devam ediyor) Öte yandan kuzenimin öğretmen eşi ise 3 yaşındaki kızlarını hala kendi yatak odalarında tutmakta ısrarcı, bazı pedagogların annesini gündüz göremeyen çocukların anneleriyle yatmasının anneye özlemi giderme açısından kabul edilebileceği fikrini savunuyor. Günün sonunda çocuk yetiştirmenin her alanında olduğu gibi çocuğu beşikten veya yatak odasından ayırma konusunda da tek bir doğru yok. Çocuk sizin, hayat sizin, karar sizin… ( Bazen keşke her konuda reçeteler olsaydı da hepimiz tek tip  doğru ve mutlu çocuklar yetiştirseydik diye düşünmüyor değilim 🙂 )