Evlenirken…

Evlenirken hayat tozpembe oluyor; gelinlik, düğün, yeni ev, yeni eşyalar falan derken insan kendini sefil hayatından çıkıp bir masal dünyasına geçecek sanıyor, hem de yakışıklı prensiyle… Halbuki evlilik seninle tamamen farklı bir evde büyümüş, farklı bir kültürde yetişmiş sevdiceğinle hayatını hem fiziksel, hem yasal olarak birleştirip sizi aynı eve, aynı hayata, aynı düzene sığdırması beklenen; güzel yanlarının yanı sıra oldukça zor, yıpratıcı, sorgulatıcı bir kurumdur. Aşk, bu noktada sadece zorlukları hafifletici sebep olarak nitelendirilebilir ama asla evliliği yürütmeye yetecek güç değildir. Evliliğin doğru yürümesini sağlayan şey mantık ve sabırdır. Hoş, bunları ne zaman öğreniyorsun ? Evlendikten sonra…

Aslında evlenmeden önce konuşulması gereken çok şeyler var ama bir de çok konuşulması gereken şeyler var :  (mevzu aile olduğu için ben sadece o kısma kafa yordum)

  1. Aile yapınız benzeşiyor mu? En önemlisi bu sanırım, zira eğitim ailede başlar. Karakterimizin oluşumunda hem genetik faktörler, hem çevresel faktörler  etkilidir. İkisi de ailenin önemini ortaya çıkarıyor, sizce aileleriniz benzeşiyor mu?
  2. Ailenize yakınlığınız benzeşiyor mu? Diyelim ki anneye çok düşkün bir kız evlatsınız, bu noktada eşinizin de annesine düşkün olma ihtimalini göz önüne alıyor musunuz? Mesela siz haftanın her günü annenizle görüşmek isteyebilirsiniz ama eşiniz de kendi annesiyle görüşmek isterse ?
  3. Aileye bakış açınız ortak mı? Yani siz aile deyince “anne – baba – çocuklar” şeklinde standart bir aile yapısı hayal ediyor olabilirsiniz ama eşiniz sadece kadın ve erkekten oluşan iki kişilik bir aile düşlüyor olabilir. Veya “anne – baba – çocuklar – anane / babaanne” gibi daha sıkıntılı formüllerden hoşlanıyor olabilir.
  4. Paraya bakış açınız ortak mı? Sizce hayat mottosu  “azıcık aşım, kaygısız başım” olan biri ile “hep ileri, daima ileri” olan biri ne kadar süre bir arada mutlu  kalabilir?
  5. Hayata bakış açınız ortak mı? Hayat sizce nedir? Sürekli kendini geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek, yeni yerler gezmek, yeni insanlar tanımak gibi bir şey mi ? Yoksa yiyip içip uyumak gibi bir şey mi ? Mesela siz hafta sonlarını evde miskin miskin film izleyerek geçirmenin hayalini kurarken eşiniz dere tepe gezmek istiyor olabilir.
  6. Çocuk sahibi olmak konusunda benzeşiyor musunuz? Sizce bir ailenin kaç tane çocuğu olmalı ? Sıfırdan başlayarak ona kadar sayın, ortak sayıda anlaşıyor musunuz? Peki bir çocuğa annesi mi bakmalı, yoksa ananesi / babaannesi mi ? Eve bakıcı alabilir misiniz ? O bakıcı çocuğa mı bakmalı, eve mi ? Yoksa çocuğu minicikken bakım evine mi vermelisiniz ?
  7. Anneye bakış açınız ortak mı? Çocuk sahibi oldunuz diyelim, anne çocuğuna nasıl davranmalı? Mesela emzirmeli mi, mama mı vermeli ? Önceliği anne sütü üretmek mi olmalı, bir an önce zayıflayıp eski haline dönmek mi? Bebeğine 7/24 kendi mi bakmalı, yoksa evde ona yardım edecek birileri muhakkak olmalı mı ? Anne bebeğini birine bırakıp biraz kendine / kocasına / arkadaşlarına vakit ayırmalı mı, yoksa bebeği biraz büyüyene kadar hayatından fedakarlık mı etmeli?   
  8. Çocuklara bakış açınız ortak mı? Sizin eviniz çocuklara kızınca ona bağıran, onu döven, cezalandıran; çocuklar susunca onları öpücüklere boğan, onlara sürekli yeni oyuncaklar alan ebeveynlerin evi mi olacak ? Yoksa sorunlarını sükunetle çözen, sabırla bekleyebilen, konuşmalarını çocuk(lar) uyuduktan sonraya saklayan, tutarlı bir tutum / davranış sergileyen, abartılı öfke – sevgi krizlerine girmeyen ebeveynlerin evi mi ?
  9. Ebeveynlik anlayışınız ortak mı? Sizce bir anne nasıl olmalı ? Öncelikleri ne olmalı ? Bir babanın ailedeki konumu nedir ? Baba, çocuk eğitiminde hangi noktada durmalıdır? Çocuğa terbiyeyi anne mi, baba mı, ikisi birden mi, yoksa x mi verir?

İlk etapta aklıma gelen şeyler bunlar. Biz eşimle evlenirken ben kendime göre zor dönemler geçiriyordum ve onun yaşam enerjisi, hayata bağlılığı çok hoşuma gitmişti. Her zaman bakımlıydı, dişleri bembeyaz, kıyafetleri jilet gibiydi; tüm hafta deli gibi  çalışıp hafta sonları muhakkak bir yerlerdeydi, kendince tutarlı bir hayat algısı vardı. Tüm bunlar beni etkilemeye yetmişti ama üzerinde çok konuşmamız gereken şeyleri üstünkörü konuşup geçmişiz meğerse; bunun sıkıntısını sonradan çok çektim, hala çekiyorum 🙂

Benim yaşadıklarımdan, gözlemlediklerimden anladığım şey şu ki, kadın veya erkek fark etmez, kendisiyle çok fazla ilgili olan insanlar ebeveyn olduktan sonra çok bocalıyorlar ve bu işi pek beceremiyorlar. Kişinin kendine saygı duyması ve kendine iyi bakması elbette çok önemli ve olması gereken bir özellik ama bunu “kişinin kendine tapması” haline getirmemek dikkat isteyen bir ayrım, ince bir çizgi. Bir çoğu çizginin diğer tarafına geçtiğini  fark etmiyorlar bile 🙂

Benmerkezciliği hayatının göbeğine koymuş bir adamla yaşıyorsanız; sizi hiçe sayan ama saymadığını iddia eden, bir şeylerin azıcık ucundan tutsa bile dünyanın kıyağını yapmış havalarına giren, çocukları tamamen sizin üzerine yığıp kendine tonla vakit ayırabilen, sonra da sizi onunla ilgilenmemekle suçlayıp başka yollara gitmekle tehdit eden bir eş fikri size çok yabancı gelmiyordur sanırım. Hayatıma hoş geldiniz…

İşte tüm bu yazının ana fikri aslında evlilik gibi ileriye dönük, çok önemli bir seçimi  yaparken işi hormonlarımıza değil, kafamıza bırakma gerekliliğini vurgulamak. Haaa, ama tabi günün sonunda herkes kendi hayatını yaşıyor; siz de benzer seçimler yaparsınız, dertleşiriz.  🙂

Evlenirken…” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s